Evet, şu geçtiğimiz bir buçuk ay içerisinde bu fânî dünyanın fânî hayatına veda eden birçok dostumuz, ağabeyimiz ve kardeşimiz oldu. Cevval ve kahraman Hüseyin Dursun ağabeyin de sene-i devriyesi idi.
Uzun yıllar (1970’lerden beri) teşrik-i mesaimiz olan tam demokrat Nurcu Mahir Acar ağabeyimizi de rahmetli Menderes’in asıldığı günlere yakın bir vakitte ebediyet âlemine uğurladık.
Ege’nin Efesi, İzmir ve civar vilayetlerde Nur hizmetlerinin hadimi Hasan Şen ağabeyimizi de sevdiği kedilerin “Ya Rahîm, Ya Rahîm” zikirleri eşliğinde bâki âleme yolcu ettik.
Yetmişli yıllardan beri Nur hizmetlerinde birlikte olduğumuz kardeşimiz Abdullah Eraçıkbaş’ı da rahmet-i Rahmân’a tevdi eyledik.
Daha birçok dost ve ahbabımız da ahiret âlemlerine, berzaha göç ettiler. Rabbim hepsine gani gani rahmet ve mağfiret eylesin. Cennetü’l-Firdevs’ine dâhil etsin.
Hani, “Demem o ki...” derler ya; bizim diyeceklerimiz, ölümün hakikatini Risale-i Nur okumalarından ve derslerinden öğrenen, bilen ve yaşayanlar için aslında bir şey dememektir.
Şu fânî âlemden bâkî âleme bir adım atarak berzah âlemine kavuşan, vefat edenlere ancak rahmet ve mağfiret dileyebiliriz ve diyebiliriz: “Allah’ım, onlara mağfiretinle muamele eyle.”
Bu fânî âlemin bâkiye bakan işleriyle uğraşmaları ve bu minval üzere yaşarken vefat etmeleri, elbette ki onlar için büyük bir ihsan-ı İlâhî ve ikram-ı Rabbânîdir.
Şu ölüm hakikati karşısında gaflete düşmemek, günahlara bulaşmamak ve sırat-ı müstakîm üzere ölüm hakikatini beklemek; bunu da kendimize düstur edinmek, bizlerin şiarı olsun.
Muhabbet, ihlâs, tesanüd, uhuvvet ve sadakat; bizlerin ölüm hakikatine kavuşmamız sırasında yoldaşlık ve arkadaşlık etsin...