"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

ZALİMLER VE ZULME RIZA GÖSTERENLER İÇİN; YAŞASIN CEHENNEM!

Süleyman BAYŞU
22 Ağustos 2013, Perşembe
“‘Zâlimlere meyletmeyin. Aksi halde ateş size de dokunur. (Hûd Sûresi: 113)’ âyet-i kerimesi fermanıyla, zulme değil yalnız âlet olanı ve taraftar olanı, belki ednâ bir meyil edenleri dahi dehşetle ve şiddetle tehdit ediyor. Çünkü, rıza-yı küfür küfür olduğu gibi, zulme rıza da zulümdür.” Bediüzzaman Said Nursî

İnsan bu, düşe kalka hayat merdiveninin basamaklarını bir bir çıkmaya devam eder. Âdemoğlu ile melekler arasında Rabbim öyle bir mizan kurmuş ki, birisinin makamı sabit, diğerinin ala-i illiyyin ile esfel-i sâfilîn arasında gelip gider.
Birisi Hazret-i Sıddık’e, Ebu Bekir’e cennette komşu; diğeri sakar belâsının en dip çukurunda, yaptıklarının, şeytana avâne olmanın semeresini toplamakta. Oysa ki meleklerde durum çok farklı. Onlar Rabbleriyle yaptıkları akitlerine sadık olarak makamlarını muhafaza ediyorlar.
Bediüzzaman Said Nursî (ra) Hazretleri Sözler adlı eserinde 23. Söz’de insanın durumunu gayet beligâne olarak izah etmektedir: “İnsan, nur-u imân ile âlâ-yı illiyyîne çıkar; Cennete lâyık bir kıymet alır. Ve zulmet-i küfür ile esfel-i sâfilîne düşer; Cehenneme ehil olacak bir vaziyete girer. Çünkü, imân insanı Sâni-i Zülcelâl’ine nispet ediyor. İmân bir intisabdır. Öyle ise, insan, imân ile insanda tezâhür eden san’at-ı İlâhiye ve nukuş-u esmâ-i Rabbâniye itibâriyle bir kıymet alır. Küfür, o nisbeti kat’ eder. O kat’dan san’at-ı Rabbâniye gizlenir, kıymeti dahi yalnız madde itibâriyle olur. Madde ise, hem fâniye, hem zâile, hem muvakkat bir hayat-ı hayvanî olduğundan, kıymeti hiç hükmündedir.”1
Şerir işlerde ittifak yapılmadığı sürece ben-i Âdem bir şekilde makamını yükseltmeye devam edecektir. Bugün İslâm coğrafyasına bakıldığında mü’minlerin sıkıntıları diz boyudur. Komşumuz Suriye’de ve Mısır coğrafyasında yaşananlar insanın içini burkmaya devam ediyor. Arakan’da, Türkmeneli’nde... Daha nice İslâm coğrafyasında... Artık insanlar ölmesin etnik kökeninden, siyasî ve içtimâî düşüncesinden ya da dinî tercihinden dolayı.
Kim duyacak bunca masumun katledilmesinin acı ıztırabını? Zalimler, eğer varsa vicdanınız, o masum çocukların yaşayamadıkları hayallerinin, oynayamadıkları oyunlarının sesini bir dinleyin bakalım, kirli vicdanınızdan ne ses duyacaksınız? Zalimler ve zulme rıza gösterenler için yaşasın Cehennem! Evet, kendi, kirli ve dahi kanlı ellerinizle hazırlıyorsunuz kendi sakar belânızı. Alın size dehşetli bir ahiret yurdu geleceği garantisi.
Peki, bu zulüm karşısında susan dilsiz idarecilere ne demeli? Suriye’de, Mısır’da, Arakan’da, Tuzhurmatu’da ölen Müslüman, öldüren Müslüman, peki kazanan kim Allah aşkına?
Yine Üstad Said Nursî’nin (ra) Yirmi Altıncı Söz’de (Kader Risalesinde) beyan ettiği “Evet, Kur’ân’ın dediği gibi, insan, seyyiâtından tamamen mesûldür. Çünkü, seyyiâtı isteyen odur. Seyyiât, tahribât nev’înden olduğu için, insan bir seyyie ile çok tahribât yapabilir. Müthiş bir cezaya kesb-i istihkak eder; bir kibrit ile bir evi yakmak gibi. Fakat, hasenâtta iftihara hakkı yoktur; onda, onun hakkı pek azdır. Çünkü, hasenâtı isteyen, iktizâ eden rahmet-i İlâhiye ve icad eden kudret-i Rabbâniyedir. Suâl ve cevap, dâî ve sebep, ikisi de Hak’tandır. İnsan, yalnız duâ ile, imân ile, şuur ile, rızâ ile, onlara sahip olur.
“Fakat seyyiâtı isteyen, nefs-i insaniyedir—ya istidad ile, ya ihtiyâr ile. Nasıl ki beyaz, güzel güneşin ziyâsından bâzı maddeler, siyahlık ve taaffün alır; o siyahlık onun istidadına âittir. Fakat, o seyyiâtı çok mesâlihi tazammun eden bir kanun-u İlâhî ile icad eden, yine Hak’tır. Demek, sebebiyet ve suâl, nefistendir ki, mesuliyeti o çeker. Hakka âit olan halk ve icad ise, daha başka güzel netice ve meyveleri olduğu için, güzeldir, hayırdır.
“İşte, şu sırdandır ki, kisb-i şer, şerdir; halk-ı şer, şer değildir. Nasıl ki pek çok mesâlihi tazammun eden bir yağmurdan zarar gören tembel bir adam, diyemez ‘Yağmur rahmet değil.’ Evet, halk ve icad da bir şerr-i cüzî ile beraber hayr-ı kesir vardır. Bir şerr-i cüz’î için hayr-ı kesîri terk etmek, şerr-i kesîr olur. Onun için, o şerr-i cüzî hayır hükmüne geçer. İcad-ı İlâhîde şer ve çirkinlik yoktur; belki, abdin kisbine ve istidadına âittir.
“Hem nasıl kader-i İlâhî netice ve meyveler itibâriyle şerden ve çirkinlikten münezzehtir; öyle de, illet ve sebep itibâriyle dahi zulümden ve kubuhtan mukaddestir. Çünkü, kader hakikî illetlere bakar, adâlet eder; insanlar, zâhirî gördükleri illetlere hükümlerini binâ eder, kaderin aynı adâletinde zulme düşerler.”2 ve ”…vele terkenû ilellezine zalemû fetemessekümünnâru (Zâlimlere meyletmeyin. Aksi halde ateş size de dokunur. (Hûd Sûresi: 113) âyet-i kerimesi fermanıyla, zulme değil yalnız âlet olanı ve taraftar olanı, belki ednâ bir meyil edenleri dahi dehşetle ve şiddetle tehdit ediyor. Çünkü, rıza-yı küfür küfür olduğu gibi, zulme rıza da zulümdür. İşte, bir ehl-i kemal, kâmilâne, şu âyetin çok cevâhirinden bir cevherini şöyle tabir etmiştir:
Muîn-i zalimîn dünyada erbâb-ı denâettir, / Köpektir zevk alan seyyâd-ı bî-insâfa hizmetten” 3
“Siyaset-i medenî, ekserin rahatına fedâ eder ekalli. Belki ekall-i zâlim, kendine kurban eder ekserîn-i avâmı.
Adâlet-i Kur’ânî, tek mâsumun hayatı, kanı heder göremez, onu fedâ edemez, değil ekseriyete, hattâ nevin umumu.
Âyet-i ‘men katele nefsen biğayri nefsin’ (Kim bir cana kıymamış birisini öldürürse... Maide Sûresi, 32.) iki sırr-ı azîmi vaz’ ediyor nazara. Biri mahz-ı adâlet. Bu düstur-u azîmi. Ki ferd ile cemaat, şahıs ile nev-i beşer, kudret nasıl bir görür; adâlet-i İlâhî, ikisine bir bakar. Bir sünnet-i dâimî. Şahs-ı vâhid hakkını kendi fedâ ediyor; lâkin fedâ edilmez, hattâ umum insana. Onun iptal-i hakkı, hem irâka-i demi,
Hem zevâl-i ismeti; iptal-i hakk-ı nev’in, hem ismet-i beşerin mislidir, hem nazîri. İkinci sırrı budur: Hodgâmî bir âdemî...
Hırs ve heves yolunda bir mâsumu öldürse, eğer elinden gelse, hevesine mâni ise harab eder dünyayı, imhâ eder ben-i Âdem’i”4 hakikati mucibince söz konusu cografyada yaşananları izleyip bir tarafa meyledenler, şu taraf haklı, yok bu taraf haklı diyenler maalesef o rüesaların ya da karşı grupların seyyiatlarına şerik oluyorlar farkında olarak ya da olmayarak. Evimizde-iş yerimizde elimizde kumanda seyrediyoruz zalimlerin kirli oyunlarını, belki de bilinç altımızdan bir tarafa meylediyoruz, şerik oluyoruz zalimin zulmüne karşı. Analar ağlamaya, ocaklar sönmeye, yaşları üç-beş ya da kırk beş çok da önemli değil ya zaten Amerikan kovboy filmi izler gibi izliyoruz akan masum kanlarını televizyonların kanlı ekranlarından. Tüküremiyoruz her nedense zalimin kirli yüzüne, en azından kalben buğz etmemiz gerekirken seyirci kalıyoruz akan oluk oluk kana.
Haksızlık ve küfür, zulüm karşısında susan dilsiz güruha ne kadar da yakınmışız ya Rabbim. Yakma bizi ya Rabbi. O zalimlerden bizleri berî eyle ve kalbimizi, nefsimizi, hasselerimizi sen koru zalimlerin şerli işlerine meyletmekten ve sakarın ateşinden.
Gün geçmiyor ki haber ajansları İslâm âleminden bir âlemin katledilmesini haber olarak geçmesin.
Enfüsî dairelerde imân küfür mücadelesi devam ettiği gibi afakî dairelerde de devam etmektedir. Kezalik, dünyevî makamlar uğruna uhrevî hayatın idam edilmesi o makamlarda oturan ve oluk oluk akan kanı durdurmayan, eline silâh almayıp sırf hak ve hürriyetleri savunduğu için, cüz’î iradenin tecellisini istediği için katledilen insanların akıbetine hubb-u cah uğruna seyirci kalan o mesul ve menhus rüesalar acaba zulmettiklerinin ne kadar farkındadırlar?
“…Kim, bir insanı, bir can karşılığı veya yeryüzünde bir bozgunculuk çıkarmak karşılığı olmaksızın öldürürse, o sanki bütün insanları öldürmüştür. Her kim de birini (hayatını kurtararak) yaşatırsa, sanki bütün insanları yaşatmıştır. Andolsun ki, onlara resûllerimiz apaçık deliller (mu’cize ve âyetler) getirdiler. Ama onlardan birçoğu bundan sonra da (hâlâ) yeryüzünde aşırı gitmektedir.”5
Allahû Tealâ, Mü’min Sûresinin 43. âyet-i kerimesinde “Muhakkak ki müsrifler (haddi aşanlar), onlar, ateş ehlidir” buyuruyor. Evet zalimler ve zalimlere en küçük meyledenler haddi aşıp şaşırıyorlar. Başlangıçta çıkan küçük bir kibrit alevi bugün nice imân dolu sinenin yanı sıra masum ve masumeleri de ateşin alevleri arasına almış yakıyor alev alev.
Eline silâh almamış, zalimin zulmüne şerik olmamış masum olarak öldürülen din kardeşlerimiz için en azından üç ihlâs ve bir Fatiha gönderelim, iman kardeşliğinin gereği olarak. Bunu bir görev bilip yerine getirmek imanımızın gereği olsa gerek. Beşerin şu zalim zulmüne karşı en azından duâlarımızla DUR diyelim ve ne olur ortak olmayalım artık!

Okunma Sayısı: 18520
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı