Risale-i Nur’da, Kur’ân’ın temel esaslarının dört olduğu ifade edilir: Allah’ın varlığı ve birliği, peygamberlik, ahiret, adalet ve ibadet. Bu esaslar, bir mü’minin inancını ve hayatını şekillendiren ana sütunlardır.
Cuma hutbelerinde her hafta okunan bir ayet vardır ki, aslında Müslümanlar için rehber niteliğindedir. Nahl Suresi’nin 90. ayeti… Rabbimiz bu ayette, adaleti, iyiliği ve özellikle akrabaya yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, kötülüğü ve zulmü yasakladığını bildirir. Ardından da “Düşünüp tutasınız diye size öğüt verir” buyurur.
Bu ayet, hutbelerde okunup geçilecek bir metin değil; hayatın her alanına taşınması ve yaşanması gereken İlâhî bir ölçüdür.
Adalet, sadece mahkemelerde aranan bir kavram değildir. Günlük hayatın tam merkezindedir. Alışverişte dürüst olmak, emanete sahip çıkmak, kimseye haksızlık etmemek, hakkı kimden gelirse gelsin teslim etmek hep adaletin parçalarıdır. Bir mü’min, bunları Allah rızası için yaptığında, adalet onun için bir ibadete dönüşür. Bu yönüyle adalet, kulluğun ayrılmaz bir parçasıdır.
Kur’ân’da iyilik önce en yakından başlar. İnsan çoğu zaman dışarıya karşı nazik, yakınlarına karşı ihmalkâr olabilir. Oysa Rabbimiz, akrabaya yardım etmeyi özellikle vurgulayarak imanın aile içinde de yaşanmasını ister. Anne-babayı gözetmek, kardeşle bağı koparmamak, kırgınlıkları uzatmamak, muhtaç olan yakına sahip çıkmak bu emrin gereğidir. Akrabaya iyilik, merhametin ve toplumsal dayanışmanın temelidir.
Namaz, oruç, zekât ve diğer ibadetler, insanı hayattan koparmak için değil; hayatı güzelleştirmek için vardır. Namaz insanı kötülükten alıkoyar, oruç nefsi terbiye eder, zekât merhameti artırır. Kalbi arınmayan, nefsini dizginlemeyen bir insanın adil ve merhametli olması zordur. Bu yüzden ibadet, adaletin ve iyiliğin kaynağıdır.
Kur’ân’daki yasaklar ise insanı baskı altına almak için değil, onu korumak için konulmuştur. Zinaya yasak aileyi, hırsızlığa yasak malı, yalana yasak güveni, zulme yasak insan onurunu korur. Eğer bu sınırlar olmasaydı, güçlü zayıfı ezer, haklar çiğnenir, toplumda huzur kalmazdı. Yasaklar, adaletin bekçisidir.
Bugün ne yazık ki bazen ibadetin şekli var, ruhu eksik; kanun var, vicdan zayıf; kurallar var, uygulama yetersiz… Bunun sonucu da güvensizlik ve huzursuzluktur.
Oysa Cuma hutbelerinde her hafta hatırlatılan mesaj çok nettir: İbadet kalbi düzeltir, adalet toplumu ayakta tutar, akrabaya iyilik gönülleri birleştirir, yasaklar düzeni korur. Camide huşû, evde merhamet, sokakta adalet ve hayatta ahlâk ile gerçek kulluk tamamlanır. Hutbede dinlediğimiz ayetleri hayatımıza taşıyabildiğimiz ölçüde hem şahsî, hem de toplumsal huzura yaklaşmış oluruz.