"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Japonya modeli ve şahs-ı manevînin sırrı

Nurullah UDUN
31 Mayıs 2026, Pazar
Japonya denilince zihinlerde ilk uyanan tablo; İkinci Dünya Savaşı’nın enkazı altında kalmış, iki atom bombasıyla sarsılmış ve maddeten her şeyini kaybetmiş bir ülkedir.

Ancak bu hüzünlü tablo, yeise kapılmadan küllerinden yeniden doğmayı başaran bir azmin ve kısa sürede teknoloji devine dönüşen bir milletin destanıdır. Bugün Japonya, en modern ve ileri teknolojiyi yakalayarak dünyanın en gelişmiş devletleri arasında yer alsa da, gelişmişliğin getirdiği “yaşlı topluluk” ve “genç nüfus eksikliği” gibi ciddi sosyal ve ekonomik imtihanlarla karşı karşıyadır. 

Ekonomideki kalifiye eleman sıkıntısı, Japonya’yı modern Batı toplumlarından keskin bir çizgiyle ayırmaktadır. Modern Batı felsefesi, personel giderlerini bir “maliyet” olarak görüp kâr marjını yükseltmek adına insanı adeta bir çarkın parçası gibi harcamaktadır. Oysa Japonya, yılların birikimine sahip, yüksek donanımlı personellerini emekli olsalar dahi şirket bünyesinde tutmayı hedeflemektedir. 

Bu stratejinin tek bir hikmeti vardır: Tecrübe. Japonya, ekonomik krizlerde her türlü fırtınayı görmüş bu emektar kadrosunu “yaşayan bir hazine” gibi muhafaza etmektedir. Genç ve orta yaştaki personel operatif süreçlerde aktif koştururken; tecrübeli isimler, gerektiğinde başvurulan birer irfan ve danışmanlık kaynağı olarak konumlandırılmaktadır. Maddî dünyada başarıyı yakalayan bu model, aslında hayatın her alanında, özellikle de manevî hizmetlerde bizlere büyük bir ufuk açmaktadır. 

Bilhassa dinî cemaatlerde ve manevî hizmetlerde; gencinden yaşlısına kadar her ferdin birer “şahs-ı manevî” azası olarak elinden gelen fedakârlığı göstermesi elzemdir. Verimli bir hizmetin yolu, inatlaşmadan uzak durmak ve bir buz parçası hükmündeki “enaniyeti” (benliği) eriterek “ihlâsı” kazanmaktan geçer. Üstad Bediüzzaman’ın ifadesiyle; ferdî benliklerin yarıştığı bu “enaniyet asrında” şahsî gururu ortak bir ruh içinde eritmek kolay değildir; ancak inkâr-ı uluhiyetin bir şahs-ı manevî şeklinde hücum ettiği bu zamanda, bizlerin de şahs-ı manevî olarak hareket etmekten başka çaresi yoktur. 

Ferdin tek başına yapabilecekleri sınırlıdır. Bu asırda başarının formülü, buz parçası hükmündeki o ferdî enaniyetleri, şahs-ı manevînin havuz-u ihlasında eritebilmekten geçmektedir. 

Toplumun her tabakasında sıkça duyduğumuz “Gençlerin önünü açmak gerekir” söylemi, aslında dikkatle incelenmesi gereken gizli bir tehlikeyi barındırır. Bu ifade, sanki yaşça büyük olanlar geriden gelen nesil için bir “engel” teşkil ediyormuş algısını oluşturmaktadır. Bu bakış açısının kökeni; “biz” yerine “beni” telkin eden ve toplumun kalbine manevî bir atom bombası yerleştiren materyalist Batı felsefesidir. Bu felsefe; gençlerin büyükleri birer ayak bağı, büyüklerin ise gençleri birer başkaldırı odağı olarak gördüğü huzursuz bir ortam inşa etmektedir. 

Çözüm; nesiller arası çatışmada değil, fıtrî bir dengeyle bütünleşmektedir. Nasıl ki bir atomu oluşturan elektron, nötron ve proton birbirinden ayrılmaksızın ve bir nizam içinde hareket ediyorsa; bizler de toplumun her kesimiyle, tecrübe ile enerjiyi aynı potada birleştirerek hizmetlerimizi deruhte etmeliyiz. 

Tecrübeli büyüklerin rehberliği, gençlerin heyecanı ve orta yaşın enerjisi “bir ve beraber” hareket ettiğinde, Japonya’nın maddî küllerinden doğuşu gibi, bizler de manevî ve sosyal hayatımızda gerçek terakkiyi yakalayabiliriz. Unutulmamalıdır ki; şahs-ı manevîde her bir fert, bir bütünün vazgeçilmez bir parçasıdır.

Okunma Sayısı: 830
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Sebahattin

    31.05.2026 14:38:10

    Bunu başaran şahs-ı mânevîler en güzel neticelere ulaşanlar olacaktır. Bunun yaşlısı genci olmasa gerek, diye düşünüyorum. Yaşlısı genci el ele kalp birliği ile devam etmelidir. Katı ve kalp kırıcı olmayan sevgi odaklı Meşveretler her sorunun üstünden gelebilir. " Ben kusurlu fehmimle şu zamanda, heyet-i içtimaiye-i İslâmiyeyi çok çark ve dolapları bulunan bir fabrika suretinde tasavvur ediyorum. O fabrikanın bir çarkı geri kalsa, yahut bir arkadaşı olan başka bir çarka tecavüz etse, makinenin mihanikiyeti bozulur. Onun için ittihad-ı İslâmın tam zamanı gelmeye başlıyor. Birbirinizin şahsî kusurlarına bakmamak gerektir." Hutbe-i Şamiye - 58 Fabrikaya benzetilen çalışma sisteminde çarklar beraber işlerler. Aksi halde makine durur. Hizmet hezimete uğrayabilir. Buna fırsat vermemek gerektir. Biz yaşlı ve gençler bütün kardeşlerimizi eşit seviyoruz. Hizmete devam. Yazı çok hoşuma gitti. Güzel bir konuya değinmişsiniz.

  • Abdurrahman

    31.05.2026 13:17:27

    Çok yerinde ve uygulanması, pratiğe konulması gerekli konular.Japonya örneği ve bazı batıdaki kurumlar emekli olan yöneticilerine kurumlarında yer tahsis edip, kurumlarıyla ilişkilerini devam ettiriyorlar ve geçmiş tecrübelerinden istifade etmeye devam ediyorlar.Tecrübe yaşanarak, bedeli ödenerek elde edilmiş kazanımlardır.Bu konu yazıdada konu edildiği üzere sivil toplum teşekküllerinde uygulanması halinde bir çok mesele çözüme kavuşmuş olacak ve ciddi başarıların, ilerlemelerin önünü açacaktır.

  • Hasan karaoglan

    31.05.2026 12:25:04

    Elinize emeginize saglik cok güzel yazi olmus özelliklede japonya teṣbihi güzel düsmüs yazilarinizin devamini bekleriz

  • Enes

    31.05.2026 11:26:02

    Hizmette yaşlısı genci olmaz. Hizmeti gençleştirelim diyerek yaşlılar dışlanmamalıdır. Onların tecrübesi vardır. Ölene kadar bu hizmetin bir parçası olmak hakkı kimsenin elinden alınmamalıdır. Yazı için Allah razı olsun güzel bir nokta yakalanmış.

  • Hüseyin T

    31.05.2026 10:54:47

    Yazınız beni en çok, Üstad Bediüzzaman’ın “İhlas Risalesi”nde tarif ettiği o meşhur havuzun kenarında düşündürdü: Havuza giren herkes, rengini, şeklini, benliğini suya katar ama suyun kendisi berrak kalır. İşte Japonya’nın maddî küllerinden doğuşu, tıpkı o havuzdaki berraklık gibi — tecrübeli ustalarını ‘yaşayan hazine’ bilip genç heyecanıyla harmanlaması, aslında tam da Üstad’ın ‘şahs-ı manevî’ tarifinin iktisattaki yansıması. Bizim cemaatlerde bazen ‘gençlere yol verin’ denince büyüklerin kenara itildiğini görüyorum; oysa gerçek ‘yol vermek’, sizin anlattığınız gibi elektron-nötron-proton dengesinde bir arada yürümektir. Üstad ne güzel demiş: ‘Bu zamanda şahs-ı manevînin istidadı, ferdin istidadından binler derece daha kuvvetlidir.’ İşte Japonlar bunu fabrikalarında keşfetmiş, biz ise manevî sahada keşfetmekte geç kalıyoruz maalesef... sizin Japon modeliyle örneklendirdiğiniz gibi asıl mesele, tecrübenin enerjiyle kucaklaştığı bir şahs-ı manevî inşa etmek.

  • Ümit P.

    31.05.2026 10:38:54

    Bu japonlar hakkında ki güzel analizinize cidden hayran kaldım. Bu gibi makalelere daha sık görmek isterim...dua ile selam ile devam ile Kardeşiniz Ümit☺️

  • Hüseyin Yılmaz

    31.05.2026 08:47:12

    Toplumun, Cemaatimizin ve Cemaatlerin terakkiyatına gerekli olan vazgeçilmemezi gereken ve bir an evvel tatbik edilmesi gerekiyor...

  • S.topuz

    31.05.2026 03:32:14

    "Sakın sakın!. Şimdiye kadar mabeyninizdeki fedakârane uhuvvet ve samimane muhabbet sarsılmasın. Bir zerre kadar olsa bile, bize büyük zarar olur. Çünki pek az bir sarsıntı, Denizli'de (......) gibi hocaları yabanileştirdi. Bizler birbirimize -lüzum olsa- ruhumuzu feda etmeğe, hizmet-i Kur'aniye ve imaniyemiz iktiza ettiği halde, sıkıntıdan veya başka şeylerden gelen titizlikle hakikî fedakârlar birbirine karşı küsmeğe değil, belki kemal-i mahviyet ve tevazu ve teslimiyetle kusuru kendine alır; muhabbetini, samimiyetini ziyadeleştirmeğe çalışır. Yoksa habbe kubbe olup tamir edilmeyecek bir zarar verebilir. Sizin ferasetinize havale edip kısa kesiyorum." Said Nursî Şualar - 500

  • S.topuz

    31.05.2026 03:28:38

    ..."Ben ka-sem ile temin ederim ki: Sizin herbirinizden yirmi-otuz dere-ce ziyade bu musibette hisse-dar olduğum halde,niyet-i hâli-se ile faaliyet göstermelerinde ihtiyatsızlığı yüzünden gelen bu musibet ondefa daha fazla olsa da yine onlardan gücen-mem.Hem geçmiş şeylere iti-raz etmekmanasızdır.Çünki ta miri kabil değil." Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, Şualar. 🙌🌹🤲🌹♥️🌙☝️🕋😭😭😭🕊🕊🕊⚖🌍🇪🇺🕋🇩🇪🇹🇷🇷🇺😭🇺🇦😭🇮🇷😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸😭🇵🇸

  • S.topuz

    31.05.2026 03:26:20

    Aziz, sıddık kardeşlerim! Bu musibetimizden kaçmak ve kurtulmak, iki cihetle kabil değildi:Birincisi:Kader-i İlahî kısmetimizin bir kısmını buradan bize yedirmek için her halde gelecek idik.En ha-yırlısı bu tarzdır. İkincisi: Aley-himize çevrilen dolaptan kur-tulmak imkânı bulmadık. Ben hissetmiştim,fakat çareyoktu. Bîçare merhum Şeyh Abdülha kîm,Şeyh Abdülbâki kurtula-madılar. Demek bu musibette biz birbirimizden şekvaetmek; hemhaksız,hem manasız,hem zararlı, hem Risale-i Nur'dan bir nevi küsmektir.Sakın sakın, has rükünlerin gösterdikleri faaliyeti bu musibete birsebeb görüp onlardan gücenmekise, Risale-i Nur'dan çekilmek ve hakaik-i imaniyeyi öğrenmek-ten pişman olmaktır. Bu ise, maddî musibetten dahabüyük bir manevî musibettir. Ben ka-sem ile temin ederim ki:..."

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı