Eskişehir’den Ayşe Hanım: “Hazret-i Ali risalelerle neden çok meşguldür. Nasıl bir meşguliyettir?”
Risale-i Nur Hazret-i Ali’nin (ra) Dairesindendir
Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri hem Hasenî’dir, hem Hüseynî’dir. Yani iki yol ile de Peygamber Efendimiz’in (asm) pak nesebindendir.
Bediüzzaman Hazretleri neseben Âl-i Beytten olduğu gibi, dava itibariyle de Âl-i Beytin dairesi içindedir. Şöyle ki:
Peygamber Efendimiz (asm), “Ya Ali! Ben Kur’ân’ın tenzili için harp ettim, sen tevili için harp edeceksin.”1 buyuruyor. Keza Hazret-i Ali’ye (ra) “ilmin kapısı” unvanını veriyor.
İlmin kapısı olan Hazret-i Ali (ra) kendisinden bin üç yüz küsur sene sonra gelmiş bulunan Risale-i Nur’dan çok bahsediyor. Risale-i Nur’un “sirran tenevveret” sırrıyla yayılacağını haber veriyor.2 Asâ-yı Musa, Ayetü’l-Kübra, Siracu’n-Nur, Otuzuncu Söz, Şakk-ı Kamer gibi risaleleri ismen müjdeliyor. Bediüzzaman diyor ki: “İmam-ı Ali (ra), Risale-i Nur ile çok meşguldür. Mecmuundan haber verdiği gibi, kıymettar risalelerine de işaret derecesinde remzedip îma ediyor. Eğer sarîh bir surette gaybdan haber vermek [çok zararları bulunduğundan hikmete münâfi olduğu cihetle] hikmet-i İlâhiye tarafından yasak olmasaydı tasrih edecekti [bütün risalelerden açıkça haber verecekti].”3
Bediüzzaman, Hazret-i Ali’nin (ra) neden Risale-i Nur’lar ile meşgul olduğunu şöyle izah ediyor: “Üveysî bir surette doğrudan doğruya hakikat dersimi Gavs-ı Azamdan (ks) ve Zeynelabidin (ra) ve Hasan, Hüseyin (ra) vasıtasıyla İmam-ı Ali den (ra) almışım. Onun için, hizmet ettiğimiz daire onların dairesidir.”4
Bu hakikatler çerçevesinde çok net biçimde söylenebilir ki: Risale-i Nur, Hazret-i Ali’nin (ra) Kur’ân’ın teviline dair ilminin ahirzaman faslıdır.
Bediüzzaman Beşinci Halife Makamındadır
Âlem-i İslâm gerçek hilafeti Dört Halife devrinden sonra bir kere daha Risale-i Nur’un riyasetinde gör-müştür. Bu hilafette de dört halife devrinde olduğu gibi dünyanın saltanatı, alâyişi, nümayişi yoktur. Bu hilafetin tahtı manevîdir.
Kaderin ne büyük lütfudur ki, dünyevî hilafetin ilga edildiği bir asırda, ipleri ve yönetimi yeniden manevî hilafet almıştır. Dünyevîsi dünyevîlerin eliyle ilga edildiği gün, kader eliyle manevîsi hizmet başına geçmiştir. Bu hilafetin hükmü kıyamete kadar bâkîdir.
İşte Bediüzzaman’ın müjdelediği, Risale-i Nur'un şahs-ı manevîsinin Hz. Hasan'ın altı aylık hilafetinin “bir muavini, bir mütemmimi, bir manevî veledi” olduğu gerçeği kanaatimizce budur. Öyleyse denebilir ki Risale-i Nur İslâm’ın “tam beşinci halife”5sidir.
Bediüzzaman, Hazret-i Hüseyin’in Bu Asırda Halefidir
Hazret-i Hüseyin (ra) her ne kadar halife olmasa da, Yezid’e karşı bir hürriyet-i şer’iye mücadelesi vermiştir. Bilindiği gibi Yezid, babası Muaviye öldükten sonra Bizans sistemiyle otomatik olarak iş başına geçmiş ve Müslümanlardan zorla biat almıştı. Bu ise açık istibdattır ve şeriat ve hilafet davalarına zıttır. Nitekim bu sistemde Müslümanların hürriyet-i şer’iyesi otomatik olarak elden gidiyor.
İşte Hazret-i Hüseyin (ra) hürriyet-i şer’iye için başını feda etmiştir. Bediüzzaman diyor ki: “İmam Hüseyin Hazretleri hürriyet-i şer'iye kılıncını çekti, başına havâle eyledi.”6
İşte başlangıçta hürriyet-i şer’iyyeyi, meşvereti, şûrâyı, meşrutiyet-i meşruayı, daha sonra milletin söz sahibi olduğu bir dindar cumhuriyeti, ardından demokrasiyi –isimler değişse de bunların hepsi aynı manayı tanımlayan kavramlardır- Kur’ân’ın nassıyla ve dört mezhebin icmaı ile savunan Bediüzzaman, bu davası ile Hazret-i Hüseyin’in (ra) muasır bir halefi olduğunu göstermiş bulunmaktadır.
Dolayısıyla Bediüzzaman, hem Hazret-i Hasan’ın, hem Hazret-i Hüseyin’in davasına hamil ve halef bulunmaktadır. Hem beşinci halife sıfatını üzerinde taşıyor, hem de hürriyet-i şer’iye manasını haiz gerçek demokratik değerleri âlem-i İslâm’ın önüne koyuyor.
Dipnotlar:
1- El-Heysemî, Mecmeu'z-Zevâid, 6:244; Müsned, 3:31, 33, 82; İbni Hibban, Sahih, 9:46, no. 6898; Mektubat, s. 100.
2- Sikke-i Tasdik-i Gaybî, s. 163.
3- Şualar, s. 628.
4 - Emirdağ Lâhikası, s. 61.
5- Emirdağ Lâhikası, s. 73.
6- Münazarat, s. 37.