"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Müstebit hükûmetler inkıraza mahkûm

Risale-i Nur'dan
28 Haziran 2022, Salı
Suâl: “Şu Meşrutiyet, büyüklerimizi, beylerimizi kırdı; fakat bazıları da müstehak idi. Hem de, maddeten bir şey görmeden yalnız Meşrutiyetin namını işitmekle, kendi kendilerine düştüler. Bunun hikmeti nedir?”

Cevap: Manen her bir zamanın bir hükmü ve hükümranı vardır. Sizin ıstılahınızca, o zamanın makinesini çeviren bir ağa lâzımdır. İşte zaman-ı istibdadın hâkim-i manevîsi kuvvet idi; kimin kılıcı keskin, kalbi kàsî olsa idi, yükselirdi. Fakat zaman-ı Meşrutiyetin zembereği, ruhu, kuvveti, hâkimi, ağası haktır, akıldır, marifettir, kanundur, efkâr-ı âmmedir; kimin aklı keskin, kalbi parlak olursa, yalnız o yükselecektir. İlim yaşını aldıkça tezayüd, kuvvet ihtiyarlandıkça tenakus ettiklerinden, kuvvete istinad eden Kurûn-u Vustâ hükûmetleri inkıraza mahkûm olup, asr-ı hâzır hükûmetleri ilme istinad ettiklerinden, Hızırvârî bir ömre mazhardırlar.

İşte ey Kürtler! Sizin bey ve ağa, hatta şeyhleriniz dahi eğer kuvvete istinad ile kılıçları keskin ise bizzarure düşeceklerdir; hem de müstehaktırlar. Eğer akla istinad ile cebir yerine muhabbeti istimal ve hissiyatı efkâra tâbi ise o düşmeyecek, belki yükselecektir.

Suâl: “Neden şu inkılâb-ı hükûmet, her şeyde bir inkılâb getirdi?”

Cevap: “İnsanlar kendi idarecilerinin yolundadırlar.” [Keşfü’l-Hafâ, 2:311] sırrınca, istibdat herkesin damarlarına sirayet etmişti, çok nam ve suretlerde kendini gösteriyordu, çok dam ve plânlar istimal ediyordu. Hatta benim gibi bir adam, ilmi vasıta edip tahakküm ediyor idi veyahut sehavet-i milliyeyi sû-i istimal ederdi. Veyahut şu şeyh gibi necabeti sebebiyle herkes onun hatırını tutarak –tutmakla mükellef bildiğinden– tahakküm ve istibdat ediyordu.

Eski Said Dönemi Eserleri, Münazarat, s. 165

LÛ­GAT­ÇE:

asr-ı hâzır: şimdiki asır.

efkâr-ı âmme: halkın düşüncesi ve fikirleri, kamuoyu.

inkıraz: sönme, son bulma, yıkılma.

istibdat: keyfî, baskıcı idare şekli, diktatörlük, despotluk.

kàsî: katı, duygusuz.

Kurûn-u Vustâ: Orta Çağ.

marifet: bilgi, hüner, ustalık.

Meşrutiyet: Osmanlılarda 1876 Anayasasıyla başlayan, 1908 değişikliğiyle devam eden hukukî ve siyasî döneme verilen ad.

müstebit: baskı uygulayan, tahakküm eden, zorba, despot, diktatör.

sehavet-i milliye: milletin cömertliği.

tenakus: noksanlaşma, azalma.

tezayüd: artma, çoğalma.

zaman-ı istibdat: istibdat zamanı, baskı dönemi.

Okunma Sayısı: 1390
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Cenk Çalık

    28.6.2022 09:25:38

    "İşte ey Kürtler! Sizin bey ve ağa, hatta şeyhleriniz dahi eğer kuvvete istinad ile kılıçları keskin ise bizzarure düşeceklerdir; hem de müstehaktırlar. Eğer akla istinad ile cebir yerine muhabbeti istimal ve hissiyatı efkâra tâbi ise o düşmeyecek, belki yükselecektir." Kılıç değil akıl ve sevgi kazanacak. Bunun müşahhas numunelerini yaşayarak görüyoruz. O halde zamanı iyi okumalı ve gereğini yapmalıyız. Akıl ve sevgi yarım elma gibi. Tamına talip olmayız vesselâm.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı