"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Öleceğini bilen insan nasıl yaşar?

Mehmet CEBE
16 Ocak 2026, Cuma
İnsan, öleceğini bilerek yaşayan tek varlıktır. Bu durum insanı ya hayattan soğutur ya da hayata anlam katar.

Aradaki fark, insanın neye dayanarak yaşadığıyla ilgilidir. Çünkü insan sadece nefes alarak değil, inanarak, güvenerek yaşayabilir. Mülk Sûresi. 2. ayetinde “Hanginiz daha güzel işler yapacaksınız diye sizi imtihan etmek için ölümü de hayatı da o yarattı" buyurur Rabbimiz.

Risale-i Nur'da ise “İman insanı insan eder, belki insanı Sultan eder" diyerek bu hakikate işaret etmiştir. 

İman, insanı başıboşluk duygusundan kurtarır. Hayatın rastgele olmadığını, ölümün de yok oluş olmadığını öğretir. Allah vardır, Ahiret vardır diyen insan için dünya bir son durak değil, bir imtihan yoludur.

Bu inanç, ölümü sevdirmez ama anlamlandırır. Korku vardır; çünkü hesap vardır. Fakat umut da vardır; çünkü adalet vardır. Gözyaşı sahipsiz değildir, iyilik karşılıksız kalmaz. Ölüm, sevdiklerimizden ebedî bir ayrılık değil, bir buluşma vaadi taşır.

Ahirete inanmayan insan da yaşar elbette. Ama onun hayatı bu dünya ile sınırlıdır. Onun için ölüm, her şeyin bittiği yerdir. Teselli çoğu zaman unutmak, gafletle oyalanmak ya da geride bir iz bırakma arzusudur. Bu da insanı bir yere kadar taşır. İman ise insana sadece teselli değil, istikamet verir. Neyi niçin yaptığını öğretir. İyilikte yalnız kalsa da vazgeçmemeyi, kötülükte kazansa bile durmayı sağlar.

Bu yüzden Said Nursî, “Hakikî imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir” demiştir.

Çünkü o insan artık yalnız değildir. Dayanağı vardır, yönü vardır, hesabı vardır. Öleceğini bilen insan, imanla yaşarsa hayat yük olmaktan çıkar; emanete dönüşür. Ve ölüm, karanlık bir son değil, yeni bir hayata, Ahirete aydınlık bir geçiş olur. Allah’ın kelamı 

Kur'ân, Hadis-i Şerifler ve Risale-i Nur bize bu hakikati ders veriyor.

Tebliğ niçin yapılır?

Tebliğ, İslâm’ın omuzlara yüklediği ağır ama şerefli bir sorumluluktur. Tebliğ; bildiğini zorlamadan paylaşmaktır, anlatmaktır. Tebliğ herkese yapılır; fakat herkese aynı dille yapılmaz. Muhatabın yaşı, bilgisi, hâli ve arayışı dikkate alınır. Merak edenle inat edene, bilenle bilmeyene aynı üslup kullanılamaz. Peygamberlerimizin metodu budur. Hz. Muhammed’in tebliği önce ahlakıyla, sonra sözüyle olmuştur. 

Kur’ân’ın emri açıktır: “Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır.”

Tebliğ zorlamayla olmaz. Neticeyi beklemek değil, vazifeyi yerine getirmek esastır. Vazifesini yapıp vazifeyi ilahiyeye karışmamaktır.

Tebliğ; “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim“ diyen Resul’e kabi olmaktır.

Okunma Sayısı: 149
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı