Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 07 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Ali FERŞADOĞLU

Sadakat, sebat ve metanet



Gazneli Mahmud, birgün, emirlerini dinleme derecelerini anlamak için vezirlerini imtihandan geçirir. Elindeki değeri biçilmez mücevheri vezirlerine gösterdi ve değerini sordu. Hepsi, “Paha biçilmez!” olduğunu söyledi. Bunun üzerine teker teker:

“Bu mücevheri kır!” diye emretti.

“Bu paha biçilmez bir cevherdir, onu kırarsam sana kötülük etmiş olurum. Bu kötülüğü sana yapamam!” meâlinde cevaplar verdiler ve cevheri kırmadılar. Sultan Mahmud hepsinin sözünü beğendi ve onlara hediyeler verdi. Sıra en sadık bendesi Ezar’a geldi. Ona da değerini sordu; çok değerli olduğu cevabını aldı. Bunun üzerine:

“Onu kır!” diye emretti. Hiç tereddüt etmeden mücevheri yere atıp kırdı. Herkes şaşkınlıkla ona baktı ve “Ne yaptın Ezar, bu kadar kıymetli bir cevheri nasıl kırdın?” diye sitem etti. O şöyle dedi:

“Evet bu mücevher çok değerliydi, ama padişahın emri daha da değerlidir. Onu kırmaktansa bu mücevheri kırdım.”

Bu cevabı çok beğenen Gazneli Mahmud şöyle dedi:

“Sadakat imtihanını Ezar kazandı ve en büyük hediyeyi hak etti!”

***

Zaman zaman kendimizi, “Dâvâma sadakatim nedir? Risâle-i Nur’un meselelere yaklaşım tarzını ne derece biliyorum; ne nisbette uyguluyorum?” diye test etmeliyiz.

Mürid, şeyhinde fani olur; hiç sorgulamadan ne derse yapar. Nur mesleğinde “taassup” (bir şeye körü körüne yapışma) yok; “salâbet” vardır. Yani, hakkı, gerçeği, akla ve delillere/belgelere dayanarak bulduktan sonra ona sıkı sıkı sarılmaktır.

Unutmayalım ki, Risâle-i Nur’da ortaya konan ölçüler ve prensipler, günlük değil; çağları tarayan hakikatlerdir, ana şablonlardır. Buna şöyle temas eder Bediüzzaman:

“Neşrettiğim umum makalâtımdaki umum hakaikte nihayet derecede musırrım (ısrar ediyorum). Şayet zaman-ı mazi cânibinden, Asr-ı Saadet mahkemesinden adaletnâme-i şeriatla davet olunsam; neşrettiğim hakaiki aynen ibraz edeceğim. Olsa olsa, o zamanın ilcaatının modasına göre bir libas giydireceğim.

“Şayet müstakbel tarafından üç yüz sene sonraki tenkidât-ı ukalâ (akıllı eleştirmenler) mahkemesinden tarih celbnâmesiyle celb olunsam, yine bu hakikatleri, tevessü ve inbisat ile çatlayan bazı yerlerini yamalamakla beraber, taze olarak orada da göstereceğim.”1

Bir asra yakındır doğruluk ve isabetleri yüzde yüz ispat edilen Risâle-i Nur’un ölçülerine, prensiplerine bağlılığımızı da test etmeliyiz. Yani, hizmet, meslek ve meşrebimizdeki sebat ve metanetimiz nedir?

Bediüzzaman, Nur talebelerinin bazı özelliklerini şöyle vurgular:

* İmandan sonra en fazla takva ve amel-i salihi esas tutmak. (Takva, menhiyâttan ve günahlardan uzak kalmak, ve amel-i salih emir dairesinde hareket ve hayrat kazanmaktır.)2

* Nur telebelerinin mabeynlerinde olan samimâne dostluk ve kardeşlik tam devam ve sebat ettiği gibi, onların Risâle-i Nur’a karşı alâka, irtibat ve sadakatleri, aynen mabeynlerindeki halisane münasebetleri gibi hem devam ediyor, hem metanet kesb ediyor, arızalarla sarsılmıyor. Cenâb-ı Hakka şükrediyorum ki, böyle halis, muhlis ve başkalara hüsn-ü misal olan sadık şakirtleri Risâle-i Nur’a vermiş ki, daimî hakta hulus ile ve Nur hizmetinde sabır içinde şükrediyorlar.3

* İhlastan sonra en büyük esas sebat ve metanettir. Ve en büyük kuvvetimiz tesanüdde bulunduğundan;4

* Ve o metanet cihetiyle şimdiye kadar çok vukuât var ki, öyleler, herbiri yüze mukabil bu hizmet-i Nuriyede muvaffak olmuş âdî bir adam ve yirmi otuz yaşında iken, altmış yetmiş yaşındaki velîlere tefevvuk etmişler var.5

1- Divan-ı Harb-i Örfî, s. 50.

2- Kastamonu Lâhikası, s. 106.

3- Emirdağ Lâhikası, s. 81.

4- Age, s. 261.

5- Kastamonu Lâhikası, s. 187.

07.02.2008

E-Posta: afersadoglu@hotmail.com fersadoglu@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (04.02.2008) - İttifakı ve ittihadı yakan enaniyeti yok etmek!

  (02.02.2008) - Bazı temel ölçüler

  (31.01.2008) - Farklılıklara tahammül ve dayanışma

  (30.01.2008) - Şimdi dayanışma ve tesanüd zamanı…

  (28.01.2008) - Cemaat içindeki tesanüdün kazandırdıkları

  (26.01.2008) - Bile bile mi farzı çiğniyoruz?

  (24.01.2008) - Yasakları kaldırmanın sırrı: Demokratik cesur yürek

  (23.01.2008) - İslam âlemi ve Türkiye’nin ana problemi

  (22.01.2008) - İktidar, “emr-i bi’l-ma’rûf ve nehy-i ani’l-münker”

  (21.01.2008) - Hepimiz için çetin imtihanlardan bir imtihan!

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri