Belki sloganlaşmış bir cümle olarak görülebilir, ama siyasî partileri milletin kurduğu ve icap ettiğinde yine milletin kapattığına yakın tarihimiz şahittir.
Bu bakımdan hangi parti olursa olsun hukukî müdahalelerle devre dışı bırakılmak istenmesi çoğunlukla aksi tesir yapar.
Türkiye bir bakıma ‘kapatılmış siyasî partiler’le doludur. Fakat milletin oy vermeyerek kapattığı partiler hariç, siyasî ya da hukukî müdahalelerle kapatılan partiler bir şekilde yollarına devam etmiştir. Çünkü her hangi bir partiyi kapatınca ya da o fikre sahip olanların düşünceleri de kapatılmış olmuyor. Dışarıdan müdahaleler sadece yeni isimlerle başka partilerin ortaya çıkmasına ve insanların o partilerde toplanmasına vesile olur.
Esasında Türkiye’yi idare edenler de bunu bilir, ancak kısa süreli avantajlar için yine de bu yolu tercih edenler çıkabilir. Siyasî partilerin kendi içlerinde farklı düşüncelerde olanlar ve hatta birbirine ters düşenler de olur ve olmuştur. Buna rağmen partiler bir şekilde yollarına devam eder. Milletin teveccühüne mazhar olanlar hayatta kalırken bunu başaramayanlar ya tabela partisi olarak kalır ya da fiilen kapanıp unutulurlar.
Her şeyde ve her işte olduğu gibi siyasî partiler meselesinde de ‘hak, hukuk ve adalet’e ihtiyaç vardır. Her hangi bir konuda bir partiye başka, başka bir partiye daha başka kanunlar uygulanırsa orada haktan, hukuktan ve adaletten bahsetmek mümkün olmaz. Partilerin kongrelerinde usulsüzlüklerin olması mümkündür ve olmuştur. Ancak her zaman tekrarlandığı üzere bir partinin kongresinde yaşanan usulsüzlüklere sesiz kalıp başka bir partideki usulsüzlükleri mahkemeler taşımak adil olmakla telif edilemez. Aynı şey başka konulardaki usulsüzlük ve yolsuzluklar için de geçerlidir. Zaten son zamanlarda kamuoyunda yapılan tartışmalar da bunu göstermiyor mu? Bir partinin ya da partilinin yaptığı yolsuzluğu mahkemeye taşıyıp, bir başka parti ya da partilinin yaptığı usulsüzlüğü görmemek, sineye çekmek, dava konusu yapmamak ne ile izah edilebilir?
Tabiî ki siyasî partilere hukukî yollarla dizayn verme çalışması ilk defa olmuyor. Ancak herkes biliyor ve görüyor ki bu şekildeki müdahaleler millet nezdinde itibar görmüyor. Zaten gerçek adalet de herkesi eşit davranmak değil mi?
Hele hele siyaset, kısa dönemli menfaatler için yapılacak işler değildir. Milletin tasvip etmediği işler ve kararlar uzun dönemde de olsa ters teper, su yolunu bulur. Siyasete, siyaset dışı yollarla müdahale edenler son tahlilde mutlaka kaybeder. Bu bilindiği halde yine de yanlış yolların tercih edilmesi acaba ne sebeple olabilir?
Tekrarlamakta fayda var: Milletin tasvip etmediği şekilde siyasî rakipleri devre dışı bırakmaya çalışmak Türkiye siyasetine zarar verir. Hür ve serbest seçim, siyasî hayatın temel özelliği olmalı. Onunun kurallarını uymadan atılacak her hareket millet nezdinde kınanır ve destek görmez.
Siyasetin adil kurallarla yapılması herkesin menfaatine, vesselam.