"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hayatımızın gayesi ne?

Ahmet Çam
03 Ekim 2020, Cumartesi 00:35
Ne için yaşıyorsunuz? Başarılı bir okul, bol kazançlı bir iş, güzel bir eş, hayırlı çocuklar, konforlu bir ev, son model bir araba, sağlık, mutluluk, huzur...

Saydıkça bitmez. Hayatını daha kaliteli hale getirmek için bunlar çok önemli amaçlar ve mutlaka bu hedeflere hepimiz çok değer veriyoruz. Peki ya İman, Ahiret, Cennet! Hedeflerinin arasında bunlar da var mı? 

Fizikî ihtiyaçlarımızı giderirken ruhumuzu ve kalbimizi aç bırakan bu anlayışla mutlu olmayı hedeflerken mutsuz hale geliyoruz. Çünkü doyumsuz insan, ebedî bir yaşama isteğine sahiptir. Allah’ın öldükten sonra insanı diriltecek olması, yani ahireti yaratacak olması, insanın bu isteğine ne güzel bir cevaptır. 

Biz dünyevî hedeflerimize önem verirken, ahiret hedeflerimize ne kadar önem veriyoruz? 

Dünya işlerimize günde 10 saatimizi ayırırken, ahiretimizi kazanmak ve Cennette saraylar elde etmek için de günde 1-2 saatimizi ayırıyor muyuz?

Bütün kâinat Allah’ın eseridir. Sen Allah’ın eserisin. Sen bu kâinatta yaratılmışların en şereflisisin. Allah’ın seni yaratmasında bir kasıt ve hikmet vardır. Sen şükrederek bu yaratılışını tasdik edip, buna göre davranmak durumundasın. Bize verilen zekâ, akıl, duygular ve hisler, diğer canlılara verilenlerden çok yüksek değerdedir. 

Bu sebeple sadece dünyevî zevkler ve maddî bir hedef için çalışmak, değerli aklımızı, duygu ve hislerimizi yanlış yolda kullanmamıza, hissî tatminsizliğe ve ruhî mutsuzluğa yol açmaktadır.

Para ödüllü bir TV yarışmasında “Var mısın, yok musun?” diye soruyorlardı. Yarışmacı kazanmaya devam etmek istiyorsa “Varım!” demesi gerekiyordu. 

Biz de ahiretimizde büyük ödülleri alabilmemiz için “Varım” dememiz gerekmez mi? 

Allah’ı (cc) görmek için var mısın? Peygamberimizle (asm) görüşmek için var mısın? Cennette sevdiklerinle birlikte olmaya var mısın?

Eğer cevabın evet ise, ahirette ödüllerimizi almak için, Allah’a lâyık bir kul olmak için, Peygamberimize (asm) lâyık bir ümmet olmak için, Üstadımıza lâyık bir talebe olmak için “Varım!” diyerek, gereğini yapmalıyız. 

Rad Sûresi 28. âyetinde ne güzel bir müjde vardır: “Onlar, iman etmiş ve kalpleri Allah zikriyle yatışmış olanlardır. Evet, iyi bilin ki, kalpler Allah’ın zikri ile yatışır.”

Allah’a iman etmek, ona teslim olmak, tevekkül etmek, hem dünya, hem de ahiret mutluluğuna sebep olmaktadır. 

İnsanın yaratılış amacı doğrultusunda sorumluluk ve yükümlülükleri vardır. İbadet! 

Kur’ân-ı Kerîm’de insanların ve cinlerin esas yaratılış amacının Allah’a kulluk yapmak olduğu yazmaktadır. İnsanın Allah’a kulluk yapması, Allah’ın emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak demektir. İnsanın gerçek gayesi, insana verilen kalp, sır, ruh, akıl, hatta hisler ile kendine lâyık bir şekilde ibadet etmektir. 

Hayatımızın gayesi ibadet etmek için yaratıldığımızdan, ibadet ettiğimizde, ahiretimizdeki zenginliği oluşturmanın huzuru ile görevimizi yapmanın mutluluğunu, ruhumuzun derinliklerinde hissederiz. 

Said Nursî Hazretleri 11. Söz’de hayatın gayesini 9 emiri yerine getirmek olduğunu söylemektedir. Bunların bir kısmını hatırlayalım:

“Ey gafil nefsim! Senin hayatının gayesini ve hayatının mahiyetini, hem hayatının suretini, hem hayatının sırr-ı hakikatini, hem hayatının kemâl-i saadetini bir derece anlamak istersen, bak. Senin hayatının gayelerinin icmâli dokuz emirdir.

Birincisi şudur ki: Senin vücudunda konulan duygular terazileriyle, rahmet-i İlâhiyenin hazi- nelerinde iddihar edilen nimetleri tartmaktır ve küllî şükretmektir.

İkincisi: Senin fıtratında vaz edilen cihazatın anahtarlarıyla esmâ-i kudsiye-i İlâhiyenin gizli definelerini açmaktır, Zât-ı Akdesi o esmâ ile tanımaktır.

Üçüncüsü: Şu teşhirgâh-ı dünyada, mahlûkat nazarında, esmâ-i İlâhiyenin sana taktıkları garip sanatlarını ve lâtif cilvelerini bilerek hayatınla teşhir ve izhar etmektir.

Dördüncüsü: Lisan-ı hâl ve kalinle Hâlıkının dergâh-ı rububiyetine ubûdiyetini ilân etmektir. (...)

Sekizincisi: Şu âlemdeki mevcudatın her biri kendine mahsus bir dille Hâlıkının vahdâniyetine ve Sâniinin rububiyetine dair mânevî sözlerini fehmetmektir.

Dokuzuncusu: Acz ve zaafın, fakr ve ihtiyacın ölçüsüyle kudret-i İlâhiye ve gınâ-yı Rabbâniyenin derecât-ı tecelliyâtını anlamaktır. Nasıl ki açlığın dereceleri nisbetinde ve ihtiyacın envâı miktarınca taamın lezzeti ve derecatı ve çeşitleri anlaşılır. Onun gibi, sen de nihayetsiz aczin ve fakrınla, nihayetsiz kudret ve gınâ-yı İlâhiyenin derecatını fehmetmelisin.

İslâm’ın beş şartını yapıp, Kur’ ân’ın güzel ahlâkını üzerimize giyinir, tefekkür, ahlâk ve ibadetle dokuz emri yerine getirirsek, hayatımızın gerçek gayesine ulaşmış oluruz.

Okunma Sayısı: 907
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı