"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Müfteriliğe müşteri olmak

Yasir Özer
13 Haziran 2019, Perşembe
Tenkit, Fransızların ‘edebî eserleri veya şahısları muaheze etmek’ manasında kullandığı ‘kritik’ kelimesinin bizdeki karşılığı.

Ayırmak anlamında olan ‘nakkad’ kökünden geliyor. Münekkitler de zaten hakikati yalan ve yanlıştan temyiz edip, ayırıyor.

Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri tenkidi insaf işlettiği takdirde hakikatin üzerindeki pürüzlerden ayrılmakla parlayacağı yani rendeçleneceği, gururun istihdam etmesi halinde ise aynı tenkitin bu sefer tahrip vazifesini göreceğini beyan ediyor.

Durum bu iken eleştirinin ‘çamur at izi kalsın’ manasında yerleştiği ülkemizde herhangi bir konuda yaptığınız tenkidin bir ucu, eğer fart-ı muhabbetten evc-i âlâlarda uçurulan herhangi bir şahsa kazara temas etse bir anda zihinlerde hangisi olduğu fark etmeksizin akla ilk gelen menfi hareketin saflarına mahkûm ediliyorsunuz. Beyan ettiğiniz fikirde hakikatin olma ihtimalini kimse önemsemiyor. Kimse idraklerine giydirilen deli gömleklerinden sıyrılıp da hakikatin yüzüne bakmaya cesaret edemiyor. Sizdeki hakikate taraf olmaktansa, mahbubun yanlış sözünü tevil etmek daha makul geliyor.

Geçenlerde gazeteciliğin dış duvarlarında dolaşan birkaç köşe yazarının bize yaptığı ‘tenkit’i görünce, bu kelimeden yalnızca hakaret manasını anladıklarını fark ettik. Yaşadığı her an bir öncekini yalanlayan virajlar ve zikzaklar üzere olanların bizim üzerimizden kendilerini temize çekme gayretleri vicdanlarda pek mâkes bulmadı. Fakat bu vesileyle unuttukları bir şeyi hatırlatmadan da geçmeyelim.

‘Geçmişinizi Silemezsiniz.’

Ha bir de nöbeti geldiğinde zihnindeki takvime binanen, belirli periyotlarla camiamıza saldıranlar var ki evlere şenlik. Gazetemize düşmanlığı varlık sebebi olarak belirleyen bu kesimin zihninden Yeni Asya’yı bir çekseniz geriye bir şahsiyet kalmıyor. Düşmanına bile bir şahsiyet bahşeden bu camia nasıl oluyor da yolunu izini bilmediği insanlarla aynı kategoriye konuluyor anlamak mümkün değil. Dahası ‘dik duruşun tek bir harfini rüyalarında dahi göremeyecek olanların, kendileri istikametsizlik ve savrulmanın ruhunu teşkil ettikleri halde bize verdikleri sözüm ona ‘dik duruş’ tavsiyeleri ise artık tam bir akıl tutulması.

Tenkit edenlerin ifade ettikleri fikirler hiç olmazsa bünyelerinde bir düşünce sinirine bağlı olsa yine her şeyi bir kenara bırakıp içindeki -varsa- hakikate, yine talip olacağız. Sonuç olarak bunlardan sarf-ı nazarla biz, her ne şekilde olursa olsun hedef olduğumuz, hiçbir temeli olmayan sözlerden müteşekkil hücumlara çoğu zaman cevap vermekten imtina ediyoruz. Kabili hitap olanına rastgelirsek meseleyi bütün vuzuhuyla izah ediyoruz. Bunları söylerken şahısları değil bu şahısların zihinlerinin arkasında, dimağlarında şahıslanan cereyanlara hitap ediyoruz.

Diğer taraftan fikir çarşısında hiçbir milletin talip olmadığı tenkit ambalajıyla satılan müfteriliğe müşteri olunduğu hakikatini her gün biraz daha etraflıca anlıyoruz.

Biri geliyor bir kuyuya taş atıyor, zaten hiçbir anını normal geçiremediğimiz ülkemizde yoğun gündem arasında kayboluyor, gidiyor.

Herkesin şunu bilmesini istiyoruz: Biz kalemimizi 50 senedir insaf mürekkebi ile doldurmuşuz. Başkalarının çizdiği değil, inandığımız istikamette yol alıyoruz. Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da insan karalayıcısı olmak gibi bir şenaatin içinde olmayacağımızı iftiharla beyan ediyoruz.

Ve müfterilere bir tavsiyede bulunuyoruz: “Her akşam yatağınızın başucundaki elektrik lambasıyla beraber söndürdüğünüz vicdanınızı, hiç zahmete sokmayınız.”

Müdafaa ettiğimiz hakikatler körelmiş bir vicdan tarafından görülemeyecek kadar büyük, anlaşılamayacak kadar derin, kaldırılamayacak kadar ağırdır.

Buraya kadar yazılan ve şimdiye kadar yaşananlardan fark edilmiş olmalı ki bu tür neşriyatlarla olan benzerliğimiz siyahla beyaz, gece ile gündüz arasındaki arasındaki gibi.

Çünkü biz asrın müceddidine istinaden yaptığımız teklif ve tavsiyelerimizle onların da içinde heyecan ve mutlulukla koşturacakları istikbaldeki muhteşem bir şehrin hayalini kurarken onlar ise ‘kıymet’ dediğimiz ne varsa yıkıyorlar. 

Bunun yanlış olduğunu söylemeyi bırakın sadece imâ ettiğinizde dahi yukarıdaki iftira kronolojisine en baştan tekrar muhatap oluyorsunuz.

Cevap hakkımızı kullansak hergün için bir gazete değil, hacimli bir kitap çıkarmamız gerektiği günlerdeyiz, fakat bunu yapmıyoruz. Hakk’ın hükümlerinin er geç haklı çıkacağını biliyor, zaman hükmünü verinceye kadar her şeye büyük bir tenezzülsüzlükle susuyor, hangi niyetle olursa olsun hücum edenlere bir ‘göz atmakla’ dahi mukabele etmeyip bütün himmetini hizmetlerine sarf etmekle yolumuza devam ediyoruz.

Muhterem okuyucularımız lütfen bu yazıyı unutmayınız. Camia olarak birkaç sene sonra yine, ‘biz söylemiştik’ mevkiinde kaldığımızda şimdilerde gittiklerde yolun onları nerelere götüreceğini kestiremeyenlerin, o zaman kim bilir hangi zikzaklarını tadil etmek gayreti içinde olacaklarının takdirini şimdiden size bırakıyoruz.

Okunma Sayısı: 805
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Kemal hasip

    15.6.2019 20:35:48

    Tebrik ediyorum.insallah hisse alması gerekenler hisselerini alır yasir bey.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı