"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İmana gel ki, elemden emin olasın

Risale-i Nur'dan
21 Ağustos 2019, Çarşamba
İmanlı olan kimselere göre, zeval ve firakın acısı değil, yerlerine gelen emsalleriyle visalin lezzeti hâsıl oluyor. Öyle ise imana gel ki elemden emin olasın. Kadere teslim ol ki, selâmette kalasın.

İİ’lem Eyyühe’l-Aziz!

Dünyada görülen, bilhassa nebatî ve hayvânî hayatlarda müşahede edilen ademler, idamlar tebeddül ve teceddüd-ü emsalden ibarettir. İmanlı olan kimselere göre, zeval ve firakın acısı değil, yerlerine gelen emsalleriyle visalin lezzeti hâsıl oluyor. Öyle ise imana gel ki, elemden emin olasın. Kadere teslim ol ki, selâmette kalasın.

İ’lem Eyyühe’l-Aziz!

Asabiyet-i Cahiliye, birbirine tesanüd edip yardım eden, gaflet, dalâlet, riya ve zulmetten mürekkeb bir macundur. Bunun için milliyetçiler, milliyeti ma’bud ittihaz ediyorlar. Hamiyet-i İslâmiye ise nur-u imandan in’ikâs edip dalgalanan bir ziyadır.

İ’lem Eyyühe’l-Aziz!

Ehl-i ilhad ile ve bilhassa Avrupa mukallidleriyle münazara ile iştigal edenler büyük bir tehlikeye maruzdurlar. Çünkü nefisleri tezkiyesiz ve emniyetsiz olması ihtimaliyle, tedricen hasımlarına mağlûp olur ki; bîtarafâne muhakeme denilen munsıfâne münazarada nefs-i emmareye emniyet edilemez. Çünkü insaflı bir münâzır, hayalî bir münazara sahasında, ara sıra hasmının libasını giyer, ona bir dâvâ vekili olarak onun lehinde müdafaada bulunur. Bu vaziyetin tekrarıyla dimağında bir tenkit lekesi husûle geleceğinden, zarar verir. Lâkin niyeti hâlis olur ve kuvvetine güvenirse, zararı yoktur. Böyle vaziyete düşen bir adamın çare-i necatı, tazarru ve istiğfardır. Bu suretle o lekeyi izale edebilir.

İ’lem Eyyühe’l-Aziz!

Bu küre-i arz misafirhanesi, insanların mülk ve malı değildir. Ancak insanlar amele gibi o misafirhanenin çeşit çeşit işlerinde ve tezyinatında çalışırlar. Eğer küre-i arzın hâricinden yabancı birisi gelip, misafirhanenin bir mu’cize ve harika olduğuna ve insanların da âciz, fakir, muhtaç olduklarına dikkat ederse, bu insanlar bu binaya sahip ve sâni’ olacak bir iktidarda değildir, ancak böyle harika bir masnuun Sâni’i de mu’ciznüma olduğuna kat’iyetle hükmedecektir. Ve bu insanlar, o Sultan-ı Ezelî’nin makàsıdına çalışan amelelerdir. Bu ameleler, aldıkları ücretlerinden maada bu binadan bir şeye mâlik ve sahip olmadıklarına tekraren hükmedecektir. Ve keza, o çiçeklerin zevi’l-hayata karşı gösterdiği teveddüdlerine ve tahabbüblerine ve tebessümlerine dikkat eden anlar ki, bir Hakîm-i Kerîm tarafından misafirlerine hizmetle muvazzaf birtakım hedâyâ ve behayâdır ki, Sâni’ ile masnu arasında bir vesile-i tearüf ve tahabbüb olsun.

Eyyühe’n-nefis! Sen her bir eserde Müessir’in azametini görmek istiyorsun. Fakat hâricî olan manaları zihnî manalarda arıyorsun. Esma-i Hüsnanın her birisinde bütün esmanın şuâatını görmek istiyorsun. Her bir lâtîfenin zevkiyle bütün letaifin zevklerini zevk etmek istiyorsun. Her bir hisse tâbi olan işleri ve hâcetleri îfâ ederken, bütün hislerinin işlerini beraber görmek istiyorsun. Bundan dolayı evhama maruz kalıyorsun.

Mesnevî-i Nuriye, Zeylü’l-Hubab, s. 126-127

LÛ­GAT­ÇE:

adem: Yokluk.

asabiyet-i Cahiliye: Cahiliye Dönemi anlayışı olan asabiyet; İslâmiyetten önceki Cahiliye Döneminde yaygın olan, kendi kabile ve milletine karşı gösterilen aşırı ve körü körüne taraftarlık.

behayâ: Güzellikler, iyilikler, ihsanlar, hediyeler.

bîtarafâne: Tarafsız şekilde.

çare-i necat: Kurtuluş çaresi.

ehl-i ilhad: Dinsizler.

evham: Vehimler, kuruntular, vesveseler.

eyyühe’n-nefis: Ey nefis!.

firak: Ayrılık.

hamiyet-i İslâmiye: İslâmiyet için çalışma, gayret etme.

in’ikâs: Aksetme, yansıma.

küre-i arz: Dünya, yer küre.

maada: Başka, -den başka.

ma’bud: Tapınılan, ibadet edilen.

makàsıd: Maksatlar.

masnu: Sanatla yapılmış eşya, varlık.

mukallid: Taklitçi, taklit eden.

munsıfâne: İnsaflıca.

Müessir: Tesir eden, eser ve iz bırakan, Allah.

münâzır: Münazarada bulunan, tartışan.

riya: İki yüzlülük, gösteriş.

Sâni’: Sanatkâr; her şeyi sanatlı olarak yaratan Allah.

şuâat: Şuâlar, ışınlar, parıltılar.

tahabbüb: Sevgi gösterme, muhabbet etme.

tazarru: Yalvarma, Allah’a huşu içinde yalvarma.

tebeddül: Değişim.

teceddüd-ü emsal: Benzerlerinin yenilenmesi, tazelenmesi.

tedricen: Yavaş yavaş.

tesanüd: Dayanışma.

teveddüd: Sevgi gösterme, dostluk etme.

tezkiyesiz: Terbiye edilmemiş, güvenilmez.

vesile-i tearüf ve tahabbüb: Tanışma ve sevgi vesilesi.

visal: Ulaşma, kavuşma.

ziya: Işık.

zeval: Son bulma, yok olma.

zevi’l-hayat: Hayat sahipleri, canlılar.

zulmet: Karanlık.

Okunma Sayısı: 2466
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı