Mübarek Ramazan ayına girmeye az bir zaman kaldı.
Haftaya bugün oruçluyuz inşallah. Yeme-içmeye karşı olan oruçlu halimizi, alabildiğine kirlenen siyasete karşı da koruyabilirsek iyi olur. Kendimizi koruyalım ki, o mülevves çamur üzerimize sıçramasın; aklımızı, kalbimizi, ruhumuzu kirletmesin.
Bu noktaya dikkat çekmemizin önemli bir sebebi var. O da şudur: Mevcut iktidar, her nedense Ramazan ayında siyaset yapmayı çok seviyor. Hatta bu meselede ciddi manada sabıkalıdır. Kıytırık bir “Anayasa paketi”ni köpürte köpürte referanduma götürmek için, özellikle Ramazan ayını (12 Eylül 2010) tercih etti. O tarihte % 58 civarında kabul gören o referandumu sonradan iğdiş eden yine siyasî iktidarın kendisi oldu. Demek, milletin iradesi dahi onların umurunda değil.
Siyaset, esasen tâ o zamandan itibaren kademe kademe bir bataklığın içine doğru sürüklendi. Günümüzde ise, iktidarıyla-muhalefetiyle hemen bütün partiler o çamurun içinde debelenip duruyor. Zira, ülke ve milletin içine düştüğü vahim durumdan sağlıklı-güvenli bir çıkış yolunu gösteren kalmadı.
Bu durum karşısında vatandaş ve seçmen ne yapabilir? Seçim zamanı değil ki, “eliyle ve diliyle” bir şeyler yapabilsin. Geriye kaldı kalbî faaliyet. İyisi mi, mübarek Ramazan ayı hatırına kalbini de siyasetle yormasın. Zira, siyaset kalbi ıslâh etmez. Ma-nevî bir fayda da vermez. Aksine, kalp ve sair latifeleri sıkar, daraltır, katılaştırır.
O halde, siyasete şöyle güzelcene bir “oruç arası” vermek en iyisi, en doğrusu.
*
Genel manzaraya bakıldığında ve bilhassa “transfer borsası”na nazar edildiğinde, siyasetin iyice dip yaptığı görülüyor. Belki önceden hiç olmadığı, hiç görülmediği kadar irtifa kaybetti siyaset. Şahsî makam ve menfaat hırsı tavan yapmış durumda. Korku, baskı, şantaj kokuları ise, burun direğini sızlatıyor.
Bilhassa yaşanan son transfer oyunları öyle mide bulandırıcı bir raddeye vardı ki, ne iktidardakilere güven kaldı, ne de muhalefettekilere. Seçimlerde aldığı “helâl oylar”ı maalesef tutup “şaibeli işler”e tahvil-tercih eden edene…
*
Evet, siyasetin bataklığa girdiği dönemler olmuş ve olmaktadır. Bilhassa tek adam istibdadı veya zümre hâkimiyetinin olduğu zamanlarda.
Üstad Bediüzzaman, 1930’lar Türkiyesi için “siyasetin bataklığa girdiği”ni net olarak ifade ediyor. Maalesef, şimdilerde de benzer bir durum söz konusu.
Böylesi zamanlarda dikkat çeken acınası bir vaziyet da şudur ki: Üstad Bediüzzaman’ın “Siyaset-i beşeriye bir bataklığa girdi. Siyaset kalpleri ıslâh etmez” ve “Bu zamanda selâmet-i kalp ve ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı” demesine rağmen, Nur Risalelerini okuyan bazı kimseler aklını-fikrini siyasete o derece kaptırmıştır ki, âdeta bir partinin, yahut bir liderin gönüllü avukatı gibi olmuş. Hem öyle ki, ezbere bildiği o Nurlu sözler dahi onun ruhunda, kalbinde, vicdanında tesirsiz kalıyor. Yazık...
*
Madem ki vahim bir durum ile karşı karşıyayız, o hâlde daha bir dikkat ve itidâl ile hareket etmek gerekiyor. Siyaset(çi) hatırı için, din-iman kardeşi olduğumuz kimselerle ateşli tartışmalara, kırıcı polemiklere girmekten kaçınmak icap ediyor.
Bunu başarabilirsek, bizi güzel ve aydınlık günler bekliyor demektir. Hele ki, kar ve yağmur rahmetinin bol olduğu bu kış mevsiminin ardından, inşallah bereketli bir bahara doğru gidiyoruz.
İyisi mi, mübarek Ramazan ayını vesile ittihaz ederek, zahirî ve batınî duygularımızı siyasî münakaşalar yerine daha çok zikir, fikir, dua, ibadet, tilâvet ile geçirmeye çalışalım
Bilvesile şunu da hatırlatmış olalım: Nur Risaleleri’ni, bilhassa Ramazan, İktisad, Şükür ve Mu’cizat-ı Kurâniye risalelerini bu ay içinde mutlaka okumaya gayret edelim.