"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yeni dönemde Nur Talebeleri...

Şükrü BULUT
26 Nisan 2021, Pazartesi
“Yeni” kelimesi sizi de ürkütür mü?

Bazı kelimelere şüphe ve tereddütle baktığımızı biliyoruz. Yeni, yenilikçi, modern, değişim ve dönüşüm gibi; mevcudun şeklini, ritüelini, yapısını veya mahiyetini değiştirmeyi amaçlayan kelimelerin bizdeki negatif çağrışımının sebeplerini düşünenler, belki de köklerini iki-üç yüz yıl öncesinde aramak durumunda kalacaklar. Söz konusu menfi mana, aydınlanma döneminden sonraki Avrupa’nın uğradığı değişim ve kuvvete dayanan bu maddeci kuvvetin bize dikte ettirdiği “değişimlerden” geliyor da olabilir. Değişimi hep menfi görmemişiz. Fakat hüküm ekseriyete göre verilir. İslâm dünyasının temsilcisi Osmanlı’ya bilinçli bir tarzda dayatılanların çoğu, bünyemizde ters tepki yaptığından, millet olarak yenilikçiliğe veya moderniteye ön yargılı olmamız normal sayılmalı.

Değişimin, bu dünya hayatımızda bir kanun olduğunu da biliyoruz. Her şey kemale doğru ilerlerken “değişerek” olgunlaşıyor. Belki de zerreden güneşlere kadar… Göz ile görülemeyen bir mikropçuktan gergedanlara, atomlardan galaksilere değişimin bir terakki kanunu olduğunu biliyoruz. Bu fıtrat kanununu karşısında yaratıcıyı inkâr eden felsefe ile semavî dinlere inananların duruşu, “değişime” itikadî bir mana yüklüyor. İnkâr ile iman kadar birbirinden farklı manalar… Bediüzzaman Hz.leri Risale-i Nur tefsirinde mütemadiyen Kâinat ile Kur’ân’ı iç içe iki kitap halinde nazarlarımıza takdim eder. Büyük kitap ve Kur’ân… Bu iki kitabın da aynı kâtip tarafından yazıldığını, fakat yazı ve harflerin değişikliğini anlatır. Yaratıcıyı elde ettiği ilimlere dayanarak inkâra kalkışan Batı felsefesinin yalnızca Kur’ân’ı değil, kâinat kitabı ve içindeki yaratılış kanunlarını da inkâr ettiğini çoğu kez unuturuz. Ellerindeki imkânlar, teknolojik gelişmeler, servetler ve servet ile dayandıkları kuvvetlerle hem Kur’ân ile ve hem de “yaratılış kanunlarıyla” mücadele etmekte olan farklı bir medeniyetle karşı karşıya kaldığımızı esas almadığımızda, hükmen mağlûp oluruz. Bilhassa dünyamızın yaşadığı son iki harp ve devamındaki bütün musîbet ve afatlarda –corona dâhil- bu tahripkâr cereyanın rolünü insanlık olarak aramak zorundayız. Okuyucularımızın bizden daha aşina ve hatta iyi bildikleri bu konuyu bir tarafa bırakıp tekrar değişim meselesine gelelim.

Bizim “değişim veya yenicilik” gibi mana ve hareketlere karşı ön yargımız, Batı felsefesinin bu kelimeye yüklediği mana veya bu kostüm ile yaptığı tahribatlarından da gelebilir. Kötü niyetiyle el attığı her meseleyi hem fıtrata ve hem de İslâmiyet’e aykırı bir şekilde bozan bu anlayışa karşı insanımızın “yenilikçiliğe ve değişime” şüphe ile bakmaları belki de faydalarınadır. Zira araştırma ve tahkik fırsatı verecektir, bu şüpheli duruş… Risale-i Nur Talebeleri Avrupa’ya karşı ön yargılı değildirler. İnsaniyetin yanında ve karşısında olmak üzere iki Avrupa’yı da Bediüzzaman’dan güzel ders almışlardır. Ve dünya medeniyetinin, barışının, refahının ve teknolojisinin “Hz. İsa’ya (as), insanî değerlere ve fıtrat kanunlarına inanmış Birinci Avrupa olmadan olmayacağına inanırlar. Yenilikçiliği ve değişimi tahribat projelerinde “slogan“ olarak kullanan materyalistlere karşı Kur’ân talebelerinin aynı manaya gelen “tecdid”i izah ederek; değişim ve yenilik kelimelerinin de Kur’ân’a ait olduğunu isbat etmeleri her zaman mümkündür.

