"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

GAZETECİ UĞUR BALIK: Uludere Genelkurmay’daki temizlenememiş mekanizmanın ürünü

10 Aralık 2012, Pazartesi
Uludere’de kaçakçıların bombalanması ile ilgili olarak gazeteci Uğur Balık, “Bu olay Genelkurmay’da hâlâ temizlenememiş bir mekanizmanın ürünü. Bir uçuş için izin gerekirken, bir yerin saatlerce bombalanması soru işareti. Bu bombalamanın emrini Başbakanın verdiği yönündeki iddialar sorunun çözülmesini kördüğüme çevirmek isteyenlerin oyunu. Ordu içindeki bu yapılanmayı Erdoğan görmüşse de söylemiyor. Ordusunu komplonun bir parçası olarak göstermek istemiyor” yorumunda bulundu.
GAZETECİ UĞUR BALIK: Uludere, Genelkurmay’daki temizlenememiş mekanizmanın ürünü

BDP’lilerin PKK’lılarla kucaklaşma görüntüleri bir çok kesim tarafından eleştirildi. Hatta BDP’yi destekleyen bazı kesimler bile bunun çözüm sürecine katkı sağlamayacağını belirttiler. Biz de bu hafta Kürtlerin sorunlarını yakından bilen yazar Uğur Balık’la konuştuk. Balık; BDP’nin âciz siyaset yaptığını, hattâ hükümetin attığı adımları boşa çıkarmak için sorumsuzca hareket ettiğini söylüyor.

Siyasî partilerin Kürtlerin hak talepleri için geliştirdikleri politikaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Devletin resmî ya da gayri resmî organlarının konuyla ilgili açıklamaları tutarsız. Diyarbakır Emniyet Müdürü “Dağdakilerin ölümüne üzülmeyen insan değil” mealinde bir açıklama yapıyor. Bülent Arınç bu söyleme kişisel olarak destek veriyor, Başbakan ise tam tersi bir açıklama yapıyor.

BDP’nin siyasetini nasıl değerlendiriyorsunuz?
BDP’li vekillerin, legal organların doğru siyaset yaptığına inanmıyorum, güdümlü ve âciz siyaset yapıyorlar. Doğru siyaset, dinamik ve toplumun çıkarlarına uygun hareket etmektir. BDP’liler Bask ve İra’yı örnek veriyorlar. İşlerine geldiklerinde “Muhatap biz değiliz!” diyebiliyorlar. Eğer sorunun çözülmesini istiyorsanız köprüleri yakarsınız ve doğru siyaset yaparsınız. Vedat Aydın bu noktada önemli bir isimdi, fakat JİTEM kendisini öldürdü.

Devletin bölgedeki insanların demokratik haklarını vermesi için illa bir muhataba mı ihtiyacı var?
Devlet ikircikli davranmamalı. Tüm otoriterliğiyle kendine güvenmeli ve “Ne istiyorsunuz?” demelidir. İlla birini de çağırmasına gerek yoktur; İlla Öcalan, PKK, ya da posası çıkmış Leyla Zana gibi isimlerle bunların konuşulmasına gerek yoktur. Bu tür siyasetçiler ne PKK’lıların, ne de askerin ölmesine ciddî mânâda üzülürler, timsah gözyaşları dökerler. Devlet resmî bir kurum olduğu için sorunun tartışılmasında daha güvenilir geliyor.

Devlet açısından da ikircikli durumlar yok mu?
M. Kemal’in kongrelerde ve Meclis görüşmelerinde yaptığı konuşmalarını halk duymaya henüz hazır değil. Bunun yanında hâlâ Koman bütün belgeler ortada olmasına rağmen “JİTEM yoktur” diyor. Bugün devam eden Balyoz, Ergenekon, Oda Tv dâvâları masum dâvâlar değil.

Kürt siyasetinin yok edilmesi olarak bakılan KCK Dâvâsı’na bakışınız nedir?
KCK yapılanması masum bir yapılanma değil. Siz kendi içinizde devletleştiğinizi düşünüp bu kadar rahat hareket ederseniz taşa çarparsınız. Belediye başkanlarını sorgulayıp abuk sabuk davranırsanız, birileri de gelip sizi tutuklar. Hem devletin altını oyacaksın, hem de bizi affet diyeceksin.

Devletin KCK yapılanmasını rahat bıraktığı için bu kadar örgütlenebildiği söyleniyor. Devlet neden KCK’nın faaliyetlerine başta göz yumdu?
Eğer illegal bir yapılanmadan şüpheleniyorsanız görmezden gelirsiniz ki, rahat rahat hareket edip kimlerle ilişkiye girdiğini görebilesiniz. Bu ilişki ağı ortaya çıktığında ise hepsini toplarsınız. Öbür taraftan bu dâvâda ilgisiz insanlar da tutuklanmış olabilir, ancak bunlar hukukî süreç içinde temizlenebilir. BDP’liler açısından ise sen hem illegal bir yapılanmayla ilişki içinde olacaksın, hem de fütursuzca rahat davranacaksın; bu durumda suç olduğunu bildiğin bir şeyi yapıp sonra kendini yakalatıyorsan, bu savaşın devam etmesinde kendine rol biçiyorsun demektir. Leyla Zanaların tavrı budur.

“Devletin ve BDP’nin içinde bu sorunun çözülmesini istemeyenler var” diyebilir miyiz?
Hükümet bu sorunu çözmek için samimî adımlar attıkça karşı taraftan aynı samimiyetsizlikte karşılık gördü. Devlet suça bulaşmamış insanların dağdan inmesini istedi, bunun karşılığında ise Habur’da davullu zurnalı kitlesel bir gösteri düzenlendi. Bu barış çabalarını boşa çıkarmak için yapılmış bir hareket idi. Barış sürecini devlet içinden, BDP içinden ve başka ülkeler içinden baltalamak isteyen birçok aktör var.

Hükümetin çözümsüzlüğe razı olduğunu söyleyenler var. Buna katılır mısınız?
Hükümet çözümsüzlüğe razı olmaz. Öcalan’ın da çözümsüzlüğe razı olduğunu düşünmüyorum. Öcalan “Biz Türk halkıyla, devletle değil faşizan yönetimle sorun yaşıyoruz” diyor. Zaten ayrılmayı istemek akılcı değil. Devletin yerinde ben olsam, güçlü olduğuma inansam “Genel af mı istiyorsunuz, gelin konuşalım” derim. Şu an Öcalan’ın serbest bırakıldığını düşünsek bile o heyecanla ancak bir seçim barajı geçebilirler. Çünkü BDP’nin Kürt meselesi dışında geliştirdiği hiçbir siyaset yok. “Başka sorunları nasıl çözeceksiniz?” diye sorulduğunda yetkin kadrolarımız var deniyor. Bu CHP taktiğidir. Tamam, Türkiye’nin kaynakları var da ben sana neden güveneyim? BDP’nin aldığı oy hayal kırıklığıdır. “Devlet sandıklara müdahale ediyor!” diyorlar, ancak gerekli demokratik siyaseti yaptıklarına inanmıyorum. Ben “izm”lerin Kürdü olmak istemiyor, demokratik sistem içinde eşitçe yaşamak istiyorum.

Hükümetin BDP’li belediyelere devlet yardımını esirgediği doğru mu?
Ben gazeteciyim, hükümet muhalif partilere İller Bankası’ndan verilen ödeneği kendi partisinden daha önce ödüyor. Bunun siyasî malzeme olarak kullanılmasını istemiyor.

Polis Akademisi’nin yaptığı araştırmada PKK’lıların yüzde 87’sinin örgütte akrabası bulunmuyormuş. Bunun sebeplerinin dağdakilerin örgüte katılmayın çağrısı olduğu söyleniyor?
İnsanlar dağda yaşamaya çok hevesli değiller. 2012 yılında hâlâ insanlar çeşitli nedenlerle dağa gidiyorsa, başını örttüğü için, farklı fikirlerini açıkladığı için baskı görüyorsa, bu, ülke adına utanç vericidir.
 
“Bazı konularda her şeyi devletten beklemek” gibi bir alışkanlığımız olduğunu düşünüyor musunuz?
Yaklaşık on yıl önce Kürtçe dil kursları açıldı. Kursların yöneticileri oturdukları yerden insanların gelmesini beklediler. Daha sonra “Biz bunları işletemiyoruz” deyip yardım istediler. Diğer yabancı dil kursları ise kendi faaliyetlerine ticarî oluşum olarak bakıyorlar. Reklâmlarını yapmak için bütün yolları kullanıyorlar. Eski külhanbeyleri gibi sen yerinde otur, insanlar sana gelsin. Böyle bir şey kabul edilemez!
Bazı talepler öne sürülerek ölüm orucuna başlanıldı. Bu eylemi nasıl değerlendiriyorsunuz?
BDP 40. günden sonra eylemi kamuoyuna duyurdu. Cezaevinde örgüt yapılanması bu eylemi kabul etti, ancak BDP’nin merkezî yapısı ayak diredi. Taraf olarak manşetlerde yer almak istemediler. Daha sonra ise “Biz ölümü göze almışız!” palavrasıyla eyleme destek verdiklerini açıkladılar. Bu kendi açılarından bir samimiyetsizliktir. Diğer yandan “Öcalan’a özgürlük” için oruca başlamak komik duruyor. Hukukun mahkûmlara çizdiği hakların yerine getirilip getirilmediğini tartışabilirsiniz. Eğer anadilde eğitim istiyorsanız eylemden önce kamuoyuna açıklama yaparsınız. Bunu kırk gün sonra söylemezsiniz. BDP bu sorunu manipüle etmeye başladı. BDP oyunu kurallarına göre oynamalıdır. Her defasında oyun bozanlık yapıp “Beni tekrar oyuna alın!” demenin anlamı yok. BDP’nin Ak Parti’nin tüzüğündeki Kürtlerle ilgili verilecek hakları görüp paniğe kapıldığını düşünüyorum. Eğer bu hakları verilirse BDP’nin tabanının kaymasına Öcalan bile engel olamaz.

Taraf gazetesinde Kürt meselesiyle ilgili bir tartışma çıktı. Orhan Miroğlu, Ahmet Altan’ı suçlayan yazılar kaleme aldı. Bu tartışmaya bakışınız nedir?
Miroğlu gibi isimler devletin sözcülüğünü yapabilecek sıfatta insanlar değiller. Çünkü güce göre siyaset yapmak ahlâkî değil. Bu gibi isimler Ak Parti’nin nabzına göre şerbet veriyorlar. Aydın jargonları yok. Miroğlu’nun açıklaması gereken bazı konular vardır. Musa Anter cinayetinden önce Ahmet Türk, Sırrı Sakık, Miroğlu itirafçılarla yemek yemiş, Yeşil de o masaya gelmiştir. JİTEM dosyasını çalışırken bunu kendisine sordum. “Yeşil olduğunu bilmiyorduk” dedi. Kürtler adına siyaset yapan birinin Yeşil’i tanımaması komik. Ak Parti’nin Kürtler üzerine kendi siyasetini uygulayacağı insanlar bunlar değil. Senin eğer yüz küsûr Kürt vekilin varsa insanların ihtiyaçlarını belirlersin ve buna göre siyaset yaparsın. Ahmet Altan devletin atması gereken adımları attığı için ayrıca alkışlanması gerekmediğini söylüyor. Öbür taraftan medyada sansür uygulamayacak isimlerden biri de Ahmet Altan’dır.

BDP’lilerin PKK’lılarla kucaklaşması da tartışmaların odağında…
Siz, eğer bir gerilla grubuyla kucaklaşırsanız samimiyetiniz sorgulanır ve hukukî olarak yapılması gereken yapılır. Ancak savcıların Başbakan’ın açıklamasından sonra soruşturma açması eleştirilmesi gereken bir yöndür. Bu 28 Şubat’ın güdümlü yargısına benzer ve hedef göstermeye girer. Az önce söylediğim gibi BDP bütün gücüyle seçime girse belki bir kereliğine yüzde on barajını aşabilir. Öbür taraftan, yüzde 10 barajının da aşağı çekilmesine karşıyım, çünkü demokrasinin gerektirdiği bir şekilde siyaset yapmadan, çaba sarf etmeden Meclise girmenin ahlâkî olmadığını ve demokrasimize birşey katmayacağını düşünüyorum.

Demokratik haklar verildiğinde sizce Türkiye bölünmeyi mi tartışacak?
Devlet toplumun ihtiyaçlarını giderdiğinde bölünme fikrini savunanlar marjinal kalacaklardır. Bu tür istekler toplumun diğer refleksleri tarafından kontrol edilir.
Bugün genel af ilân edilse sorun çözülür mü?
Bununla ilgili siyasetiniz olmadan “Genel af sorunu çözer” derseniz gülünç duruma düşersiniz. Bu sorunun neden kaynaklandığını ortaya koymadan en sondaki çözümü en başa yerleştirirseniz mantıksız hareket etmiş olursunuz. Toplumun belli nedenlerle çarenin dağa çıkmak olduğunu düşündüğü bir yerde genel af ilân etmek anlamsızdır. Bu sorunu aşama aşama çözmek gerekir. Sorun çözüldükçe de BDP’nin üzerinde siyaset yapacağı bir şey kalmaz. Bu ülkenin bölüneceğini düşünmüyorum, lâkin Kürtler ülkenin en büyük yapı taşlarından biri. Bizim Irak, İran’daki Kürtler gibi dönemsel bir ilişkimiz yok. Bizim koparılamaz bağlarımız var. Bunlardan en önemlisi ise dindir.

Hükümetin eleştiri aldığı konulardan biri de Uludere’de insanların bombalanması…
Bu olay Genelkurmay’da hâlâ temizlenememiş bir mekanizmanın ürünü. Bir uçuş için izin gerekirken bir yerin saatlerce bombalanması soru işareti… Bu bombalamanın emrini Başbakan’ın verdiği yönündeki görüşler sorunun çözülmesini kördüğüme çevirmek isteyenlerin oyunu. Ordu içindeki bu yapılanmayı Erdoğan görmüşse de söylemiyor. Ordusunu komplonun bir parçası olarak göstermek istemiyor.

Öbür taraftan muvazzaf askerlerin yargılandığı Ergenekon Dâvâsı var…
Belgelerle yargılamak başka bir şey. Belki Uludere Olayı ile ilgili ordu içinde işleyen bir süreç olabilir.

 
H.HÜSEYİN KEMAL
[email protected]
Okunma Sayısı: 3823
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı