"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ali Rıza Öztürk ve Bediüzzaman

Misbah ERATİLLA
31 Ekim 2021, Pazar
Ali Rıza Öztürk, 1958 yılında Siirt’in Kurtalan ilçesinin Garzan (Zok) kasabasında medresede okuyordu.

Bir gün aniden ruhî ve manevî bir rahatsızlık yaşadı. Rahatsızlığı devam edince medrese hocası Seyit ve âlim Adil Erçin’e “Efendim, ben Diyarbakır’a bir doktora gitmek istiyorum.” diye izin ister. İzin aldıktan sonra Diyarbakır’a gider. Bu arada Ali Rıza Öztürk’ün Diyarbakır’a gitmesinin bir diğer sebebi de Bediüzzaman’ın talebesi Mehmet Kayalar’ı görmekti. 

Ali Rıza, Diyarbakır’a gider hastane işlerini gördükten sonra ikindi ezanı Ulu Cami’ye namaz kılmaya gider. Namazdan sonra on-on birbir yaşlarında bir çocuğun cemaate bir kitaptan bir şeyler okuduğunu görür. Cemaat onu ilgiyle dinlediğini görünce o da çocuğu dinlemeye başlar. Ali Rıza okunan kitabın “Hastalar Risalesi” olduğunu anlar ve dikkatlice dinler. Ali Rıza, çocukluğundan beri evlerinde Risale-i Nur dersi yapıldığından bu konulardan haberdardı. Ali Rıza, hastaydı ve tedavi için Diyarbakır’a gelmişti. Allah, namaz sonrası karşısına tanımadığı bir çocuk çıkarmıştı. Çocuk kitabı okudukça Ali Rıza hastalığının hafiflediğini hisseder. Her kelimeyi can kulağıyla dinler. Okunan kısım bittikten sonra Ali Rıza doktorunu bulmuş hasta gibi çocuğa yaklaşır ve ona teşekkür eder. Çocuğa Mehmet Kayalar’ı sorar. Çocuk, “O, benim babam” deyince ikinci bir şoku yaşar. Çocuk ona “Babamı görmek istiyorsan berber Ziya Parlakgündüz’ü bul, o seni götürür” dedikten sonra adresi alarak yola çıkar. Ali Rıza gittiği adreste berber Ziya’yı bulur ve bir süre onunla sohbet eder. 

Akşam ezanından sonra Berber Ziya ile Ali Rıza, Mehmet Kayalar’ın Dicle kenarındaki dershanesine giderler.

Dershane genişçe bir bahçenin içindeydi. Bahçeden içeri girdiklerinde yere serili kilimlerin üzerinde yaklaşık beş yüze yakın kişi oturmuştu. Cemaatin içinde şeyhler, sarıklı âlimler, hocalar göze çarpıyordu. Ali Rıza, Mehmet Kayalar’ı ilk defa görecekti. Heyecanla onun gelmesini bekledi. Mehmet Kayalar, nihayet göründü. Üzerinde beyaz bir cübbe ve başında bir sarık vardı. Mehmet Kayalar, derse “Hastalar Risalesi”nden okumaya başladı. Okudukça Ali Rıza rahatlıyor; ruhî ve manevî hastalığında bir iyileşmenin olduğunu hissediyordu. Nihayet ders bitti. Berber Ziya, Ali Rıza’yı Mehmet Kayalar’ın yanına götürdü ve “Efendim bu hoca efendi Eskişehir’den sizinle tanışmak istiyor.” dedi. Böylece Ali Rıza, Mehmet Kayalar ile tanıştı ve yaklaşık bir ay Diyarbakır’da kaldı. Bu süre içinde okuduğu ve ilim yaptığı kitaplar ile Risale-i Nur arasında bir karışıklık yaşadı. Mehmet Kayalar ile Bediüzzaman’ın manevî makamı, vazifeleri, Mehdiyet, Risale-i Nur’un mahiyeti hakkında tartışmaları oldu. Birkaç sohbet sonra Ali Rıza ikna oldu. 

Bediüzzaman ve Risale-i Nur’un mahiyetini tam anlayınca Diyarbakır’da durmadı. Bediüzzaman’ı görmek için yollar aramaya başladı.

Ali Rıza, hemen aynı gün Diyarbakır’dan Kurtalan ilçesinin Garzan kasabasındaki medreseye döndü. Bir gece zor anların yaşandığı bir rüya gördü. Uyandığında içine düştüğü ateşten kurtulmak için sabah erkenden hocasının yanına gitti. Geri dönmek şartıyla Bediüzzaman Hazretleri’ni ziyaret etmek için izin aldı ve yola çıktı. O sıralar Ankara da vaizlik imtihanı da vardı. Ankara’da önceden tanıştığı Said Özdemir ile görüştü. Vaizlik imtihanına girdi. İmtihandan sonra Said Özdemir’e bir daha uğradı ve Bediüzzaman Hazretleri’ni ziyaret etmek istediğini söyledi. Said Özdemir, “Üstad, buraya uğramıştı, ama ilâçlarını burada unutmuş, sen o tarafa gidersen bunları da götür.” dedi. 

Ali Rıza ilâçları aldı. Eskişehir üzerinden Emirdağ’a gitti ve Mehmet Çalışkan’ı bularak Bediüzzaman’ın ilâçlarını getirdiğini söyledi. Mehmet Çalışkan, “Üstad buraya uğradı, ama arabadan inmedi, Afyon’a gitti.” deyince Ali Rıza, hemen yola çıkarak Afyon’a gitti. Afyon’a geldiğinde talebeler “Üstad geldi, ama arabadan inmedi, Isparta’ya gitti” deyince tekrar yola çıkarak Isparta’ya gitti. Isparta’da Bediüzzaman Hazretleri’nin kaldığı evi buldu ve kapıyı çaldı. Zübeyir Gündüzalp kapıyı açınca “Abi ben Ankara’dan ilâçları getirdim.” deyince Zübeyir Gündüzalp “Şu anda Üstadımız istirahat ediyor, yarın sabah gel. Üstadla seni görüştürelim, kendin de anlat!” dedi. 

Böylece Ali Rıza otele gitti, ama sabaha kadar Bediüzzaman’ı göreceğim diye heyecandan gözüne uyku girmedi. 

Sabah erken saatte kalktı ve Bediüzzaman’ın evine giderken sokakta iki polisin olduğunu gördü. Polisler sokakta gelip geçenleri kontrol ediyordu. Ali Rıza polislerin sokaktan gitmesini bekledi. Polisler sokaktan gidince Ali Rıza kapıya doğru koşarak kapıyı çaldı. Zübeyir Gündüzalp kapıyı açtı ve onu içeri aldı. Merdivenden yukarı çıkarken Bediüzzaman odasından dışarı çıkmıştı. Ali Rıza hemen elini öptü. Bediüzzaman onu kucakladı ve ilâçları getirdiği için ona duâ ederek teşekkür etti. Bediüzzaman talebelerine “Arabayı hazırlayın Ankara’ya gideceğiz.” deyince hazırlıklar başladı. Merdivenden bir delikanlı gibi korkuluklara tutunmadan indi. Ali Rıza da peşinden indi. İçinden “Üstadın yanında yer olsa da Ankara’ya ben de gitsem.” diye geçirdiği esnada Bediüzzaman taksiye bindikten sonra camını indirir, eliyle Ali Rıza’yı çağırdı. “Bak arabada yer yok, yer olsaydı seni de alacaktım” dedikten sonra araba hareket etti ve Ankara’ya doğru yola çıktı.

Ali Rıza medreseden icazet (diploma) aldıktan sonra daha rahat hizmet etmek için resmî görev yerine fahri vaiz olarak camilerde vaazlar verdi. Vaazlarından dolayı yaklaşık 18 kere tutuklandı. Yine bir seferinde cezaevinden çıktıktan sonra eve döndü. Hemen ertesi gün hazırlığını yaptı babası “Ne o ağa yolculuk mu var yine?” deyince “Baba ben Üstada gideceğim. Burada vaizlikte bana hizmet ettirmiyorlar, ona hizmet edeceğim.” dedi. Babası “Git bakalım kabul ederse?” dedi. 

Ali Rıza Emirdağ’a Bediüzzaman’ın evine gitti. Kapıyı Zübeyir Gündüzalp açtı “Hayrola şarklı hoca efendi!” dedi. Ali Rıza “İkide bir tutuklanıyorum, karakol, polis, mahkeme Üstadın yanında kalmak için geldim, çayını yapacağım, çamaşırını, bulaşığını yıkayacağım.” dedi. Daha konuşmasını bitirmeden Bediüzzaman yüksek sesle seslendi. Hâlbuki Ali Rıza konuşurken Bediüzzaman’ın onu duyması mümkün görünmüyordu. Arada bir hayli mesafe vardı. Ali Rıza gayet yavaş bir sesle söylemişti. Bediüzzaman, “Derhâl hizmetin başına! Sen hiç hizmet etmesen bile caddede, sokakta, pazarda gezerken ‘Şu geçen Nur Talebesiymiş’ demeleri bu zamanda en büyük bir hizmettir” deyince Ali Rıza öyle bir sarsıldı ki başından kaynar sular dökülmüş gibi oldu. Hâlbuki Ali Rıza, Bediüzzaman’la dertleşip başına gelenleri anlatmayı hayal etmişti. Zübeyir Gündüzalp “Yapacak bir şey yok, derhâl hizmetin başına dön” deyince Ali Rıza ağlaya ağlaya eve geri döndü. Babası onu görünce gülümsedi. “Ne oldu ağa Üstad kabul etmedi mi?” deyince Ali Rıza olan biteni anlattı. Babası “Bak oğlum Üstadın çayını yapacak, çorbasını pişirecek, bulaşığını yıkayacak birçok talebesi var. Sen vaizsin, kürsüye çıkıp vaaz edecek kaç kişi var? Onu yapacak adamlar kürsüye çıkıp vaaz ederler mi? Üstad seni orada niye bağlasın? Üstad seni kürsülerden vaaz etsin, hizmet etsin diye geri gönderdi. Onun için seni kabul etmemiş” deyince Ali Rıza meselenin aslını anlamış ve rahatlamış oldu. Ali Rıza ondan sonra camilerde, köylerde, mahallelerde, kahvelerde her yerde dersler yaptı ve küçük Risaleleri güvendiği kişilere verdi. Zamanla Bediüzzaman’ın manevî bereketini, eserlerini okudukça daha çok anladı. Emekli olduktan sonra da Eskişehir’in camilerinde vaazlarına devam etti. Eskişehir’in Sivrihisar kazasının Günyüzü Kasabasının Gecek Köyü’nde 1934 yılında doğan Ali Rıza Öztürk uzun yıllar önce kurucusu olduğu “Hakka Hizmet Vakfı”nda hizmetlerini devam ettirdi.

Kaynak:

Ömer Özcan- Ağabeyler Anlatıyor-5

Okunma Sayısı: 1965
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Said Yüksekdağ

    3.11.2021 15:26:20

    Allah razı olsun Misbah Ağabeyim 🤗

  • Mehmet Emin Bozkuş

    31.10.2021 18:28:18

    Eline sağlık Hocam

  • ihsan

    31.10.2021 16:32:50

    Allah razı olsun hocam.

  • Neslinur

    31.10.2021 08:56:23

    Muhterem Misbah ağabey, yazınızı okurken Ali Rıza ağabeyin üstad hz lerini görmek, O na talebe olup hizmet etmek çabası beni ağlattı. Ağabeylerin hayatlarını okurken, hizmet konusunda taşıdıkları hissiyata hayran kalıyorsunuz. Ali Rıza ağabey e sıhhat afiyet dolu günler diliyorum. Sizin de emeğinize sağlık bizimle paylaştınız.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı