"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Tarîkat ve cemaatler

Ömer Faruk ÖZAYDIN
20 Eylül 2020, Pazar
Bediüzzaman Hazretleri 1. Cihan Harbi’nden evvel gördüğü vakıa-i sadıkada; “Bir büyük infilâk olacak. O infilâk ve inkılabdan sonra, Kur’ân etrafındaki surlar kırılacak” 1 diyordu.

İşte o sadık vakıanın vukuunu “Allah!. Allah!. Allah!. deyip zikreden tekyeler, zikirhaneler, medreseler kapanacak” 2 hadîsiyle tefsir ediyordu.

Hakikaten 1925’ten sonra Kur’ân etrafındaki surlar olan tekyeler, zikirhaneler ve medreseler kapanmış, İslâmiyetin cildi olan şeair kalkmış, meşihat dairesi dahi kızlar mektebine çevrilerek toprağın kurumasına, memlekette ot bitmemesine sebebiyet vermişti. 

İşte tam o esnada kuruyan toprak arasında: “Şimdi bak, Allah’ın rahmet eserlerine; yeryüzünü ölümünün ardından nasıl diriltiyor” (Rum Sûresi, 50) âyeti haşri (dirilişi) haber verdiği gibi, Kur’ân kendi kendini müdafaa ederek, i’cazı (mu’cizeliği) onun çelik bir zırhı ve i’caz-ı Kur’ân’ın beyanı, Sözler’le neşv ü nema bulmuştu.

Risale-i Nur’un bütün zorluklara rağmen mektepsiz, medresesiz Anadolu’da hayat bulmasıyla dinin ihyâsı; medreseleri, tekkeleri geri getirmişti. Özellikle Bediüzzaman Hazretleri’nin vefatından sonra cemaat ve tarîkatlar boy göstermiş, memleketin hemen her yerinde postlar serilmiş, irşad ve zikir halkaları her türlü mânilere ve darbelere rağmen Allah!.. Allah!.. Allah!.. sesleri semâvâta işittirilmişti.

Gelinen noktadan rahatsız olan ifsad komiteleri, hiç olmazsa dezenforme ederiz gibi çeşitli entrikalarla tarîkat ve cemaatlerin içine sızmaya başladılar.

FİTNELERE RAĞMEN SEVMEK

Menfi siyasetin ve fitnenin şiarı, suret-i Hak’tan görünmek dessesane planlarla tahrib etmektir.

Bu tahribat meşveretlerle çok kolay değil. Ancak bir şeyhin veya biat kültürünün olduğu yerlerde şahısları kullanmak veya zaaflarından istifade etmek, gurupları kontrol etmek çok zor değildir. 

İşte tarikatler veya lider emrinde olan cemaatleri siyasetlerle bağlamak onları konsolide etmek, o yapıların su-i istimale müsait olmalarındandır.

Bu sebeple Bediüzzaman Hazretleri; “tarîkatın o kadar mühim ve azîm kemalâtları ve menfaatleri içindeki ihtilâfatın ve rekabetin verdiği vahîm neticelerdir ki; onların o azîm, kudsî kuvvetleri bid’a rüzgârlarına karşı dayanamıyor.” 3 diyordu.

Aslında Tarîkatların gaye-i maksadı, Allah’ı bilmek ve iman hakikatlerini inkişaf ettirmek, velâyet-i Ahmedi’yenin (asm) gölgesinde ve kalb ayağıyla ruhanî, zevkli, tasavvufî bir seyahattir.

Evet, zaman tarîkat zamanı değil, cemaat zamanıdır. Bu inkâr zamanında sadece kalp ayağıyla hizmet yetersiz kalıyor. Belki akıl ve kalp birlikte bu zamanın ihtiyaçlarına cevap veren Risale-i Nur yoludur.

Ancak, nice insanlar var ki kader mahkûmu, istemeyerek yanlış yollara düşmüş, pusulasını şaşırmış, sisler içinde bir yol ararken önüne tarîkat çıkmış. Şeyhe olan itimadından bir ocağa sığınmış, medet ummuş, tevbe ederek yeni bir yol çizmiş.

Bir anekdot: Bir zaman iki arkadaş Nurlar’a kanaat etmeyip, bir tarîkata gitmişler. O tarikatın şeyhi onları karşılamış ve “nerden gelirsiniz, necisiniz?” diye sorunca o yolcular; “bizler Nurcuyuz! Ancak sizin cazibeniz bizi cezbetti” deyince, o şeyh neredeyse bunları dövecek gibi azarlamış. Aynen 28. Lem’a’da olduğu gibi; “Risale-i Nur Talebeleri, Risale-i Nur’un dairesi haricinde nur aramamalı ve aramaz. Eğer ararsa, Risale-i Nur’un penceresinden ışık veren manevî güneşe bedel, bir lâmbayı bulur, belki güneşi kaybeder. Biliyor musunuz, biz burada şarhoşlar ve suçlularla uğraşıyoruz, siz güneşi bulmuşsunuz lâmba arıyorsunuz, haydi varın yolunuza” demiş ki, benzer çok misalleri var.

Bütün bu kıyaslara rağmen, Ehl-i Sünnet ve Cemaate mensub bir kısım ehl-i siyasetin gafil insanları; tarîkatların içinde gördükleri bazı su-i isti’malleri ve hataları bahane ederek o mübarek yerleri kapatmak belki tahrib etmek, kurutmak istiyorlar.

Halbuki, her şeyde kusursuzluk, mutlak hayır az bulunur. Behemahal bazı kusurlar ve su-i isti’mal olacak. Zira ehil olmayanlar bir yere girseler o yeri lekedâr ederler.

Netice-i kelâm: “Daire-i takvadan hariç, belki daire-i İslâmiyetten hariç bir suret almış bazı meşreblerin ve tarîkat namını haksız olarak kendine takanların seyyiatıyla, tarîkat mahkûm olamaz.” 4 

Cemaatleri de dahil ederek...

Dipnotlar:

1. Mektubat. 2. Şuâlar. 3. Lem’alar. 4. Mektubat.

Okunma Sayısı: 2434
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Bülent Derviş

    21.9.2020 22:33:52

    Allah razi olsun Ömer Abim'den, Çok hoş olmuş. MAŞALLAH BAREKALLAH Risale-i Nur dan ayrılmak benim için dinden çıkmak gibi birsey haline gelmiş, ki bir dershane ferdine kızmak ve orayı ter edmek, Yeni Asya Camiasına bir kötü itibar bırakır görüşündeyim . Allah ne Yeni Asya'ya ne'de bizlere o acıları yaşatmaması umuduyla... Gemideki en küçük hademelige kabul edilmek umuduyla...

  • Oğuz Yiğiter

    20.9.2020 13:45:12

    Tebrikler, dualar...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı