"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Âlem-i İslâma isabetli cesaret lâzım

Şemseddin ÇAKIR
19 Nisan 2019, Cuma
Korku nedir?

Bir tehlike karşısındaki kaygı ve heyecandır. Cesaret ise; kişinin algıladığı tehlike karşısında sahip olduğu gücüdür. Onun için “Yiğitlik zordur gülüm; ya zindan, ya sürgün, ya da, ölüm” denilmiştir. Buradaki bilinmezden kastedilen nedir? Netice olarak cesaretin kaynağı başta tahkiki imandır. 

Yani cesaret, bütün korkulara rağmen bir bilinmeyene adım atmak. Bu iki terim aynı zamanda insanlığın imtihan vesilesidir.

Diğer bir ifade ile: Kişinin algıladığı tehlike karşısında sahip olduğu gücüdür. Yani insanlar inancı ve gücü nisbetinde korkar veya cesur olur. Meselâ: Sopası olan köpekten, iman ve ameli olan ölmekten korkmamalı. Meselâ Bediüzzaman Divan-ı Harbi Örfi isimli eserindeki ifadelerle; idam sehpası karşısında zalimlere meydan okumuştur. Bu nasıl bir güçtür? Her hakikî hasenat gibi cesaretin menbaı imandır, ubudiyettir. Her seyyiat gibi cebanetin dahi menbaı dalâlettir.

Meselâ; sıratı müstakimin tanımında da, şecaat, iffet ve hikmetin mezci diye sıralandığı gibi “Şeceat” başa alınmış, zulümatı beşeriye içinde elmas gibi parladığı ifâde edilmektedir. Hatta “Cihadın en efdali de, zalim sultana karşı hak sözü söylemektir”.

Bediüzzaman, 29. Mektubun 6. Risalesi’nde “İnsanda en mühim ve esaslı bir his, hissi havf’tır. Dessas zalimler bu korku damarından çok istifade etmektedirler; onunla korkakları gemlendiriyorlar. Ehl-i dünyanın hafiyeleri ve ehl-i dalâletin propagandacıları avamın ve bilhassa ulemanın bu damarından çok istifade ediyorlar, korkutuyorlar, evhamlarını tahrik ediyorlar” demektedir.

Belki şu korkaklar olmasaydı zalimler olmazdı kanaatindeyim.

Bilgi insanın cesaretini, cehalet küstahlığını arttırırmış. Şimdi merak ediyorum bizim bilgin (!) ilahiyatcılar, neden korkup da Diyanet’in marifetiyle hazırlanıldığı ifade edilen son derece subjektif bir rapor neşrediyorlar? 

Demek korkanın Allah’tan korkması lâzım. Zira; imanlı bir adamsa, dünya bomba olup patlasa da, ihtimalki onu korkutamaz. Elbette o korkuya karşı dayanacak bir gücün olmasındandır. Bazan normal korkunun ötesinde spesifik (özel) korkular vardır, zaten onlar birer psikolojik hastalıktır. Meselâ: Karanlık ve tavuktan korkmak gibi.

Bu korku unsuru şartlara ve kültürlere göre farklılıklar arz eder. Meselâ: Bir zamanlar insanların korkulu rüyası devler ve dinazorlardı. Şimdi bu hiçbir anlam ifade etmiyor. Kültürel olarak bazıları da; cin ve perilerden korkar, halbuki bu bir başkasının umurunda değildir. Anlaşıldığına göre bazı realist korkular olsa da birçoğu da izafidir. Sonuçta korku temel duygulardan olup hayatı korumak ve imtihan için verilmiştir. 

Cenab-ı Allah o yüce kitabında mealen “Ben sizi birşeyle imtihan ederim, o da; korku, açlık, mallardan ve hazlardan noksanlaştırmaktır, herşeye rağmen sabredenleri müjdele” der. (Bakara 2/155) Böylece korkunun aynı zamanda bir imtihan olduğunu haber veriyor ve diğer imtihan vesileleri de muhakkak var, fakat hepsinin başında korku geliyor. Demek korku en önemli bir imtihan unsurudur. Zalim amirlere teslim olan âlimler, hizipler ve tarikatler hep bunun içine dahildir.

Korkunun ecele faydası yoktur.

Cesurun bakışı, korkağın kılıncından keskindir. 

Meselâ bir düşmanının Efendimiz (asm) dinlenmekte iken başucuna gelip, kılıncı çekip: “Şimdi seni kim kurtaracak?” sorusuna karşı Efendimiz’in (asm) “Allah” deyip kalkmasıyla kişinin yere yığılmasının bir olması gibi.

Bediüzzaman, korkakların gemlendirilmesinden bahseder. İnsanlığın insi şeytanı olan İngiliz; kiminin korkusunu, kiminin intikam ve humkunu (ahmaklığını) vs. işletmesi gibi.

İnsan ölümden neden korkar?

Bir sahabinin ifadesiyle; birkimse dünya evini mamur edip ahiret evini viran etti ise o mamur bir yerden viraneye gitmek istemez de onun için ölümden korkar. 

Bu korkunç akibetin güvencesi -iman ve namazdan başka ne olabilir? Korkunun bir sebebi de cehalettir. Diğer bir sebebi ise muhakemesizliktir.

Zaten bu can yerinde feda edilmek için verilmiştir. “Namusluca yaşamaya yok ise imkân/ Kahramanca ölmek mümkündür her zaman” denilmiştir. 

Zulme rıza zulümdür, taraf olsa zalim olur. Eğer ölüm korkusu bütün mukaddeslerin önüne geçebiliyorsa o takdirde ortada mukaddes kalmaz demektir. Meselâ Efendimiz (asm) amcasına “Müşrikler sağ avucuma güneşi, sol avucuma ayı koysalar ben bu dâvâdan yine vazgeçmem, istersen beni sen de bırak” demedi mi? 

Hangi mukaddesi ölüme feda etti de bu ulemâissu mazeret üretiyor? Korkaklık hep ayıp sayılmıştır. 

Demek havf; te’siratı hariciyeyi tevkıf değil teşçi edermiş. 

Cenab-ı Hak havf damarını hıfz-ı hayat için vermiş, hayatı tahrip için değil.

İşte ey kardeşlerim! Eğer ehl-i ilhadın dalkavukları sizi korkutmak ile kutsî cihad-ı manevinizden vazgeçirmek için size hücum etseler onlara deyiniz: “Biz hizbü’l Kur’ân’ız ve Kur’ân’ın kalasındayız. Binler ihtimalden bir ihtimal ile şu kısa hayatı faniyeye küçük bir zarar gelmesi korkusundan hayatı ebediyemize yüzde yüz, binler zarar verecek bir yola bizi ihtiyarımızla sevk edemezsiniz.”

Hem o dalkavuklara deyiniz ki: “Yüz binler ihtimalden bir ihtimal değil, yüzden yüz ihtimal ile bir helâket gelse, zerre kadar aklımız varsa, onu bırakıp kaçmayacağız.” (Mektubat, s. 706)

Allah’ım, şu âlem-i İslâma isabetli cesaretler, çok üstün ve hayırlı muvaffâkiyetler ihsan eyleyip, nusretini yar, bizi her iki cihanda bahtiyar eyle ey Rabbim! Amin!

Okunma Sayısı: 987
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı