"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kırmızı kurdelenin sırrı

Misbah ERATİLLA
06 Haziran 2019, Perşembe 01:34
Evden çıktığımda havada bunaltıcı bir sıcaklık vardı.

Okulun giriş kapısının olduğu sokağa girdim. Aşırı kalabalığı görünce çıkış zilinin çaldığını anladım. Öğlenci olduğumdan sabah geç kalkar, kahvaltımı geç yapardım. Bu yüzden genellikle öğle yemeği yemeden okula giderdim. Okulun giriş kapısına vardığımda asfaltsız sokağı kalabalıktan dolayı tozdan bir sis kaplamıştı. Bu toz duman içinde simitçi, tatlıcı, çekirdekçi, pamuk şekerci ve ekmek nohut satan satıcıların sesleri birbirine karışıyordu. Öğrenciler bu giriş ve çıkış anlarında satıcılardan bir şeyler alırdı. Ben de bu kalabalık arasında ekmek nohut satan yaşlı adamın yanına yaklaştım. Birkaç büyük çocuk ekmek nohut aldıktan sonra yaşlı satıcı bana yönelerek: “Kırmızı toz biber dökeyim mi?” diye sorunca başımı aşağı yukarı sallayarak evet dedim. O gün ekmek nohut aldım ve ikinci teneffüste yemek üzere poşetten yapılma çantama koydum. Öğle yemeğini yediğimden birkaç dersten sonra acıkıyordum. Acıkınca da başım ağrıyor, dersi dinleyemiyordum. Çantamda yiyeceğim oldu mu o gün kendimi güvende ve rahat hissediyorum. Bu gün okul bahçesi her zamankinden daha kalabalıktı. Sınıfımın sıra olduğu yeri bir süre aradım sonunda öğretmenimi ve arkadaşlarımı görünce koşarak yanlarına gittim. Sırada beklerken güneş başıma vuruyordu. Nihayet öğrenciler teker teker sınıflarına geçerken bizim sınıfta geçince rahatladım. Sınıfıma geçtim. Üç kişi ile oturduğum sırama geçtim ve poşet çantamı sıranın içine yerleştirdim. Arkama yaslanarak öğretmenimin gelmesini bekledim. 

Okul çok kalabalıktı. Sadece benim bulunduğum sınıfta altmışın üzerinde öğrenci vardı. Kadın öğretmenim çok sertti ve güldüğünü hiç görmedim. Bağırınca çok korktuğumdan azar işitmemek için sürekli tahtaya yazdıklarını hemen defterime yazıyordum. Evde derslerimde bana yardımcı olacak kimsenin olmamasından tek başıma çalışıyordum. Çünkü annem babam okuma yazma bilmiyorlardı. Benim okula gidip gitmediğimden haberleri yokmuş gibi davranıyorlardı. Zaten iki göz bir evde dokuz kardeşle birlikte yaşıyorduk. Koca aile içinde kimsenin okulumdan, derslerimden haberi yoktu. Uzun ve karanlık bir tüneldeymişim gibi her günümü tedirgin ve korku içinde geçiyor. Aralık ayının başıydı; bir gün ikinci derse girmiştik öğretmenim öğrenci sıralarını tek tek dolaşarak öğrencilere bir şeyler okutuyordu. Öğretmen sırama geldiğinde sert ve soğuk bakışı içimdeki korkuyu daha da arttırdı. Önümdeki kitabı açtı ve parmağıyla gösterdiği yeri okumamı istedi. Korku içinde titreyerek de olsa okudum. Öğretmen okuduğuma inanmamış olacak ki bir sayfayı daha çevirdi ve okumamı istedi. Gösterdiği yeri okudum, ama ter içinde kalmıştım. Kaçamak bir bakışla öğretmenimin yüzüne baktım yüzündeki sertlik gitmişti. Gülümseyen bir yüz görünce korkum biraz da olsa gitmişti. 

Birkaç satır daha okuduktan sonra öğretmenim şefkatle elini başımın üzerinde gezdirerek: “Aferin Şehmus!” dedi. Öğretmenimin ilk defa gülümsediğini görmüşüm. Öğretmenim dolabını açtı içinden kırmızı bir kurdele çıkardı ve çatallı iğne ile yakama taktı. Hiç beklemeden beni yanına alarak komşu sınıfa götürdü. Öğretmenim komşu sınıf öğretmenine  “Şehmus okumaya geçmiş, baksana!” dedi. 