Allah, Kur’ân’ı bize Hz. Cebrail (as) ile Efendimize (asm) gönderdiğini ve onu kıyamete kadar koruyacağını haber veriyor. İşte Hz. Osman (ra) zamanındaki Kur’ân ile günümüzde yaklaşık iki milyar evde bulunan Kur’ân’lara kadar. Hiçbir değişiklik söz konusu değil. Elimizdeki Kur’ân’ı bize gönderdiği ilk günü gibi koruyacağını vadeden Allah, aynı vaadini Kâinat kitabı için de yapıyor. Oradaki kanun ve kuralları değiştiremeyeceğimizi çok âyetlerle bildiriyor. İşte Kur’ân’a düşmanlığını gizlemeyen ve Avrupa üzerinden dünyaya müdahale eden bu dinsiz medeniyetin “yenilik ve değişim”den anladığı ile Kur’ân talebelerinin anladıkları o kadar farklı ki… Kur’ân ve Kur’ân’ın tercümanı öyle bir zirvede insanlığa seslenmişler ki, meşhur feylesof Shobel’in ifadesiyle insanlık o zirvenin eteklerine bile ulaşamadı. Allah’a inanlara göre her değişim, bizi o bala yüksekliğe bir adım yaklaştıracaktır. Adına ister tecdit diyelim, isterseniz değişim ne fark eder ki… Kur’ân’a müdahaleyi engelleyen Allah, tahripkâr dinsiz Batı medeniyetinin de dünyamıza ve kâinata müdahalesini reddediyor ve etmeye devam edecek. Müslümanların, bilhassa Nur Talebelerinin burada bir “mahiyet tanımı ve tanıtımına” giderek, insandan başlayarak da en geniş daireye kadar tahrip edenlerin kimliklerini ve özelliklerini Risale-i Nur’a göre deşifre etmeleri gerekiyor.

Bediüzzaman Hz.leri, fıtrat kanunlarına uygun hareket etmeyenlerin, zamanın çarklarınca engelleneceğini haber veriyor. Elli sene önceki hayatın içindeki Nur hizmetlerini, günümüzün teknolojisiyle çevrelenmiş hizmetlerle mukayese edenler, hiç kimsenin “değişim ve yeniliğe” karşı duramayacağını kabul eder. İlginç olan nokta ise, kıyamete yaklaştıkça “değişimdeki” açı farkı büyüyor, küçülen dünyamızın dört yanını bize sunan bir devir ile karşılaşıyoruz. Dünde, ulaşım araçlarına binerek ve saatlerce zamanımızı tüketerek ziyaretlerine muvaffak olduğumuz dostlarımızı, hemen her gün bir odaya toplayabiliyor ve onlarla sohbet imkânına kavuşuyoruz. Sınırların, mesafelerin ve hatta bazen zamanların ortadan kaldırıldığı çok değişik ve mu’cizevî bir dönemi yaşadığımızın farkında mıyız?

Elli sene önce, Risale-i Nur’a ulaşmak kolay değildi. Bulabildiğimiz kitapları, bazen günde iki yüz sahife okurduk. Dinsiz Avrupa’dan gelen şüphe ve sorulara karşı Nurlar’ın dört bir yanını hafızamıza almaya çalışırdık. Zira hayat meydanına tam teçhiz çıkmamız gerekiyordu. Peki şimdi… Bir ilkokul veya ortaokul talebesinin ulaştığı teknik ile yarım asır önceki zamanlarımızda yüz talebenin yapacağı işi yapabilecek imkâna kavuşulmuş. Elindeki makine ile dünyanın yedi kıt’asına Risale-i Nurlar’ı neşredebilecek bir ortaokul talebesi nerede, Avrupa-Amerika’da senelerce ihtisas yapıp dil öğrendikten sonra Nurlar’ı neşredebilmek nerede…

Bediüzzaman’ın materyalist Avrupa’nın tahriplerine karşı atom bombası tesiri yapabilecek Kur’ânî fikirlerden kim haberdar ise, en büyük sorumluluklar onun omuzunadır, değil mi? Son hamleleriyle Çin halkını da esaretine alıp dünyayı ve insanlığı “kevni kanunlarıyla” birlikte tahrip etmek isteyen global dinsizliğe karşı bütün manevî silâh ve cephanenin Risale-i Nur’da olduğunu bildiği halde, kendisini “sıradan hayatını yaşamak isteyen adam” olarak telâkki edenleri bekleyen yeni dönemin özelliklerini yazmaya- inşaallah- devam edeceğiz.

Okunma Sayısı: 1545
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Said Köse

    30.4.2021 23:45:03

    Öğrendikleri: 1."sıradan hayatını yaşamak isteyen adam": Narkossuz ameliyat olmuş. Çok acı verici. 2. Teknolojinin verdiği enaniyetden gelen özgüven ile Allah'ın koyduğu kanunları değiştirme olarak görürdüm, demek dinsizlik cereyanı Allah'ın kitabını değiştirmek istemesi imiş.

  • Mehmet

    29.4.2021 11:38:53

    "tecdid" teklimesini daha tam idrak edip kelime hazinemize eklememiz gerekir BSN Hazretlerin dedigi "eski hâl muhal, ya yeni hâl veya izmihlal" da degisimin önüne gecilemeyecegini gösterir.

  • Sezai MUMCU

    27.4.2021 06:19:03

    1) Hayır, yenilik, tecdid, değişim gibi eşanlamlarla ifade edilen tabirlere Nurcular ziyadesiyle aşinadır, alışıktır. Merhum ve muazzez Üstadımız Bediüzzaman Said Nursî bir yenileyici bir Müceddittir. Tecdid hareketinin, yenileyiciligin ve müceddidliğin bizzat her ASIR için ümmetinden bir yenileyici tarafından olacağın Peygamber-i Zişan Efendimiz ASM müjdelemişdir. Her bir ASRIN kendine göre gereksinimlerini karşılayacak KUR'AN da varolan hakikatini yeni bir tarafıyla izah edilmesi gerekmiştir. Bilhassa KIYAMET öncesi iki ASRIN doğrudan ilimden gelen sorularına ve yanlış olarak ilmî sanılan/zu'm edilen isbata dayanmayan teorileri/varsayımlarına ikna edici cevaplarla tüm imana yönlendirilen saldırılara karşılık vermek de asrın getirdiği tereddütleri kökünden zir ü zeber edecek hakikatlerin mukni tarzlarda beyanini elzem kılmıştır.

  • Sezai MUMCU

    27.4.2021 06:18:36

    2) Bu VAZİFEYİ Risale-i Nur Külliyatı ve NURCULAR denilen sadık ve kanaatkar okuyucu ve hayatlarında tatbik edici; insanlığa örnek talebeleri şerefle KIYAMETE kadar devam ettireceklerdir. 124 bin Enbiya AS'in ekserisinin gönderildiği eski KITA ASYA'ya "YENI ASYA" diyerek tecdidin naşiri, dili, tellalı olan bu NEŞRİYAT sayısız nümunelerinden sadece mühim ve mütevazi bir nümunesidir. KUR'AN'in HAKİKATLARI ASIRLARA GÖRE yeniden yeniye Yenilik hareketinin meyveleri tarzında ihtiyaç zaruri olduğundan yinelenmeye muhtaçtır. ZİRA teyid için takrir, tahkik, tekrir lâzımdır.

  • Musab

    27.4.2021 05:22:07

    Yeni Dönemin; uhuvvet, muhabbet, tesanüd, sebat ve gayret üzerinde kurulmasına dua edelim, ne dersiniz?

  • Haşim Özkan

    26.4.2021 21:13:30

    Kelam sıfatından gelen Kur’an-ı Kerim ve Kudret sıfatından gelen Kainat kitabını çok güzel ifade etmişsiniz. “Değişmeyen tek şey değişimdir”kabul etmeyenler olsa da.

  • Osman

    26.4.2021 20:26:45

    Her an yenileniyoruz her gün yenidir Zaman ve mekan akar geçer Her şey kemale doğru gider Fıtrat iyiler kazanır İşin özü hayatın başına gelen her şey güzeldir

  • Serap

    26.4.2021 15:53:08

    Eski hal muhal olduğuna göre, yeni dönemde kaynağa hüve hüvesine yapışmamız gerekiyor. Yoksa, geçmişteki hayal kırıklıkları peşimizi bırakmayacak.

  • Sebahattin

    26.4.2021 13:08:14

    Allah Râzı olsun çok makası bakımından güzel bir yazı olmuş. Yalnız yenilik veya değişim demeyelim de bence terakki dememiz icap ediyor. Bunu üstadımız risale-i nur'da bize çok güzel anlatmış. " Şecere-i âlemde, meylül-istikmâl vardır. Yani, kâinatın, bir ağaç gibi, bütün zerrâtı ve eczası kemâle meyleder ve kemâle doğru yürümektedirler. O umumî meylü’l-istikmâlden ayrı olarak, insanda da meylü’t-terakki vardır. Bu meylü’t-terakki çekirdek gibidir; neşvünemâsı pek çok tecrübeler vasıtasıyla olur ve çok fikirlerin mahsulü olan neticelerin içtimâıyla teşekkül ve tevessü etmekle fünunu intaç eder. Bu fünun da, mürettebedir. Yani her ikinci fen, birincisinin neticesidir. Birincisi olmasa, o olamaz. Birincisinin ona mukaddeme ve ulûm-u mütearife hükmünde olması şarttır. " Allah'a emanet olunuz.

  • Halim

    26.4.2021 12:31:15

    Nur talebeleri, düşmanlarının engellerini aşarak çok güzel bir devri başlatacaklar.

  • Ahmet Danışmaz

    26.4.2021 12:06:39

    Risalei Nur'a sırf anlamak ve Allah için muhatap olmak gerektiği, işin içine değişik hesap ve çıkarlar girdiğinde kişinin sonunun iyi bir son olmadığını da eklerseniz tam olacak. Yeni dönemde bunu da listeye ekleyelim.

  • Nura

    26.4.2021 11:40:02

    İlerleme ve değişime ekmek- su gibi ihtiyacımız olan bu günlerde, ümit veren "yenilikçi" bir bir yazı olmuş teşekkür ediyoruz.

  • Abdullah Tunç

    26.4.2021 10:00:00

    Nur talebeleri,genellikle iki cereyanın oltasına takıldı. Siyasal islam veya milligö rüş.İkincisi kadrolarla ikti darı ele geçirmeye çalışan yapıya...Bu iki siyasi akım senelerce beraber çalıştı. Beraber bir sürü günah işlediler.İkdar ve menfaat çatışması bunları birbirine düşman etti.Bu iki cere yandan birisi sadeleştir me adı altında Risale-i Nur'u tahrif ve tahrip etme ye çalıştı.İkincisi R Nur'u devlet tekeline alarak iki seneye yakın bir zaman da tek risale bastırmadı. Bu iki siyasi cereyana,akı ma yanaşan, kapılan, ta viz veren,onlarla beraber olan;nur mesleğinden ay rılmış demektir.Tercihini bu iki tahripkâr cereyan dan yana yapmış demek tir.Din görünümlü bu iki akımın dine ve dindarlara verdiği sınırsız zararı gör memek,körlüktür,basiret sizliktir,akılsızlıktır, tır,safderunlultur,bilerek ve ya bilmeyerek dine darbe vurmaktır.Bu iki hareket güç ve kuvvetin zirvesine çıktılar.Bu kuvet,sadece tahribe yaradı.Acı,ızdırap getirdi.Hâlâ bunların tuzağına düşenlere ne de meli,

  • Hüseyin

    26.4.2021 05:32:09

    (2)Geldiğimiz aşamada, hakikat namına ne söylenirse söylensin , nasıl söylenirse söylensin, kelimeler ruhunu kaybettiği için gönüllerde kalplerde dimağlarda etkili olamıyor... Kelimelerin etkili olamadığı yerde, etkili olmanın yolu; kelimelerin taşıdığı ruhu, bedene yansıtmak  davranışlarla ve  fiillerle  yaşamak ve  göstermek kalıyor...

  • Hüseyin

    26.4.2021 05:30:16

    (1)Kelimeler, taşıdıkları anlam ve yansıttıkları hakikat kadar, özüne ve  ruhuna uygun kullanıldıkları ve denk düşürüldükleri ölçüde, muhtevasına uygun düşer ve değer taşırlar .. Neoliberal çağla birlikte başlayan  yozlaşma ve çürüme, en büyük tahribatı kelimelerin anlam dünyasında yaptı. Kelimeler bağlamından, ana mecrasından ya saptırıldı, (gerçeklikle olan bağı koparıldı) algı kalıplarına döküle döküle anlamını, cazibesini, büyüsünü, tınısını kaybetti..hakikatın üzeri örtüldü, gerçekler saklandı veya  gizlendi. Yalan hakikatmiş, hakikat yalanmış gibi doğrular tersyüz edildi. algılarla mana hapsedildi . yalan gerçekmiş gibi gösterildi.. Aydınlatma, nurlandırma vesilesi olması gerekirken, karartma aldatma olarak kullanıldı.. Geldiğimiz aşamada, hakikat namına ne söylenirse söylensin , nasıl söylenirse söylensin, kelimeler ruhunu kaybettiği için gönüllerde kalplerde dimağlarda etkili olamıyor...

  • Halil İbrahin KARAHAN

    26.4.2021 03:39:19

    Allah razı olsun.

  • ozanky

    26.4.2021 03:16:48

    Allah Razı olsun. "Eski hâl muhal; ya yeni hâl veya izmihlâl..." Cümlesi Üstad’ımın sadece o mesele için kullanmadığı; her zamana söylenmesi gereken bir düstur. Yazınızın satır aralarında geçen; “ hemen her gün bir odaya toplayabiliyor ve onlarla sohbet imkânına kavuşuyoruz.” cümleniz ile HÜVE nüktesini her an temaşa ediyoruz. Işık hızında toplanıyoruz, bir birimizi göz göze görüp, kulaklarımız bir birini işitiyor, Kur’anımızı okuyup, dersimizi yapıyoruz. Vesselam.

  • Şahin

    26.4.2021 01:32:53

    Hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede bir çığır açan, eğer kâinattaki kanun-u fıtrata muvafık hareket etmezse; hayırlı işlerde ve terakkide muvaffak olamaz. Bütün hareketi şerr ve tahrib hesabına geçer. Lem'alar - 170 Ve keza bir işde muvaffakıyet isteyen adam, Allah'ın âdetlerine karşı safvet ve muvafakatını muhafaza etsin ve fıtratın kanunlarına kesb-i muarefe etsin ve heyet-i içtimaiye rabıtalarına münasebet peyda etsin. Aksi takdirde fıtrat, adem-i muvafakatla cevab verecektir. Ve keza heyet-i içtimaiyede, umumî cereyana muhalefet etmemek lâzımdır. Muhalefet edildiği takdirde, dolabın üstünden düşer, altında kalır. İşârât-ül İ'caz - 110 Kim tevfik isterse, âdetullah ve hilkat ve fıtrat ile aşinalık etmek ve dostluk etmek gerektir. Yoksa, fıtrat tevfiksizlikle bir cevab-ı red verecektir. Cereyan-ı umumî ise, muhalif harekette bulunanları adem-âbâd hiçahiçe atacaktır. Muhâkemat - 152

  • İ. Seyda

    26.4.2021 00:57:44

    Yeni dönemde "insaniyet-i Kübra" hakikatini iyi anlamalıyız. Hak ve hakikati "tahsis" etmek yerine, muhtaç gönüllere nasıl ulaştırabiliriz, bunun muhasebesini yapmalıyız. Medeniyetin güzellikleri, insanlık kavramını tekamül ettirecektir. O zaman hakikat tecelli edecektir. İslâm dünyasını ve Müslümanları kuşatmış bulunan gurur ve enaniyet, tenperverlik, nemelâzımcılık ve yeis hastalıklarından kurtulmalı; taassuba dünyamızda yer vermemeliyiz.

  • Sertaç Lüser

    26.4.2021 00:48:02

    Maalesef, maalesef, üzülerek hemde; çabucak bakış açıları değişmeli, müslümanlar "evde tek başına" oynamayı bırakmalı...Bir iğneyi tek olarak yapmanın zorluğu ve zaman kaybını da bilmeli.Bir olmanın hakikatini İslamiyet potasında bir olarak algılamalı ve algılamalıyız. Rabbim yardımcımız olsun

  • Kerem

    26.4.2021 00:41:11

    Değişimi, tabirinizce tecdidi çok mantıklıca temellendirmişsiniz. Asıl değişimcilerin müslümanlar olduğunu isbat etmeye, lütfen devam ediniz.

  • Bedreddin

    26.4.2021 00:24:33

    Eski yeni meselesinde bir boşluk olmasada tam olmaz.Usul ve erkanıyla eskiler kadar esaslı olmaz diye söylense ne mahsuru olur.Derece farkını inkar edemeyiz.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı