Aziz Üstadımıza Nur menzili olan şehirlerden biri olan Denizli’ye bir akşam karanlığı içinde vâsıl olduğumu hatırlıyorum.
Gece konaklamayı arzu ettiğim nurlu mekânı ve o Nurlu mekânın müdavimlerini de bilmiyor ve tanımıyordum.
Bir dostumun tavsiyesine uyarak sabahladığım mekânda seher ışıklarının etrafı aydınlatacağını sabırsızlıkla beklemiştim. Nihayet, sabah namazı edası akabinde, Denizli Nur kahramanlarından merhum Hasan Feyzi Yüreğil ve merhum Hafız Ali Ergün Ağabeylerin mezarlarının bulunduğu Denizli eski mezarlığına varmış, o Nur ağabeylerin mübarek mezarları başında saatlerce kalarak duâlar etmiştim.
‘Aziz Üstadlarının bedeline’ şehit olan bu Nur kahramanlarının mezarı başında nezih Üstadımızın kokusunu solumanın hasreti içinde sevinç ve hüzün gözyaşlarıyla kabristandan ayrılıp kahraman Üstadımın şereflendirdiği Denizli hapsini ziyarete koyulmuştum.
Hapsin kalın duvarlarını birbirine kenetleyen demirden yapılmış kocaman kapıları bir takım bürokratik engeller sayesinde aralamaya muvaffak olamamanın hüznü içinde oradan ayrılıyordum.
Denizli, nur âleminde mühim bir beldeydi. Zira Aziz Üstadımı dokuz ay gibi bir süre içinde mahpushanesinde, iki buçuk ay gibi bir zaman diliminde ise Şehir Palas Oteli ve Ahmet Ağa’nın hanında (o yıllarda otel gibi bir yer) misafireten ağırlamıştı bu şehir…
HAFIZ ALİ ERGÜN VE HASAN FEYZİ YÜREĞİL
Nur iklimini, Üstada hasret ve aşk dolu iki Nur kahramanını misafir edişinden de kazanmaktaydı Denizli. Hafız Ali Ağabey ve Hasan Feyzi Yüreğil bu topraklarda şehiden vefat edenlerdendi.
Hafız Ali Ağabey Nur yolunun sevdasıyla Denizli hapsine gönderilmiş, burada zehirlendirilerek vefat etmişti. Sebebi ise Nur hizmet-i kudsiyesi içinde mühim bir rükün oluşuydu.
Hasan Feyzi Ağabey ise, Hafız Ali’ye bedel Üstadına Denizli toprağının kazandırdığı bir nur kahramanıydı.
Hazret-i Üstad’a hasret ve aşk içinde bağlı bir hizmetkâr olarak Nur’a gönül veren bu âlim, fazıl Nur muallimi, Üstadın Denizli hapsi tahliyesinin akabinde Üstad’a ve Risâle-i Nur’a gönül vererek talebe olmuştu.
Denizli şehrinin bu iki mübarek ve kahraman Nur ağabeylerini ve Aziz Üstadımızı rahmet ve mağfiretle yâd ederken, kahraman Üstadımızın bu Nur şehri ile alâkadarlığına bir bakalım isterseniz.
DENİZLİ VE ÜSTAD
Bediüzzaman Hazretleri ilk defa 1943 yılında bu ile getirilir. Birçok dâvâ arkadaşıyla birlikte Denizli Cezaevine konulurlar.
Denizli’de Denizli hapsinin nâmüsâit şartları altında elîm bir hayata maruz bırakılır. Üstad Bediüzzaman burada zındıka ve küfr-ü mutlaka karşı Risâle-i Nur’un bir müdafaanâmesi hükmünde1 olan “Meyve Risâlesi”ni telif etmiştir. Bu risâle bilâhare Asa-yı Musa mecmuâsının başında neşredilir. Meyve Risâlesi iki Cuma gününde telif edilmiştir. Hapishanede bulunan bütün Nur Talebeleri ve diğer mahpuslar Meyve Risâlesi’ni yazmışlar ve o Risâlelerin hakikatiyle iştigal etmişlerdir. Hapishaneye kâğıt sokulmuyordu. O eser gizlice yazılmıştır. Hatta ve hatta kibrit kutusuna da yazmışlar ve bu gibi şartlar altında çalışmışlardır.2
RUTUBETLİ SOĞUK KOĞUŞLAR...