Komşu sınıf öğretmeni bir kitap getirerek bana: “Oku!” dedi. Heyecan ve korkum geçmişti. 

Takır takır okuyunca öğretmenim: “Gördün mü Şehmus okumaya geçmiş ve çok güzel de okuyor.” dedi. Öğretmenimle sınıfa döndüğümde herkes imrenerek bana bakıyor ve gözler yakamdaki kırmızı kurdeledeydi. Artık teneffüslerde arkadaş sayım artmıştı. Herkes yakamdaki kırmızı kurdeleye bakıyordu. Böylece okulda tanınan biri olmuştum. O gün kanatlanmış gibi eve gittim. Sevinçle etrafıma bakındım, ama kimse başarımın farkında değildi. Karanlıktaki bir mücevher gibi evin bir köşesinde öğretmenimin verdiği hikâye kitabını sessizce okudum. Evde kimsenin bana bu kırmızı kurdeleyi niye taktın dememesi beni üzmüştü. Ertesi gün okula erken gittim. Çünkü yakamdaki kırmızı kurdeleyi herkesin görmesini istiyordum. Gelen giden öğrenciler yakamdaki kurdeleyi görünce: “Bu çocuk çalışkan!” diye düşündüklerini biliyordum. Yakamdaki kırmızı kurdeleyle yürürken mutluluk ve sevinç her yanımdan akıyordu. Kendimi resmî bir törende yürüyen bir kahraman gibi gördüğümden dikkatlerin üstümde olmasından çok memnundum. Ders zili çaldı ve öğretmenim sınıfa geldi. Bir şeylerle meşgul olduktan sonra eliyle bana gel işaret yapınca koşarak yanına gittim. Öğretmenimin gözlerine baktım ve ne diyeceğini bekledim.  

Öğretmen üzerinde Cin Ali yazan bir kitap setini bana uzattı ve: “Şehmus al, bu senin. Okulda okuma yazmaya geçen ilk öğrenci olduğundan bu kitapları sana hediye ediyorum.” dedi. Hayatımda aldığım ilk hediye olmuştu. O an sevinçten başım döndü. Yerde miyim gökte miyim diye bir süre kendime gelememiştim. Kendimi mutluluktan bulutların üstünde uçuyor gibi hissediyordum. 

Öğretmen bu şaşkın halimi görünce gülümsedi ve: “Aferin sana Şehmus!” dedi. Artık öğretmenimden korkmuyordum. İyi biliyordum ki öğretmenim beni seviyordu. Sınıftaki en iyi öğrenci olduğumu da biliyordum. Evde görmediğim değeri, mutluluğu okulda bulmuştum. Tek üzüntüm başarılarımdan evde kimsenin haberdar olmamasıydı. Daha sonraki günlerimde tek hedefim evin bir köşesine çekilip ertesi gün öğretmenimin bana aferin demesini sağlamak için saatlerce çalışmaktı. Kırmızı kurdeleyi yakama taktıktan sonra annem çamaşırları yıkadığında kırmızı kurdelenin takılı olduğu yakamı ona yıkatmadım ve haftalarca kirli yakayla okula gittim. Çünkü o kurdele çalışkan bir öğrenci olduğumun işaretiydi.

Bu gün bu koca şehrin en iyi okulunda okul müdürü olarak görev yapıyorum. Buraya nasıl tırmandım diye bazen kendi kendime soruyorum. Cevap olarak birinci sınıf öğretmenin yakama taktığı o kırmızı kurdele ve ardında hediye ettiği hikâyelerin hayat yolculuğumda nasıl lokomotif etkisi yaptığını şimdi daha iyi anlıyorum. Çünkü o günün sıcaklığını hâlâ yüreğimde hissediyorum.

Okunma Sayısı: 1183
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • izzet

    6.6.2019 22:37:48

    Hoca çocukluğum da muavinlik yapıtım.o zamanlar ilçede iki fırın vardı çarşı girişindeki fırın halka ekmeği nohut unundan umumundan yapardı yavan yemeği çok severdim.67 yaşındayım tadı,kokusu damağımda.selam

  • emin bozkus

    6.6.2019 20:47:18

    Harika

  • ihsan pilatin

    6.6.2019 13:45:11

    Rabbim daha nice eserler yazmanizi nasip etsin.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı