"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ateistti, Filistin’i gördü, İslâm’ı buldu

18 Eylül 2026, Cuma 01:48
- Eski bir ateist ve İslam karşıtı olan Robert Martin Filistin’le başlayan dönüşüm hikâyesini kendisiyle gerçekleştirilen bir röportajda anlattı.

Tercüme-Haber: Erhan Akkaya

- Bir dönem ateist ve Müslümanlara karşı önyargılı olduğunu anlatan Martin, 2014’teki Filistin ziyaretiyle bakışının değiştiğini, yıllar süren sorgulamanın ardından İslâm’ı kabul ettiğini söylüyor.

***

Bir hayatın yönünü değiştiren yolculuk

Robert Martin’in hayatındaki en büyük kırılma, kendi anlatımına göre 2014’te Filistin’e yaptığı ilk ziyaretle başladı. Çocukluğunda Hristiyan bir çevrede yetişen, ancak dinle kurduğu ilişkinin kendisinde olumlu bir iz bırakmadığını söyleyen Martin, ergenlik ve yetişkinlik yıllarında kendisini ateist ve agnostik olarak tanımladı.

Filistin konusunda da uzun süre çevresinden ve medyadan edindiği anlatımların etkisinde kaldığını belirtiyor. En yakın arkadaşlarından birinin Filistinli olmasına rağmen onun anlattıklarına inanmadığını söyleyen Martin, haberlerde İsrail’in kendisini savunduğu, Filistinlilerin ise terörist olarak gösterildiğini ve kendisinin de bu anlatımın etkisinde kaldığını ifade ediyor.

2014’te Gazze’ye yönelik saldırılar sırasında çocukların ve sivillerin öldürüldüğünü gösteren görüntülerle karşılaşması ise onun için bir sorgulama dönemi başlattı. Martin, “Bunun doğru olmadığını düşündüm” diyerek daha fazla araştırmaya başladığını anlatıyor. Ardından, kendisine “Hiç gitmedin, nereden bileceksin?” diyenlere karşılık vermek için değil, gerçekten ne olduğunu görmek amacıyla Filistin’e gitmeye karar verdi.

“Aklım tamamen değişti”

Martin 2014’te tek başına Filistin’e gitti. Bir grubun parçası olmadığını, amacının bölgede neler yaşandığını kendi gözleriyle görmek olduğunu söylüyor. Gittiğinde karşılaştığı manzaranın, yıllardır zihninde oluşan Filistin imajıyla örtüşmediğini anlatıyor.

Köylerde tek başına dolaştığını, evlere davet edildiğini ve insanlardan kendisinden herhangi bir şey istemediklerini belirten Martin, kendisine yapılan bir çağrıyı özellikle hatırlıyor: “Rob, lütfen dünyaya bizim hakkımızdaki gerçeği anlat. Biz sadece insanların iyi bir halk olduğumuzu bilmesini istiyoruz. Yahudilerle bir sorunumuz yok. Bizim sorunumuz işgal ve Siyonizm.”

Bu karşılaşmalar Martin’in yalnızca Filistin’e ilişkin düşüncelerini değil, kendi önyargılarını da sorgulamasına yol açtı. Kendisi bu dönemi, “Aklım tamamen değişti. Senaryo tamamen tersine döndü” sözleriyle anlatıyor.

Martin, geçmişte kendisini “bilinçaltında ırkçı” olarak gördüğünü de açıkça söylüyor. En yakın arkadaşının Filistinli olmasına rağmen ona karşı bile bu önyargıyı taşıdığını ifade ediyor. Filistin’e gittikten sonra ise kendi ön kabullerinin farkına vardığını ve bunlarla yüzleştiğini belirtiyor.

Ezan sesi, cami ve ilk temas

Filistin yolculuğunun Martin’in İslâm’a yaklaşmasındaki önemli duraklarından biri, ilk ziyaretinin daha ilk gününde yaşandı. Bir köyde yolunu kaybettiğini, ezan sesini duyunca sesin geldiği yere doğru yürüdüğünü anlatıyor. Arka planda silah ve köpek sesleri varken ezan sesinin kendisini etkilediğini söylüyor.

Martin, caminin önünde otururken bir kişinin yanına geldiğini ve nereli olduğunu ya da ne amaçla orada bulunduğunu sorgulamadan kendisini içeri davet ettiğini anlatıyor. Yaklaşık bir saat camide kaldıktan sonra yoluna devam ettiğini belirten Martin, bu anıyı hâlâ unutmadığını söylüyor:

“Silah sesleri ve ezan. Filistin’deki ilk günüm böyle geçti.”

Yıllar sonra bir arkadaşının kendisine söylediği başka bir cümle de Martin’in zihninde yer etti. “İnsanlar senden Müslüman olmanı istiyor çünkü İslâm’da hissettikleri sevgiyi senin de hissetmeni istiyor” sözünün kendisini düşündürdüğünü anlatan Martin, bu yaklaşımda baskı değil sevgi gördüğünü ifade ediyor.

Filistin’den siyasî aktivizme

Martin’in Filistin’le ilişkisi ilk ziyaretinin ardından da sürdü. Zaman içinde Filistin konusunda kamuoyuna seslenen bir aktiviste dönüştü. Daha sonra Özgürlük Filosu’na katılarak Gazze’ye ulaşmaya çalıştı.

Filodaki yolculuğun sekiz gün sekiz gece sürdüğünü anlatan Martin, Gazze’ye yaklaştıklarında İsrail güçleri tarafından durdurulduklarını ve çok sayıda askerin tekneye çıktığını söylüyor. Kendisinin ve diğer aktivistlerin gözaltına alındığını, ardından İsrail’de bir cezaevine götürüldüğünü belirtiyor.

Cezaevinde defalarca üst aramasından geçirildiğini ve ağır şartlarda tutulduğunu anlatan Martin, kendi yaşadıklarını Filistinli mahpusların durumunu anlaması bakımından önemli bir tecrübe olarak değerlendiriyor. Cezaevinden çıkmasının ardından Filistinlilerin karşı karşıya kaldığı şartları daha yakından anlatmaya başladığını söylüyor.

Bu bölümde dile getirdiği kötü muamele, mahpuslar ve cezaevi şartlarına ilişkin diğer anlatımlar ise Martin’in kendi gözlemleri ve değerlendirmeleri olarak röportajda yer alıyor.

İnancın gücü üzerine düşünmeye başladı

Filistin’de gördüğü insanlar Martin’in sadece siyasî düşüncelerini değil, din ve inanç konusundaki bakışını da etkiledi. Silah sesleri, baskınlar ve belirsizlik içinde yaşayan insanların camilerde ibadet etmeye devam etmesi onun dikkatini çekti.

Martin, Filistinlilerin yaşadıkları ağır şartlara rağmen inançlarından güç aldıklarını düşündüğünü söylüyor. Bu gözlem, kendi çocukluk yıllarındaki bazı hatıralarla da birleşti.

Anne ve babasının hayatlarının son döneminde ölüm karşısındaki tavırlarını hatırlayan Martin, ikisinin de Hristiyan olduğunu ve ölüme hazırlanırken korku yerine bir tür teslimiyet ve sükûnet taşıdıklarını anlatıyor. O dönemde bunun kendisini dindar yapmadığını, ancak hafızasında yer ettiğini belirtiyor.

Yıllar sonra Filistin’de benzer bir sükûnet gördüğünü düşünen Martin, özellikle İslâm’daki namazın kendisini etkilediğini söylüyor: “Gerçekten kendinizi buna veriyorsunuz. Bu muhteşem bir şey, güzel bir şey.”

Kur’ân’a yönelik ilgisi de bu süreçte devam etti. Martin, Kur’ân’ı yıllar önce okumaya başladığını ve bir kitabın yalnızca okunmasının değil, anlaşılmasının ve üzerinde düşünülmeye devam edilmesinin önemli olduğunu ifade ediyor. Kişisel gelişim ve bağımlılıkla mücadele üzerine okuduğu bazı kitaplarda karşılaştığı tavsiyelerin Kur’ân’da da bulunduğunu düşünmesi, onun açısından ayrıca dikkat çekici bir tecrübe olmuş.

Ateizmden İslâm’a uzanan son adım

Bütün bunlara rağmen Martin’in Müslüman olması bir anda gerçekleşmedi. Kendisi, uzun yıllar güçlü bir ateist olduğunu ve insanların onu “dünyanın en büyük ateisti” olarak gördüğünü söylüyor. Dine karşı bütünüyle olumsuz olmadığını, aksine dinin insanlara sağladığı bazı imkânlara hayranlık duyduğunu; fakat kendisinin inanç sahibi olamadığını anlatıyor.

İslâm’a yaklaşırken en büyük tereddütlerinden biri ise yeterince bilgi sahibi olmadığı düşüncesiydi. “Yeterince bilmiyorum” diye düşündüğünü söyleyen Martin, arkadaşlarının kendisine İslâm’ı öğrenmenin uzun bir süreç olduğunu hatırlattığını aktarıyor. Bir arkadaşının “Doktor olursun ama oraya gelmen yıllar sürer” şeklindeki benzetmesi, onun bu endişeyi aşmasına yardımcı olmuş.

Martin’in anlatımına göre bir noktada her şey “yerine oturdu”. Uzun yıllar boyunca biriken tecrübeler, Filistin’de tanıştığı insanlar, Kur’ân’a yönelik ilgisi ve Müslümanlarla kurduğu ilişkiler, onu İslâm’ı kabul etmeye götüren sürecin parçaları oldu.

Müslüman olduktan sonra ise kendisini yolculuğun sonuna ulaşmış biri olarak değil, yeni başlayan bir öğrenme sürecinin içinde görüyor. Camiye gittiğinde ne yapacağını tam olarak bilmediğini, insanların kendisine yardımcı olduğunu ve bu yaklaşımın kendisini mutlu ettiğini anlatıyor. “Hayat boyu öğrenme deneyimi olacağını biliyorum” diyor.

“Nasıl inanmayabilirsin?”

Martin’in Müslüman olduğunu açıklamasının ardından sosyal medyada büyük bir ilgi oluştuğunu söylüyor. Kendisine gelen tebriklerin, tanımadığı insanların sarılmasının ve yıllardır kendisini takip eden insanların mesajlarının kendisini duygulandırdığını anlatıyor.

Bugün geriye baktığında, yıllar önce birinin kendisine ateizmden İslâm’a uzanan böyle bir yolculuk yaşayacağını söylemesi hâlinde buna inanmayacağını ifade ediyor. Filistin’e ilk gittiğinde başlayan sorgulamanın, yıllar içinde yalnızca siyasî düşüncelerini değil, hayata ve inanca bakışını da değiştirdiğini düşünüyor.

Röportajın sonunda kendisine, “İslâm’a ve Allah’a nasıl inanabiliyorsun?” diye soran birine ne cevap vereceği sorulduğunda ise Martin, bütün yolculuğunu tek cümlede özetliyor:

“Nasıl inanmayabilirsin? Ona baktığınızda, okuduğunuzda, düşündüğünüzde, hissettiğinizde, gördüğünüzde ve onunla çevrelendiğinizde onu inkâr edemezsiniz.”

Robert Martin kimdir?

Avustralyalı gazeteci ve Filistin yanlısı aktivist Robert Martin, uzun yıllar Filistin meselesi üzerine çalışmalar yürütüyor. 2014’te Filistin’i ziyaret etmesi, hayatında önemli bir dönüm noktası oldu. Daha önce ateist ve agnostik bir hayat görüşüne sahip olduğunu belirten Martin, Filistin’de yaşadığı tecrübeler ve Müslümanlarla kurduğu ilişkilerin ardından İslâm’ı araştırmaya başladı. Özgürlük Filosu girişimlerine de katılan Martin, Aralık 2025’te Müslüman olduğunu açıkladı.

Roportajın tamamı:

https://www.youtube.com/watch?v=Cbgy5CKGaCk

Okunma Sayısı: 148
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı