"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Kendine güvenle eziklik arasındaki o ince çizgi

Yasemin YAŞAR
24 Ağustos 2019, Cumartesi
İnsan mükerrem bir varlık olduğu için güzel şeyler yapabilmek, başarılı olabilmek ister.

Güzel şeyler yaptığında da çevresi tarafından görünür olur ve takdir görmeye başlar ve artık enaniyet imtihanı, mütevazılık imtihanını başlar.

“Aferin ne güzel yaptın, konuştun, tamamladın, sonuçlandırdın…”  “Çok başarılısın”, “Çok iyisin”, “Çok biliyorsun” vs. bir dizi iltifatlar sıralanıverir. Siz de, hemencecik size öğretilen mütevazılık adına, “aman efendim ne münasebet”, “biz kim başarı kim”, “estağfurullah”, “ne haddime”, “yok canım” gibi cümlelerle karşılık verirsiniz bir çırpıda. Mütevazı olayım derken gizli bir kibir, açıktan bir yalancı oluverirsiniz bu süzgeçsiz, kontrolsüz iltifat karşısında. Ya da hakikaten başarınızın, size verilmiş kabiliyetinizin farkında olmama bahtsızlığı ile gerçekten küfran-ı nimete düşüverirsiniz.

Kendine güvenle eziklik arasında o ince çizgi ne çok alçalışları ne çok yükselişleri barındırır. Bu hassas çizgide, hassas terazide nice imtihanlar var. İnsanın duygularında, hislerinde, davranışlarında vasatı yakalaması her halde bu hassas dengeyi her zaman koruyabilmekle mümkün olacaktır.

Evet, iki ucu keskin bu halin vasatını yakalamak, gerçekten zor olsa gerektir. Yani öyle bir duygu durumunda bulunacaksınız ki ne kibir olacak ne de küfran-ı nimet.

Ben bu yazımda, bu meseledeki ölçüyü Risale-i Nur satırlarında verilen “Palto” örneğine bırakarak, mütevazılık ne demek, nasıl olur, mütevazılık kılıfına girmiş enaniyetten bahsetmek istiyorum.

Mütevazı olmak, kişinin kendini küçümsemesi, nefsi yok sayması, mutluluğu kendine yasaklaması değildir. Hak etmeyenin karşısında alçalmak hiç değildir. Mütevazılık, sürekli kendini suçlamak, aşağılamak da değildir.

Mütevazılık, insanın haddini hududunu bilip sınırlarını çizebilme, özeleştiri yapabilme kabiliyetidir. Mütevazı insanın en önemli özelliği hakikati, doğruyu kendinden çok sevmesidir. Yani Hakk’ın hatırına enaniyetinden vazgeçebilen insandır. Ve mütevazı insan kendini nasılsa öyle kabul edendir.

Acaba fazla mütevazılık da kibir göstergesi midir? Kendini beğenmişliğin prim yapmadığı ortamlarda, egoyu, alçakgönüllülük, mütevazılıkla tatmin etmek aslında kendini beğenmişliğin, enaniyetin en sinsi hali, fark edilemeyen ego tatmin stratejisinden başka bir şey değildir. Bu yüzden gerçek mütevazı insanların farkındalık seviyesi yüksektir.

Bazı unsurlar insana ders verir. Bir kelime, kavrama dönüşür ve arkasında çok derin soyut manaları ihsas ettirir. Meselâ mütevazılık deyince akla “su” gelir, “toprak” gelir. Siz o unsurun özelliklerini düşündükçe zihinde bir mana canlanır. Sonra o manaya bir isim takılır. İşte suyun özelliklerinden yola çıkılarak da, mütevazı insanların özelliklerini çıkarmak mümkündür.

Sular her zaman uyumludur. Sert bir kayayla karşılaşan su, kızmadan, öfkelenmeden, problem çıkarmadan yoluna devam eder gider. Yani her şartta çözüm üretir. Aynen bunun gibi su mizacında mütevazı insanların da, kendilerini ispatlama ihtiyacı yoktur. Bunun için hırsla kendilerini tüketmezler, kendileriyle sürekli bir savaş halinde olmazlar. Su gibi uyumlu olmayı becerebilen insanlar ise sakindir, odaklanabilir ve kontrol edemeyeceği şeyler noktasında mütevekkildir. Çünkü kâinata bakıldığında hiçbir şey acele etmez, ama sonunda hep başarıyı, kemali, intizamı, yakalar. İnsanın her bir unsurdan, mahlûktan alacağı ne kadar çok dersleri vardır. Bediüzzaman’ın “seksen sene ömrümde seksen bin zattan aldığım dersler” dediği hakikat bu olsa gerektir.

“Su” aynı zamanda alçak gönüllüdür, mütevazıdır. Dikkat edilirse hayat kaynağı olan nehirler hep alçaklardan akarlar. Öyle çok dikkatleri çekmezler, ama bitkilerin, hayvanların hayat kaynağı olurlar. İşte mütevazı, alçakgönüllü insan da başkalarının omuzlarında yükselmek ve görünmekten ziyade başkalarına omuz vermek insanı daha da geliştirir diye düşünür.

“Su” özelliğini kaybetmeden girdiği kalıbın şeklini alır ve şartlara göre sıvı gaz ve buz haline gelir. Mütevazı insan da şahsiyet kolonlarını değiştirmeden, onu o yapan değerlere dokunmadan, su gibi kimyasını bozmadan aslında sevdikleri için, insanlık için yüksek hamiyet ve fedakârlıklar sergileyebilir, muazzam değişiklikler yapabilir.

Hasılı sığ sular genelde kendini bulanıklıkla saklar. Oysa derin suların bulanmaya ihtiyacı yoktur. Mütevazı insan da derinliği olan insandır. Saftır, ama aptal değildir. Dolayısıyla karışık ifade ve tarzlarla kendini, “derin”, “elit”, günümüz tabiriyle “cool” göstermeye çalışmaz. Zaten zekâ denen şey de karmaşıklığı basit ve yalın bir şekilde anlatabilmek değil midir? Ne kendini över, ne küçümser. Basit, berrak, hesapsız ve huzurludur. Bu yüzden mütevazılık fıtrî bir haldir, ikinci bir niyet zıddına inkılâp ettirir. Yani mütevazılığa niyet edilmez. O zaten fıtrî olarak gelişir.

Okunma Sayısı: 2770
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • A. AYDIN

    24.8.2019 12:45:31

    Risale-i Nurun nurunu yakıyor ve psikanalitik bir aynayı önümüze koyuyorsunuz. Artık cesur olan bu aynada kendine baksın! Teşekkürler.

  • Mustafa Gönüllü

    24.8.2019 10:48:20

    Allah razı olsun. Yazarlar çevresinde çok dikkatli olurlar, basit gibi görünen maddeler üzerinde dikkatlice tefekkür ederek ondan hayat prensipleri çıkarırlar. Bu noktada öğreneceğim çok şey var. Teşekkürler.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı