Kendisi de, aslında bir Kürt ve iyi de bir Nur talebesi olan bir kardeşimiz, bana bir haber metni gönderip, bunu yazmamızı istemişti.
Haber metninde, DEM Parti Bitlis milletvekili bir kadın, Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin kabrinin bulunması için devlet nezdinde müracaatta bulunmuş ama reddedilmiş. Ayrıca Üstadın “Said Kürdî” (burada Üstad’ın Kürt olmasından dolayı değil de, onların bunu bahane ederek, menfî ırkçılık yapmalarından dolayı bu ifadeyi kullandım) olarak da, yâ’d edilmesini istiyordu.
Tam bir menfî ırkçılık hesabına geçecek bir konu. Buradan da, bazı yerlere mesaj verip, bir taşla, bir kaç kuş vurmayı hesapladıklarını düşündürüyor.
Hani demiş ya şair, ”Dinime dâhleden, bari Müselman olsa!” Irkçılık yapıp, bu emelinize niye Bediüzzaman’ı alet etmek istersiniz ki? Sizin Nurlarla, Nurculukla bir alâkanız var mı? diye sormak gerekiyor.
Sizler, senelerdir, hem Türklerin hem Kürtlerin analarını ağlatıp, binlerce insanın ölümüne sebeb olup, ocakları söndüren, PKK alçaklarının hâmisi olmadınız mı? O dindar Kürtleri, PKK’lılara eşdeğer tutanlar tarafından horlanmasında sizin de payınız yok mu?
Elli yedi senelik Nurculuk hayatımızda, Üstadımın “Benim kabrim gayet gizli bir yerde... Bir iki talebemden başka hiç kimse bilmemek lazım geliyor” ikazı üzerine, ne merak ettim, ne aradım ne de sordum. Madem Üstadım istemiyor, bu meselenin peşine takılmaya hiç lüzûm yoktur! Müstakim ve aklı başında, Üstadının sözlerine tâbî olan bir Nur talebesi, bunu merak da etmez. Nitekim, seneler önce merak eden bir zata, Üstadın kabrinin yerini göstermek için giderken, bir mübarek zatın geçirdiği trafik kazasını ve ölümden döndüğünü hatırlayanlar vardır.
Yâni, bizlerin, Üstadın kabrinin bulunması hususunda, bir niyet ve arzusu yokken, bunlara ne oluyor ki?..