Umre programı içinde bazı mübarek mekânları ziyaret etmek de vardır. Uzaktan seyrettiğimiz Sevr Dağı’nda Resul’ü Ekrem’in, Hz. Ebubekir ile sığındığı mağaranın hikâyesini, Hz. Ebubekir’in korkusunu, Hz. Peygamberin (asm) ona “Korkma, Allah bizimle beraberdir” hitap ederek sakinleştirdiğini hatırladık.
Sonraki günlerde “Cebel-i Nur”a yorgunluk ve sıkıntı içinde tırmanacak ve etrafın hazin hâline keder içinde şahit olacaktık. Ardından “Cebel-i Rahme” Rahmet Dağı olan Arafat’ta ayrı bir heyecan yaşadık. Arafat’ın sadece kayalardan oluşan bir tepecikten ibaret olmadığını, hac ibadetinde bütün Müslümanlara yetecek genişlikte bir alan olduğunu öğrenmek zihnimde yerini alacaktı.
Cennetteki yasak meyveyi yiyen ve yeryüzüne indirilen Hz. Âdem ile Hz. Havva’nın birbirine kavuşma dualarının kabul edilerek burada buluştuklarını, dünyada en çok duanın kabul edildiği mekân olduğunu anlayınca dilimize, dualarımıza can gelmişti. “Hac Arafat’tır” diyen Resulullah’ın Veda Hutbesini burada irad ettiğini duymak benim için önemli bir bilgi olmuştu.
Arafat’tan ayrılırken Osmanlılar döneminde Arafat’taki hacıların su ihtiyacını karşılamak için yaptırılan kilometrelerce uzunluğundaki su kanalının kalıntılarını görerek fatihalarımızı, dualarımızı sebep olan ecdadımızın ruhlarına hediye ettik.