Her türlü zorluğa rağmen yaptığı tek şey, Nur-u Kur’ân hakikatlerine hizmet ve onların neşv-ü nemâsı uğruna çalışmak olmuştur Bediüzzaman’ın…
Denizli Hapishanesindeki hayat şartlarının çok elîm olduğu görülmüştür. Bunu kendisi de ifade eder ve şunları söyler.
“Sonra bizi Denizli hapsine attılar. Beni tecrid-i mutlak içinde ufunetli, rutubetli soğuk bir koğuşa koydular.” 3
ŞEHİR OTELİNDE…
Üstad, Denizli Hapishanesinde kaldığı dokuz ayın akabinde tahliye edilerek Denizli Şehir Otelinde kalmaya başlar. “Tahliyeden sonra Ankara’dan emir gelinceye kadar Şehir Otelinde iki ay kalır. Denizli’deki dostlarından Hasan Feyzi kendisini ziyarete gelir.” 4
Denizlili Hasan Feyzi Yüreğil, Bediüzzaman’ı ilk defa burada ziyaret ederek elini öper ve ona talebe olur.
Bediüzzaman ondan şu sözleriyle bahseder: “Hasan Feyzi’nin vefatı Denizli’ye ve Risâle-i Nur dairesine ve bu memlekete büyük bir zaiyattır.” 5
DENİZLİ İLE ALÂKADARLIK
Üstad Denizli’de kaldığı süre içinde Denizli ile alâkadar olur. Buradaki Nur hizmetleri bağlamında şu ifadeleriyle alâkadarlık gösterir:
“Ben Denizli gibi (bir vilâyet) az bir zamanda bize ve Risâle-i Nur’a metin kahraman sahipleri ve kardeşleri verdiği için, elimden gelse, kemal-i ciddiyetle ve sevinçle onların mübarek hapishanesinde bakiye-i ömrümü geçirerek kalmak istiyorum.”6
Birçok insanın burada Risâle-i Nur’la imanlarını kurtarmalarını ve kuvvetlendirmelerini müşahede eden Bediüzzaman sevincini şöyle ifade eder:
“Hatta Denizli’de hiç haberimiz yokken, fevkalâde perde altında, matbu Âyetü’l-Kübrâ’yı resmî ve gayr-i resmî pek çok adamlar okudular, imanlarını kuvvetlendirdiler. Bizim hapis musîbetlerimizi hiçe indirdiler.” 7
DENİZLİ HAYATINDAN BİR KESİT
“Ey kardeş, dikkat buyur. Denizli hapsinde, bütün esbab-ı âlem zâhiren Üstadın aleyhinde, idam hükümleriyle mahkemeye verilmişken, Üstad diyor: ‘Merak etmeyiniz kardeşlerim, o Nurlar parlayacaklar. Bu söz, bak, nasıl tahakkuk etti?’ (Talebeleri)” 8
Dipnotlar: 1- Asa-yı Musa, Y. Asya Neşr. s. 11. 2- Tarihçe-i Hayat, Y. Asya Neşr. s. 350. 3- Lem’alar, Y. Asya Neşr, s. 263. 4- Tarihçe-i Hayat, Y. Asya Neşr. S. 349. 5- Emirdağ Lahikası, Y. Asya Neşr. S. 161. 6- Emirdağ Lahikası, Y. Asya Neşr. S. 54. 7- Lem’alar, Y. Asya Neşr. S. 262. 8- Şuâlar. Y. Asya Neşr.