"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hacmi küçük, mesajı büyük bir çalışma: “Şeriat Cumhuriyet Demokrasi” kitabı

Prof. Dr. İlyas Üzüm
10 Aralık 2023, Pazar
Kimileri İslam’ın bir din, bu kavramların ise yönetim şekli olup birbiriyle kıyaslanmaması gerektiğini söylerken kimileri bunların kelime olarak kökeni ve geçmişini dikkate alarak şeriatın bunlarla hiç ilgisi olmadığını belirtiyor. Kazım Güleçyüz tarafından kaleme alınan “Şeriat Cumhuriyet Demokrasi” kitabı tam da bu soruya cevap veriyor.

GÖRÜŞ - Prof. Dr. İlyas Üzüm
[email protected]

Cumhuriyet-demokrasi kavramlarını birbiriyle ilişkili olarak düşündüğümüzde akla “şeriat” kavramı nerede duruyor sorusu geliyor. Kimileri İslam’ın bir din, bu kavramların ise yönetim şekli olup birbiriyle kıyaslanmaması gerektiğini söylerken kimileri bunların kelime olarak kökeni ve geçmişini dikkate alarak şeriatın bunlarla hiç ilgisi olmadığını belirtiyor. Kazım Güleçyüz tarafından kaleme alınan “Şeriat Cumhuriyet Demokrasi” kitabı (Yeni Asya Yayınları, İstanbul 2023) tam da bu soruya cevap veriyor hem de -yazarın ifadesiyle-, “bir İslam alimi, müfessir, mütefekkir ve aksiyon adamı” olan Said Nursi’nin görüşleri çerçevesinde. Kitabın daha takdiminde, söz konusu kavramların temel bileşenlerine dikkat çekilerek, “hürriyet, şûra, adalet” gibi değerlerin İslam’ın öz malı olduğu, dolayısıyla bu kavramlara İslam adına bigane kalınamayacağı, kalınmadığı dile getiriliyor. 

Geniş hacimli olmayan çalışma (küçük boy, 175 sayfa) kısa bir Giriş’ten sonra (s. 11) dokuz bölümden oluşuyor. Yazar Girişte, cumhuriyetin ilanının 100. yılına ulaşıldığını ifade ederek, bu merhalede cumhuriyetin gerçek anlamı ve ihtiva ettiği değerleri, süreç içindeki inişli çıkışlı gelişmeleri, uygulamadaki engel ve sıkıntıları enine-boyuna tahlil etmeye olan ihtiyacı dile getiriyor. Bu çerçevede çağdaş siyasi ve sosyal kavramları Kur’an perspektifinden analiz eden Bediüzzaman’ın görüşlerinin önemli bir referans olduğunu, onun “cumhuriyet ve demokrat” manasındaki meşrutiyete şeriat namına sahip çıktığını belirtiyor.

Yazar “Meşrutiyet, Cumhuriyet, Demokrasi” başlığını taşıyan Birinci Bölüm’de (s. 15-40) Bediüzzaman’ın bir ayetin ebced değerinden hareketle cumhuriyetin başlangıcının (meşrutiyetin ilan edildiği) 1908 yılı olduğunu söyleyerek meşrutiyeti cumhuriyet olarak ifade ettiği tespitine yer veriyor. Devamında onun meşrutiyet için yaptığı “Adalet, meşveret ve kanunda inhisar-ı kuvvetten ibarettir” tarifini, bilahare güncellerken cumhuriyet için de tekrarladığını belirtiyor. Daha sonra söz konusu güncelleme sırasında “demokrat” kelimesini de eklediğini, böylece demokrasiyi de aynı bütünlük içinde ele aldığını dile getiriyor. Yazar açtığı tali başlıklarla, kendisini dindar bir cumhuriyetçi olarak anan Bediüzzaman’ın görüşleri ışığında, onun şahıs döneminin bittiğini söylediğini, yeni çağda devletin dayanacağı temel direği “meclis, meşveret ve fikir hürriyeti” olarak saydığını, “mebus hürdür, hiçbir tesir altında olmamak gerekir” dediğini aktarıyor.

Çalışmanın “Şeriat ve Demokratikleşme” başlığını taşıyan İkinci Bölüm’ünde (s. 43-75) Demokratikleşme ve Şeriat, Dört Mezhep ve Demokrasi, Mecelle ve Anayasa, Şeriat Tanımı, Ahkam Ayetlerine Yaklaşım, Şer’î ve Örfî Hukuk gibi ilginç başlıklar yer alıyor. Yazar bu başlıklarda -güncel çağrışımlara işaret ederek- Bediüzzaman’ın temel görüşlerini yansıtıyor. Yazara göre Bediüzzaman’ın dinî ilimlerle fenlerin kaynaştırılması, mektep ile medresenin, keza akıl ile dinin buluşturulmasına hizmet edecek olan “Medresetüzzehra Projesi” aynı zamanda demokratikleşme projesidir. Yine ona göre Bediüzzaman “hakâik-i meşrutiyet”in [demokrasi prensipleri]nin dört mezhepten istihracı mümkündür” demiş, ancak ilim muhitlerinde hâlâ böyle bir çalışma yapılmamıştır. Yazar burada Bediüzzaman’ın görüşleri istikametinde şunlara değiniyor: Kur’an’daki “yaş ve kuru ne varsa apaçık kitapta yazılmıştır” (Enam 59) ayetini tefsir eden fıkıh mezhepleri ümmetin ihtiyacı olan her konuda cevap verecek hazine hükmündedir Mecelle çalışması bununun bir örneğini teşkil etmektedir. Öte yandan şeriat deyince hemen akla devlet idaresi gelmektedir ve bu sağlıklı bir yaklaşım değildir. Zira “Şeriat yüzde doksan dokuzu itibariyle ahlâk, ibadet, ahiret ve fazilete aittir, yüzde bir nispetinde siyasete mütealliktir.” Ayrıca iki türlü şeriat olup ilki kâinatın işleyişine gördüğümüz kanunlar anlamında “tekvinî şeriat”, ikincisi bildiğimiz dinî hükümlerin ifadesi olan şeriat olup ikisi aynı kaynaktan gelen ve birbirini tamamlayan niteliğe sahiptir; bu iki şeriat iyi anlaşıldığında, aynı zamanda şer’î ve örfî hukuk ayırımı da bitecektir… Ayrıca şeriat Yaratıcının ahkamı olmak bakımından insan yaratılışına (fıtratına) tamamen uygun bir mahiyet taşımaktadır. Onun geliş sebebi istibdadı ve zalimane tahakkümü mahvetmektir… Yine bu bölümde yazar, Bediüzzaman’ın görüşleri çerçevesinde şeriatın donuk ve statik olmayıp canlı ve dinamik olduğuna, bazılarınca yanlış anlaşılan “Kim Allah’ın indirdikleri ile hükmetmezse onlar kafirlerin ta kendileridir” (Maide 44) ayetindeki “hükmetme” kelimesinin “tasdik etme” anlamına geldiğine, insanları küfür ile itham etmekten kaçınmak gerektiğine dair önemli açıklamalar paylaşıyor.

Kitabın “İslam ve AB Kriterleri” başlıklı Üçüncü Bölümünde (s. 79-88) yazar, İslam’ın fıkıhtan ibaret olmadığını, Bediüzzaman’ın dinin fıkıh dahil bütün aksamını tahkiki iman temeline dayalı bütünlük içerisinde ele aldığına dikkat çekiyor ve ekliyor: “Onun için Said Nursi, semavi dinlerin ve özellikle İslam’ın getirdiği teme esaslar üzerinde zaman içinde insanlığın ortak aklının ürettiği değerlerle kurulan medeniyetin kazanımları olarak ifade edilen hususların gerçekte ‘şeriatın başka şekle çevrilmiş birer meselesi’ olduğunu ifade ediyor.” Bu bakımdan yazar, “AB kriterlerine baktığımızda bunların dinimizin gereği olan adalet, hukuk, demokrasi, hak ve özgürlükler, insan onuru, kanun hakimiyeti, ortak akıl, meşveret, şeffaflık, demokratik denetim, kamuoyu, dürüstlük, kalite, ahde vefa, düzen ve çevre duyarlılığı gibi kavramlardan oluştuğunu görüyoruz” diyor ve bunlara kendi değerlerimiz olarak sahip çıkmak gerektiğinin altını çiziyor. 

Dördüncü Bölüm “İman, Hürriyet, Adalet” başlığını taşıyor (s. 89-102). Bu başlığın dikkat çeken konularından birisi “adil yargı”. Yazar konuyla ilgi olarak Bediüzzaman’ın görüşlerini aktardıktan sonra, bunu somutlaştırma adına adaletle ilgili esaslara işaret edip ardından söylediği şu kriterler son derece önemli görünüyor: Kuvvetler ayrılığı, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, yargının hiçbir baskı ve etkiye maruz kalmadan münhasıran adaleti tecelli ettirme ve hukukun üstünlüğünü hakim kılma hedefiyle işleyebildiği bir ortamın tesisi, yargı dışı güç odaklarının -makam ve konumları ne olursa olsun- yargılama süreçlerini etkileyecek tavırdan uzak durması ve böyle tavırlar sergilemeleri halinde yargının onlara itibar etmeyecek bir dirayet gösterebilmesi, hak arama yollarının sonuna kadar açık olması, kayırmacı ve dışlayıcı yaklaşımların duruşma salonlarına girmesine asla müsaade ve müsamaha edilememesi, hakim ve savcıların görevlerini yaparken kendi dünya görüşlerini, ideolojik tercihlerini ve kişisel duygularını kesinlikle işin içine karıştırmamaları vs. Yine bu bölümde yazarın demokrasi dendiğinde aranması gereken temel esaslarla ilgili olarak zikrettiği şu hususlar da çok hayatî mahiyet taşıyor: Hukuk ve adaletin olması, toplumu ve ülkeyi ilgilendiren konuların hür zeminde serbestçe müzakere edilebilmesi, istisnasız herkesin kanun ve kurallara tabi olması, temel hak ve özgürlüklerin güvence altında olması vb.”

Eserin Beşinci Bölümü “Demokratlığı Yeniden İnşa Etmek” (s. 105-119) adını taşıyor. Yazar burada Bediüzzaman’ın görüşlerinin güncel bir ifadesi olarak demokrasinin aynı zamanda toplum için bir olgunluk, rüştünü ispatlama ve her çeşit vesayetten kurtulma sınavı olduğunu söylüyor, bu sınavda başarılı olmanın en önemli şartının, toplumun demokrasiye ve ihtiva ettiği adalet, meşveret, kanun hakimiyeti, hürriyet gibi değerlere sahip çıkmak için birleşip ortak bir irade ve inisiyatif ortaya koyması olduğunu belirtiyor. Bunun için söz konusu değerleri dinî referanslarıyla açıklayan Bediüzzaman’ın görüşlerinden faydalanarak insanları bilinçlendirmek olduğuna işaret ediyor. Ayrıca demokrasiyi insanlara anlatmada Bediüzzaman’ın metoduna uyarak her kesime, her sınıfa ulaşmak ve onların dünyasını dikkate alarak demokrasiyi temel değerlerimiz açısından delillendiren bir yol izlenmesi gerektiğini belirtiyor.

Kitabın bundan sonraki bölümlerinin hacim bakımından daha kısa olarak tasarlandığı görülüyor. Altıncı Bölüm “Dindarlar ve Siyaset” (s. 121-136), Yedinci Bölüm “Salih Amel ve Kul Hakkı” (s. 139-148), Sekizinci Bölüm “Hürriyet ve Ahlâk” (s. 149-164), Dokuzuncu Bölüm ise “Gençlik” (s. 165-175) başlığını taşıyor. Yazar bu bölümlerde, önceki bölümlerde olduğu gibi Bediüzzaman’ın fikirlerine ayna olmaya çalışarak hem kısa nakiller yapıyor, hem güncel çağrışımlara işaret ederek önemli yorumlar paylaşıyor. 

Kitap temel özelliği bakımından Bediüzzaman’ın vaktiyle meşrutiyet için söylediği, daha sonra cumhuriyet ve demokrasi (demokratlık) için tekrarladığı adalet, meşveret ve kanun hakimiyeti ile “hürriyet-i şer’iyye” ve ilişkili diğer kavramlara dair beyanlarının bir şerhi, bir açıklaması mahiyetindedir. Bilindiği veya eserleri incelendiğinde görüldüğü üzere Bediüzzaman, önceki ulemanın yaklaşımlarını tekrar ile nakleden geleneksel bir İslam alim olmadığı gibi, İslamî değerleri çağa kurban eden bir şahsiyet de olmayıp çağdaş kavramları akıl, vahiy, fizikî ve sosyal gerçeklikle yoruma tabi tutan bir mütefekkir, bir müceddittir. Onun meşrutiyet, cumhuriyet ve demokrasi ile ilgili ortaya koyduğu görüşleri vahiy ve sünnette ifadesini bulan adalet, şûra veya meşveret, emanet, liyakat, hürriyet gibi ilahî esasların bir çeşit yansıması niteliğindedir. Güleçyüz’ün çalışması da bu mesajların yakın planda biraz daha müşahhas olarak aksettirilmesinden ibaret gibi görünmektedir.

Kanaatimizce kitabın geliştirmeye açık olan noktası, hukukçu kimliği de olan yazarın Bediüzzaman’ın çok açık olarak zikrettiği “Ahkamda Avrupa’ya izhar-ı fakr… etmenin din-i İslam’a büyük bir hıyanet olduğu” (Eski Said Dönemi Eserleri, İstanbul 2017, s. 34) şeklindeki düşüncelerini detaylandırmayıp şeriat tanımı, şeriatın tekvinî ve teşriî olmak üzere iki çeşidi, şeriatın fıtrîliği, şeriatın statik olmayıp dinamik bir karaktere sahip olması, Mecelle örneği, şer’î hukuk-örfî hukuk ayırımının ortadan kalkması vb. konuları işlerken önemli ip uçları vermekle yetinmesidir. Bununla birlikte eser, -tekrarlayalım ki-, tarihi bağlamı göz ardı etmeksizin Bediüzzaman’ın vahiy ve sünnetten çıkardığı siyasi görüşlerini “bütünlük” içinde yansıtması, bu görüşler çerçevesinde yeri geldiğinde güncel siyasi sorunlara işaret ederek sorgulamada bulunması açısından özel bir önemi haiz görünmektedir. Zira ne yazık k bazı kişi ve çevreler Bediüzzaman’ın siyasi görüşlerini bütünlük içinde anlama ve anlatmada sorunlu görünmekte; diğer taraftan onun bir asır önce söylediği Kur’an ve sünnet eksenli yaklaşımları da hem ülkemizde ve hem de İslam dünyasında hayata geçmeyi beklemektedir. Nitekim Demokrasi Endeksinde ülkemizin ve İslam ülkelerinin durumu bu acı gerçeği gözler önüne sermektedir. Rapora göre 167 ülke arasında Türkiye; Uganda, Bolivya, Nepal ve Gambiya’nın arkasında “hibrit rejim” kategorisinde 103. sırada yer almış; Ürdün, Umman, Mısır, Bahreyn, Suudi Arabistan gibi İslam ülkeleri otoriter rejim tarafından idare edilen ülkeler grubunda bulunduğu için çok alt sıralarda (mesela Mısır 131, Suudi Arabistan 150. sırada) kendisine yer bulabilmiştir.

Sonuç olarak kitap hem Bediüzzaman’ın Kur’an ve sünnet temelli siyasi görüşlerini yansıtması hem cumhuriyetin ilanının 100. yılına girilen safhada vahyin olduğu kadar cumhuriyet ve demokrasinin de özünü teşkil eden adalet, meşveret, hürriyet, kanun hakimiyeti gibi konularda sorunlarımıza işaret etmesi, hem de toplumda demokrasi şuurunun artmasına vesile olan boyutlar taşıması bakımından hacmi küçük, mesajları büyük bir çalışma niteliği arz etmektedir.

Okunma Sayısı: 2619
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ömer

    10.12.2023 13:29:50

    Sonuç olarak kitap hem Bediüzzaman’ın Kur’an ve sünnet temelli siyasi görüşlerini yansıtması hem cumhuriyetin ilanının 100. yılına girilen safhada vahyin olduğu kadar cumhuriyet ve demokrasinin de özünü teşkil eden adalet, meşveret, hürriyet, kanun hakimiyeti gibi konularda sorunlarımıza işaret etmesi, hem de toplumda demokrasi şuurunun artmasına vesile olan boyutlar taşıması bakımından hacmi küçük, mesajları büyük bir çalışma niteliği arz etmektedir. Binlerce tebrikler ediyoruz kaleminize sağlık. Lütfen bu kadar uzun ara vermeyin hocam.👏👏👏🌅

  • Murat Cansız

    10.12.2023 00:46:14

    Kalemine sağlık İlyas hocam

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı