"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman’ın memleketi: Isparta

Mustafa ÖZTÜRKÇÜ
16 Haziran 2019, Pazar 04:00
Bediüzzaman Said Nursi’nin hayatında, Isparta çevresi ve nurlu mekânlar özel bir öneme haizdir.

Te’lif ettiği, Risale-i Nur şaheserlerinin ilk defa yazılma, yayılma ve okunma istidadı gösterdiği Isparta ile alâkalı yaptığı birçok değerlendirmeleri mevcuttur Bediüzzaman’ın.

Bunlardan birkaçını şöyle sıralayabiliriz: “İki asker, kemal-i sevinçle, gayet dostane, “Sen Ispartalısın, bizim hemşehrimizsin” der. Ben de dedim: “Maaliftihar, her cihetle Ispartalıyım. Isparta taşıyla, toprağıyla benim nazarımda mübarektir, benim vatanımdır ve her biri yüze mukabil, yüzer ve binler hakikî kardeşlerimin meskat-ı re’sleridir.” ”(Kastamonu Lâhikası : 197)”

“Aziz kardeşlerim, yakınınızda bulunmakla çok bahtiyarım. Sizin hayalinizle ara sıra konuşurum, müteselli olurum. Biliniz ki, mümkün olsaydı, bütün sıkıntılarınızı kemâl-i iftihar ve sevinçle çekerdim. Ben, sizin yüzünüzden Isparta’yı ve havâlisini taşıyla, toprağıyla seviyorum. 

Hattâ diyorum ve resmen de diyeceğim: Isparta hükümeti bana ceza verse, başka bir vilâyet beni beraat ettirse, yine burayı tercih ederim. Evet, ben üç cihetle Ispartalıyım. Gerçi tarihçe ispat edemiyorum; fakat kanaatım var ki, İsparit nahiyesinde dünyaya gelen Said’in aslı buradan gitmiş. Hem Isparta vilâyeti öyle hakikî kardeşleri bana vermiş ki; değil Abdülmecid ve Abdurrahman, belki Said’i onların her birisine maalmemnuniye fedâ eylerim.” (Şuâlar: Şuâ : 263).

ISPARTA YOLLARINDA

Bediüzzaman Hazretleri’nin mübarek hayatında Isparta alâkadarlığı bizim için önemliydi. Aziz Üstad’ımızın ve te’lif ettiği Nur eserlerinin, Isparta alâkadarlığı, onun izinin tozunu soluma adına, bizi Isparta yollarına düşürmüştü. Bursa’dan bir gurup dostla, Isparta’ya bir akşam üzeri vasıl olmuştuk. Isparta’ya ulaştığımızda, ayağımızın tozu ile ilk vardığımız  mekân Üstad’ın merkezde  bulunan ve yıllarca kaldığı evi olmuştu.

Akşam namazlarını bu mekânda eda ettikten sonra, Üstad’a ait hatıraları soluduk, onun eşya ve kitaplarını koklayıverdik. Ispartalı dostların yaptıkları ikramların akabinde, o akşam yapılan Nur dersine iştirak etmiştik. Geceyi, Nur mekânımızda geçirmiş, sabah namazlarımızın akabinde Nurların, o zor yıllarda ilk yazıldığı mekânlardan biri olan Sav Köyü’ne gitmiştik.

Aziz Üstadımız ve kudsî Nur hakikatlerinin, hasret ve iştiyakı içinde ömürlerini geçiren, nice gönül erlerinin mekânı, makamı olmuştur Sav Köyü. Davras Dağlarının eteklerinde kurulu köye, Nur’a ve Nurlar’a mesken olmuş bahtiyarların hasreti götürmüştü bizleri. Bu mübarek mekâna, bir değil, birkaç defa yaptığımız seyahatlarde, Nur-u Kur’ân sevdasına gönül verenlerin hizmetlerini tahattur etmek ve onları tanımak maksadımızı, nasiplendiren Rabb-ı rahimimize hamd ve senalar içindeydik. 

Nur Risalelerinin yayılma istidadı gösterdiği yıllardı. Isparta ve çevresi, Nur’un hakikatlerinin gönüllerde makes bulması ve ehl-i imanın imanlarının kurtulması, kuvvetlenmesi adına yapılan Nuranî faaliyet merkezlerinden birisi ve en önemlisi yerlerdendi Sav beldesi.

1930’lu yıllarda, devlete hâkim zihniyetin Kur’ân hakikatlerine karşı sergilediği soğuk yüzüne mukabil, Nur’un o kudsî tohumlarını Sav’a ekenler arasında, Hacı Hafız Mehmed, Mustafa Gül, Marangoz Ahmet lâkablı Ahmed Böncü, Hasan Kurt, A. Kadir Zeybek ve daha nice isimsiz kahramanlar vardı.

Üstad’ın ”Medrese-i Nuriye elemanları”, ”Bin kalemli Nurcu” diyerek senasına mazhar kıldığı, bu Nurlu mekânın, Nur kahramanları tarafından büyük baskı, sindirme, taciz ve zulümler karşısında, yılmadan Kur’ân hakikatlerini yazmak, yaymak ve okumak yoluyla Sav Köyü ve civarında, Nur’un tenevüüne sebep oluyorlardı. Nur erenleri yatağı, Sav Köyü’ne yaptığımız son seyahatimizde mezkûr beldede imamlık yapan Sadık Bey eşlik etmişti bizlere.

Sav Köyü araştırmalarım ve bu mekânları bize tanıtmada yardımlarını esirgemeyen genç kardeşimiz, Sav’daki Nur hizmetlerinin yanı sıra, köyün yukarı başında bulunan  mütevazi evinde oturan  yaşayan son şahitlerden Abdülkadir Zeybek’le de bizi tanıştırıp buluşturmuştu. Üstad’ın Sav’a gelip gitmesine şahit olanlardan birisi olan Abdülkadir Zeybek ilerleyen yaşına rağmen hâlâ dinçti. Risale-i Nur hakikatlerinin Sav’a girmesine, o yıllardaki Sav’ın Nur faaliyetlerine de şahitlik eden Abdulkadir Zeybek Ağabey, Nur hizmetleri ve hizmetkârlarıyla alâkalı dolu dolu hatıralar sahibiydi. Kendisiyle evinde görüştüğümüz ve hatıralarını alıp kaydettiğimiz Abdulkadir Zeybek’in bazı hatıralarını paylaşayım. 

Savlı Abdülkadir Zeybek anlatıyor:  “Isparta’da evinde iken kendisine bir mektup götürme şansım oldu. Evimin avlusuna inmiş bir yere gitmek üzereydi. Ayaküstü mektubu eline verdim. Ve elini öptüm. Ve bana duâda bulunmuştu. Daha sonra Sav’a geldiğinde rastladıkça ve yollarda taksi ile gelip geçerken görüyorduk” 

Abdülkadir Zeybek, Sav Köyü’nde Risâle-i Nur hizmetleri serencamına oldukça vakıf birisidir. Küçük yaşlarda Sav’da Risâleleri yazmaya başlamış. Risâlelerin yazılması, yayılması ve okunması hareketlerinde canlı ve mühim bir şahittir. 

Aynı zamanda eski müezzin olan Abdulkadir Zeybek, bahçesinde yetiştirdiği cevizleri, dutları bize ikram ederken; bir taraftan da kudsî Nur hizmetlerini serencamını,  Sav’daki Nur faaliyetlerini anlattı: “Sav Köyü’ne ilk defa Risale-i Nur, dedem Hafız Mehmed Efendi vasıtasıyla girdi. Atabey’den Tahir Mutlu ve arkadaşları, Kuleönü’nden Sarı Bıçak Mustafa Efendi ve küçük kardeşi Büyük Ruhlu Küçük Ali ve Hafız Mustafa ve arkadaşları (rahmetullahi aleyh). Bedre’de Santral Sabri ve arkadaşları. Eğirdir’de Çilingir Ali, Demirci Salih ve arkadaşları (rahmetullahi aleyh). Isparta merkezde Hüsrev Efendi ve arkadaşları Urgancı Hilmi, Boyacı Rüştü ve sâirlerinin lâhika mektuplarında bir kısmının isimleri geçmektedir. (Rahmetullahi aleyh) Bunların her birisi bir bütün hâlinde hizmet ederlerdi. 

Kuleönü’ndeki Sarı Bıçak Mustafa Efendi; arkadaşlarıyla birlikte çevre köyleri irşad için ziyaret ederlerdi. Sav’da yirmiye yakın kişi evine kapanarak Risâle-i Nur’un  yazılıp okunmasına ve okutulup öğretilmesine hizmet ediyordu.  Bunlar senelerce Risâle-i Nurlar’ın okutulmasına ve Kur’ân öğretilmesine hizmetler vermiştir.

Ara sıra Hüsrev Efendi’yi ve İslamköylü Hafız Ali Efendi’yi ziyaret ederlerdi. Hizmetlerdeki metotlarını onlardan öğrenirlerdi. Allah (cc) her birinden ebediyen razı olsun. Hazret-i Üstad’ın talebeliğiyle şereflenerek Resûl-i Ekrem Sallallâhü Aleyhi Vesellem Efendimizin sancağı altında haşreylesin. Âmin!

Okunma Sayısı: 3853
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı