İnsanın bu dünyada vazifesi nedir? Allah herşeyi yarattı, donattı. İnsanı muhatab aldı onunla konuştu ve onu mükellef kıldı. Ona ibadeti emretti.
Kur’ân-ı Kerîm bu soruya daha ilk sûrede cevap verir: “Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur.” (Fâtiha: 1) Bu ifade bize şunu söyler: Bu âlemin bir Rabbi var ve O Rab, her şeyi terbiye ediyor. Yaratmakla bırakmıyor; yaşatıyor, rızıklandırıyor, idare ediyor. İşte bu sürekli İlâhî tasarrufa “rububiyet” deniyor.
Etrafımıza biraz dikkatle baktığımızda bu rububiyetin izlerini görmemek mümkün değil. Mevsimler şaşmıyor, kalp durmadan atıyor, toprak kendisine emanet edileni geri vermekte cimri davranmıyor. Peygamber Efendimiz’in (asm) hayatına baktığımızda da bu şuurun canlı tutulduğunu görürüz. Yediğinde “Elhamdülillah” demesi, sabah akşam dualarla güne başlaması, insana rızkın kaynağını unutturmamak içindir.
Fakat mesele burada bitmiyor. Çünkü rububiyet tanınmak ister. Nimet varsa, o nimetin sahibinin bilinmesi gerekir. Kur’ân bu noktada çağrıyı netleştirir: “Sizi yaratan Rabbinize ibadet ediniz.” (Bakara: 21)
İşte burası ulûhiyet kapısıdır. Allah’ın ibadete, itaate ve teslimiyete tek lâyık Zât olması… Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur’da bu ilişkiyi çok veciz bir cümleyle özetler: “Rububiyet, ulûhiyeti ister; ulûhiyet, ubudiyeti iktiza eder.”
Yani Allah’ın Rabb oluşu, O’nun İlâh olarak kabul edilmesini ister. İnsan rububiyeti görüp ulûhiyeti kabul etmezse, nimeti alıp vereni tanımamış olur. Bu da kalpte bir boşluk, hayatta bir dengesizlik doğurur.
Ulûhiyetin hayattaki karşılığı ise ubudiyettir. Kur’ân bu hakikati açıkça bildirir: “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zâriyât: 56)
Risale-i Nur, bu ibadetin özünü namazda toplar: “Namaz, Rububiyet-i İlâhiyeye karşı ubudiyet-i insaniyenin unvanıdır.”
İnsan secdede aczini ilan ederken aslında en büyük hakikate tutunur. Rububiyet karşısında eğilen baş, dünya karşısında izzet kazanır.
Kâinat rububiyet diliyle konuşuyor. Kur’ân çağırıyor, Sünnet yol gösteriyor, Risale-i Nur izah ediyor. İnsana düşen ise rububiyeti görüp, ulûhiyeti kabul edip, ubudiyetle cevap vermek… Çünkü insan, yerini bilip vazifesini yaptığında huzur bulur. Mealen son söz: “İnsan ancak Rabbini zikirle mutmain olur.”