"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Meğer biz dâvayı değil, kendimizi zirveye çıkartmışız”

Mikail YAPRAK
15 Nisan 2021, Perşembe
Diyorlar ki: “A kardeşim, sen Avrupa’dan yazıyorsun. Oradan bakınca, Türkiye’nin gidişatını bizden daha iyi görmelisin. Yüz yıl öncesinden bu günümüze müjdeler yok muydu? İşte müjde tahakkuk ediyor. Değişimi neden hâlâ fark etmiyorsun?”

Diyoruz ki: “Bu gazetenin takipçileri dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, her meseleye ve her hâdiseye bir zaviyeden, bir açıdan ve bir yerden bakarlar.”

Diyorlar ki: “Bizim ‘hayırlı’ bildiğimizi neden ‘şer’ telâkki ediyorsunuz?”

Diyoruz ki: Siyaset alanı; haricî ve derin güçlerin cirit meydanıdır. Bazen asıl şerri, senin “hayra yorduğun” oluşumun üzerinden ülke üstüne yüklemesini biliyorlar. 

Görmüyor musun ki, o alana ‘hasbî’ olarak dalan ‘hesabî’ olup çıkıyor. Çok idealist zevat, o alana bulaştıktan sonra, bir de iktidara oturunca, idealini bir ‘gömlek’ gibi çıkarıp atabiliyor.

Gazeteci merhum Galip Erdem bir zamanlar bunu çok veciz ifade etmiş ve şöyle demişti:

“Bizler ‘dâvâ’yı Ağrı Dağı’nın zirvesine çıkaracaktık. Yola koyulduk, bin zahmet ve emekle, acılar çekerek dağa tırmandık. Zirveye vardığımızda sevincimiz sonsuzdu, ama küçük (!) bir noksanımız olduğunu fark ettik: 

‘Dâvâ’yı dağın eteklerinde unutmuştuk! Meğer biz dâvâyı değil, kendimizi zirveye çıkartmışız.”

**

Maraşlı merhum Âşık Hüdaî ne güzel demiş: 

“Faydası olmayan bahardan, yazdan; 

Yüce dağ başının kışı makbuldür.

Cahilin yaptığı sözden sohbetten;

Âlimin hayali, düşü makbuldür.”

Hele bir âlim ki; sözü, izi ve yazısı (eserleri) hep Kur’ânî ve Peygamberî olsa. 

Hele bir âlim ki; bize “hayal ve düş” gibi gelen beyanları bile hakikatın ta kendisi olsa. 

Hele bir âlim ki, siyaset ve içtimaîyat üzerine yazdıkları da, istikbâle ait beyanları da, düş ve hayalden uzak hakikatler olsa.

Böyle bir âlime, “Emriniz baş-göz üstünedir” denilmez mi? “Eski Saîd Dönemi Eserleri” de yeniden okunmaz mı?

Bizim yazılarımız bir heyetin onayından geçerek orijinal haliyle önünüze geliyor. Ama sanmayınız ki, sanal yolla bize ulaşanlar da aynı minval üzere oluyor. Bir kere onlar, herhangi bir heyetten geçmiyor. Yazanın keyfine ve vicdanına kalıyor. Her zaman okşayıcı ve iç açıcı da olmayabiliyor. 

İşin garip bir tarafı daha var. 

Biz, içtimaîyat üzerine olan yazılarımızda parti ismi bile vermiyoruz. Lâkin gelen itirazlarda açıkça parti ismi veriliyor. 

Biz meselenin köküne ve temeline inmeye çalışıyoruz. İtirazcılar, ağacın dal ve yapraklarında, binanın çatısında dolaşıp duruyorlar.

Diyorlar ki: “Böyle dinini ve diyanetini bilen insanlar, haricî cereyanlara neden âlet olsunlar? Neden kendilerini, bile bile felâkete atsınlar?”

Diyoruz ki: “Buyurun, Yirmi Dokuzuncu Mektub’un Altıncı Risalesi’nin Altıncı Kısmı’nı bir daha okuyalım. Orada altı tane şeytanî desise deşifre ediliyor. Makam sevgisi, şöhret duygusu, korku damarı, rızkından korkmak, ırkçılık, enaniyet ve vazifedarlık damarı gibi… 

Ve Üstâd, “Kardeşlerim hakkında en çok korktuğum bu desiselerdir” diyor. 

Diyorlar ki: “Hürriyet ve demokrasi hususunda, Münâzarât’ta yüz yıl sonrasına müjdeler var. Tam yüz yıl geçti.”

Diyoruz ki: “Beşerin sebep olabileceği gecikmeleri ve ertelenmeleri de hesaba katmak lâzım. O müjdeli süreye beşerî ve şerlî müdahaleler olmuştur. O müdahalelerin tahribatlarını tamire çalışmayanlara Cenâb-ı Hak o mükâfatı tattırır mı? 

Kaldı ki tamire çalışmak bir yana, zahirî bir göz boyamanın arkasında tahribat daha katmerli devam ettiriliyor. 

Görmüyor musunuz?

Okunma Sayısı: 2233
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Selman Toprak

    15.4.2021 17:12:53

    Harika olmuş, tebrik ederim. Eğer bu kadar söze rağmen yanlışta ısrar ederlerse; "zarara rızasıyla gidene merhamet edilmez" demek icab eder.

  • Abdullah Tunç

    15.4.2021 09:19:35

    Siyasi akımların,(siyasal dindarlar ve siyasal kad rolar) verdikleri zararları, tahribatları bir yana,tamir ci konumunda olan Nur cemaatların bu zarar ve tahribatta rölleri yok mu? Bunlar Risale-i Nur'a göre siyasi ve içtima-i stikame t ve dengeyi,ittihad ve mu habbeti tutturabildiler mi?Yek vucüt hareket edebil diler mi? Yoksa yukarıda belirtilen siyasi akımların değirmenine su mu taşı dılar? Elbette siyasi oyunlara gelmeyen az bir kısım var.İstisnalar kaide yi bozmaz.Bu kısmın gay retleride ülkenin bu duru ma gelmesini önleyemedi. Çok derin bir iç mühasebe ve tarihi araştırma yap mak gerekmiyor mu?Hâlâ aynı hatalara devam ediliyor. Değişik şekilde görülen, ülke ve dine son derece zararlı olan ve zararları gözle görülür hale gelen bu iki siyasi cereyan, hâĺâ Nur cemaatları nezdinde tam olarak anlaşılabilmiş değildir.Ve hâlâ peşlerinde gidiyorlar!!! Ve minel acaip vel garaip...Sahi ümmet-i Mu hammed'iyi sahili selamete kim çıkaracak?

  • Ömer

    15.4.2021 07:11:54

    Mikail bey kaleminize sağlık,"1". Enaniyet ve vazifedarlığı bir mi anlamalıyız."2". Vazifedarlığı,hem menfi yönde hem müspet yönde nasıl yorumlamalıyız, Risale-i Nur ölçülerinde.Muhabbetle.

  • İsmail Atak Cebecili

    15.4.2021 05:28:27

    "..tamire çalışmak bir yana, zahirî bir göz boyamanın arkasında tahribat daha katmerli devam ettiriliyor. " Gizli fesat komiteleri, korku yayıcılar, yalancılar, talancılar, fitneciler kısa süre de olsa boş durmayıp, yapılabilecek bütün tahribatı yapıyorlar. Yapılan hatalar, bu belaların sel gibi üzerimize gelmesine yol açtı. Toplu tövbeye ihtiyaç var.

  • Sezai MUMCU

    15.4.2021 04:00:40

    Merhum ve muazzez Üstadimiz Bediüzzaman Said Nursî Vatan sathini birlik, beraberlik ve bir BÜTÜN olarak Van'in Baset Daginda 4000 metreye yakin bir yükseklikte nasil gördüyse Isparta'nin, Kastamonu'nun Daglarinda, Volga Nehrinin kenarinda Kosturma'da Eski Rus Carliginin Baskenti Sankt Petersburg'da Varsova'da Berlin'de, Balkanlarda, Payitaht Istanbulda, Sam-i Serifte Emeviye CamiindeHutbe Makaminda nasil gördüyse BIZ AVRUPA'DAN BAKANLAR aynen öyle görüyoruz. Hilafet Makaminin simdiki sahibi Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne ancak Kur'an ve Hadisler'in hükmüne mutabik millî menfaatlerde ittihadi esas alan, Birlik, Beraberlik ve Bütünlügü ESAS ALAN PARTILERIN baktigi gibi bakiyoruz. Bu ayni zamanda Yeni Asya semsiyesi altinda MESVERET ESASLARINA dayali esasin özüne sadik kararlarla hareket eden birinin Dünya'nin neresinde olursa olsun baktigi ve gördügü AYNI TAVIZSIZ HAKIKATLERDIR. Kanaatim odur ki Muhterem Mikail Hocamin da bunlara itirazi yoktur.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı