"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nur niye diğer tefsirlerden farklıdır?

Osman ZENGİN
10 Temmuz 2026, Cuma
Bizim nezdimizde hem dua, hem fikir, hem zikir, hem ubudiyet vs. gibi sıfatlara hâiz Kur’ân’ımızın, bin beş yüz senedir, bir çok müfessir tarafından tefsirleri yapılagelmiştir.

Bunların, günümüzdekilerinin bir çoğunu biliyoruz.

Bunlar, müfessirin kendi ilmine göre izahlarla tefsir ediliyor. Bildiğimiz klâsik tefsirlerde, evvelâ ayet meali, sonra da tefsiri veriliyor.

Asrımızın büyük Kur’ân müfessiri, âlimi Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin de, bu tarzda bir tefsir başlangıcı olmuştur. Hepimizin malûmu, bu tefsirin ismi; “İşârâtü’l-İ’caz”dır. Üstad, İşârâtü’l-İ’caz için; “Risale-i Nur’un, fatihası, besmelesi” gibi tabirler kullanır.

Aynı zamanda o tefsir, Harb meydanında, at sırtında, bir taraftan düşmana mermi atarken, bir taraftan da, kâtibi ve talebesi Habib’e; “Yaz kardaşım!” diyerek kaleme aldırdığı, kendisine ilham geldikçe yazdırılan bir tefsirdir. Ben buna “harb meydanının gazi tefsiri” diyorum. (Tabiî Üstadımıza da “Birinci Cihan Harbi Gazisi” diyorum.)

Bu muazzam eser ki, Mısır’da bulunduğum üç ay içinde, Ezher şeyhlerinin, hayretengiz teveccühlerine mazhar olmuş ve böyle bir tefsiri görmediklerini söylemişlerdir.

Üstad burada, klâsik tarzda, evvelâ ayetin mealini, sonra da tefsirini yapmıştır. Fakat tefsirde de, takip ettiği yolu, şöyle beyan etmiştir: “Şu İşârâtü’l-İ’câz adlı eserden maksadımız, Kur’ân’ın nazmına, lâfzına ve ibaresine ait i’caz işaretlerini ve remizlerini beyan etmektir. Çünkü, i’cazın mühim bir vechi, nazmından tecelli eder ve en parlak i’caz Kur’ân’ın nazmındaki nakışlardan ibarettir.”

Aynı zamanda, bu zamanın insanını, geçmiş asırlara götürmemiş, bu asrın anlayışına göre, Kur’ân’ı tefsir etmiştir. Yani “asrın idrakine göre söyletmiştir Kur’ân’ı”.

Daha sonra, harbin şiddetlenmesiyle, altmış cilt civarında düşündüğü tefsirini tamamlayamamış, Fatiha Suresi’nin tamamını, Bakara Suresi’nin de 32. ayetine kadar tefsire muvaffak olmuştur. Bu 32. ayette, acaibtir ki “Subhaneke lâ ilme lenâ...” diye biten, meleklerin, Cenab-ı Hakka verdikleri cevabla bitmektedir. Ve bu sonradan tahakkuk edecek olan yüz otuz parça Risale-i Nur tefsirinin, her hitamında okunan ayeti olmuştur.

Böylelikle Üstad Hazretleri, ilim deryası olmasına rağmen, derin ve müşkil mes’eleleri bize anlattıktan sonra, -mezkûr ayetin mealiyle- “Seni her türlü noksandan tenzih ederiz. Senin bize öğrettiğinden başka bilgimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, ilmi ve hikmeti her şeyi kuşatan Alîm-i Hakîm’sin.” demek suretiyle âdeta bizlere büyük tevazuunu da göstermiştir.

Okunma Sayısı: 182
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı