"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bende-i Şâh-ı Merdan Bediüzzaman

Ahmet DEMİRDÖĞMEZ
06 Aralık 2011, Salı
Üstad Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri 1910 yılında “İstanbul’dan ayrılacağı zaman, adeta yepyeni bir vazife ile vazifelendirilmişçesine ve pek büyük bir hizmetin başına tayin edilmiş gibi, sultanlara, vazifedar büyük memurlara mahsus yaptırılan mühür nevinden, kendisinin ünvanını beyan eden bir mühür yaptırır. Bu mühürün üzerine ‘Bende-i Şah-ı Merdan Bediüzzaman’ yazısını yazdırır. Mânâsı, ’yiğitlerin, kahramanların şahı olan Hazret-i Ali’nin (ra) hizmetçisi, kölesi Bediüzzaman’ demektir.”1

Bu mührün çok hikmet ve sebepleri vardır. Risale-i Nur incelendiğinde bu anlaşılmaktadır. Dört büyük halifenin sonuncusu olan Hazret-i İmam-ı Ali’nin (r.a.) Üstad Bediüzzaman ve Risale-i Nur ile olan bağı ileri derecededir. Hazret-i Ali’nin (r.a.) üç kerâmet-i gaybiyesini gösteren risâleler bunun en açık delilidir. İlim şehrinin kapısı ve şah-ı evliya olan Hazret-i Ali Radıyallahu Anh hakkında Peygamberimiz (asm) “Her nebinin nesli kendindendir. Benim neslim Ali’nin (r.a.) neslidir.” ve “Ben kimin dostuysam, Ali de onun dostudur.”2 gibi mühim hadislerle Hazret-i Ali’nin (r.a.) yüksek derecesini göstermiştir.
“İmam-ı Ali (r.a.) Risale-i Nur ile çok meşguldür. Mecmuundan haber verdiği gibi kıymettar risalelerine de işaret derecesinde remzedip ima ediyor.”3 diyen Üstad Bediüzzaman Hazretleri, başta Kur’ân olarak İmam-ı Ali’nin (r.a.) ve büyük zatların Risale-i Nur’a verdiği ehemmiyeti ve alâkadarlığını şu şekilde açıklamaktadır: “Risale-i Nur’a verilen ehemmiyet dahi, zamanın ehemmiyetinden, hem bu asrın şeriat-ı Muhammediyeye (asm) ve şeair-i Ahmediyeye (asm) ettiği tahribatın dehşetinden, hem bu ahir zamanın fitnesinden eski zamandan beri bütün ümmet istiâze etmesi cihetinden, hem o fitnelerin savletinden mü’minlerin imanlarını kurtarması noktasından, Risale-i Nur öyle bir ehemmiyet kesbetmiş ki, Kur’an onu kuvvetli işaretle iltifat etmiş. (Bu hususta Birinci Şuâ Risalesi otuz üç âyetle bunu gösteriyor.) Ve Hazret-imam-ı Ali (r.a.) üç kerametle ona beşaret vermiş. (Hazret-i Ali’nin üç kerameti On Sekizinci Lem’a, Yirmi Sekizinci Lem’a ve Sekizinci Şuâ risaleleridir.) Ve Gavs-ı Azam (r.a.) kerametkârâne ondan haber verip tercümanını teşci etmiş. (Gavs-ı Azam olan Abdulkadir-i Geylânî Hazretlerinin kerâmeti ise Sekizinci Lem’a Risalesidir.)”4
Bu hakikatler ışığında, “Bende-i Şâh-ı Merdan Bediüzzaman” mührünün tasdik ve işaret ettiği birinci mana ve hakikat şudur: Zatında şahs-ı manevî-i âl-i beytin temessül ettiği ve veraset-i mutlaka cihetiyle tecellî eden hakikat-i Muhammediye (asm) sırr-ı azimi olan Hazret-i Ali (r.a.)5, Risale-i Nur Şakirtlerinin Peygamberden (a.s.m.) sonra en büyük üstadıdır.6 Evet, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin ifadesiyle; “Risale-i Nur dairesi, Hazret-i Ali ve Hasan ve Hüseyin’in (r.a.) ve Gavs-ı Azam’ın (k.s.) ihbarat-ı gaybiyeleriyle şakirtlerinin bu zamanda bir dairesidir.”7 ve “Risale-i Nur, âl-i beyt ve İmam-ı Ali’nin (r.a.) bir manevi hediyesi ve eseridir.”8 “Ve Hazret-i Hüseyin ve İmam-ı Ali Kerremallahu Veche’den aldığım ders, otuz seneden beri, hususan Cevşenü’l-Kebir’le daima onlara manevi irtibatımda, Risale-i Nur’dan bize gelen meşrebi almışım.”9
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin, “Bende-i Şâh-ı Merdan Bediüzzaman” mührünün bir manası da şudur: “Hazret-i Hasan’ın (ra) altı aylık hilafeti ile beraber Risale-i Nur’un Cevşenü’l-Kebir’den ve Celcelutiyeden aldığı bir kuvvet ve feyizle vazife-i hilâfetin en ehemmiyetlisi olan neşr-i hakaik-ı imaniye noktasında Hazret-i Hasan’ın (r.a.) kısacık müddetini uzun bir zamana çevirerek, tam beşinci halife nazarıyla bakabiliriz. Çünkü adalet-i hakikiye ile bu asırda insanları mesud edebilir bir istidatta bulunan, Risale-i Nur’dur. Ve onun şahs-ı manevisi, Hazret-i Hasan’ın (r.a.) bir muavini, bir mütemmimi (tamamlayıcısı), bir manevi veledi hükmündedir.”10
Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin mührünün bir manasını da şu ifadeler anlatmaktadır: “Hazret-i Ali’nin (r.a.) Kaside-i Ercuze ve Celcelutiyesinde şiddetli alakadarlığını murat ettiği bir varis-i nebî ve mukavvi-i din ve hamil-i ism-i azam olan Risale-i Nur ve müellifi olduğu; hak ve hakikatte yanılmayan ve Kur’ân’ın hukukunu, emrolunduğu gibi tevilsiz muhafazaya çalışan Risale-i Nur’dur diye şek ve şüphesiz olarak Hazret-i Ali’nin (ra) muhatabı o olduğunu kat’î ispat eder.”11
Asrımız itibarıyla âhirzamanın içinde bulunmaktayız. Hem de, helâket ve felâketin en yoğun olduğu dönemi yaşamaktayız. Hâl böyle iken, Cenab-ı Hak sonsuz merhamet ve şefkatinin gereği olarak “ahirzamanın büyük fesadı zamanında, elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddid, hem hâkim, hem mehdi, hem mürşid, hem kutb-u azam olarak bir zat-ı nurânîyi gönderecek ve o zat da ehl-i beyt-i Nebevîden olacaktır.”12 Yani, Peygamber Efendimizin (asm) hem maddi hem manevi soyundan olarak, ondan ders ve icazet alan ve ümmetinden suâl sormayarak, her suâle cevap veren ve başta Şâh-ı Merdan Hazret-i Ali (ra) olarak bütün Gavs ve kutupların takdir ve beşaretlerine mazhar, referansı çok kuvvetli, iman, hayat, şeriat vazifeleriyle “Büyük Mehdi” ünvanını da alan13 bu zat-ı nurânî Üstad Bediüzzaman’dan başkası değildir. Yüklendiği çok vazifeler ile meselâ “siyaset âleminde, diyanet âleminde, saltanat âleminde ve cihad âlemindeki çok dairelerde icraatlarıyla… Şeriat-ı Muhammediyeyi ve hakikat-ı Furkaniyeyi ve sünnet-i Ahmediyeyi (a.s.m.) ihya ile, ilan ile, icra ile”14 Risale-i Nur yoluyla bütün dünyaya göstermiştir.
Bu itibarla, Bende-i Şah-ı Merdan olan o zat-ı nurânînin, yani zamanın Bedisinin bendesi olmak bahtiyarlığını yakalamak, yani başta Efendimiz (asm) ve Hazret-i Ali (r.a.) olarak bütün nurani zatların ve manevi kahramanların iltifatına, himayetine, tesellisine ve alkışlarına mazhar olmak demek olan bu şeref, bir mü’min için en büyük bahtiyarlıktır.

Dipnotlar:
1- Mufassal Tarihçe-i Hayat 1.cilt s.265, 2-Lem’alar 47, 3-Sikke-i Tasdik-ı Gaybi 167, 4-a.g.e.196, 5- Lem’alar 50, 6-Emirdağ Lahikası 149, 7-a.g.e.130, 8-a.g.e.283, 9-a.g.e.361, 10-a.g.e.139, 11- Lem’alar 1072, 12-Mektubat 745, 13- Emirdağ Lahikası 458, 14-Şuâlar 923

Okunma Sayısı: 3718
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı