"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yaptığımız gerçek ve şuurlu duâ mı?

Ali FERŞADOĞLU
07 Eylül 2021, Salı
İnsanın önemi duâsı nisbetindedir: “Eğer duânız olmasa ne ehemmiyetiniz var?” (Furkan Sûresi, 25:77) mealindeki âyet bunu ifade eder.

Amazon ormanlarının derinliklerinde yaşayan iptidaî kabilelerin, toplumun ve devletin nazarında ne önemi var?! Onların önemi, toplum ve devletle iletişime geçtiklerinde ortaya çıkar. İnsan duâ ile Rabbiyle iletişime geçer ve talepleri, yani, duâsı nisbetinde önem kazanır.  

İnsan sonsuz derecede âciz ve zayıftır. Musîbet ve belâlar çoktur. Ki, “Cenâb-ı Hak insana hadsiz bir âcz ve nihayetsiz bir zaaf vermiş, tâ ki daimî bir surette dergâh-ı İlâhiyeye iltica edip niyaz etsin, duâ etsin. (Lem’alar, s. 212) 

Ancak kendimize sormamız gereken sual şu: “Gerçek duâ yapabiliyor muyuz?” Ne demek gerçek duâ? Çoğu duâlarımızda işlerimizi Allah’a havale edip, biz tenbellik gaflet döşeğinde mi uyuyoruz? “Allah’ım bana şunu ver!” Ne var ki, sözlü duâmızı fiilî duâmız desteklemiyor! Bilindiği gibi, “sözlü duâ”nın yanında bir de “fiilî duâ” vardır. Mutlak fiilî duâ ile tarlayı ekmeli, laboratuvara girmeli… Bu, Allah’ın tabiata koyduğu kanunlarına uyma, fiilî bir duâdır. Ki, duâmıza katran sürüp, şuur katmak mecburiyetindeyiz! 

Rivayet edilir ki, çöl insanının herşeyi olan devesi için yaşlı kadının, “Ya Rabbi, devemin sırtındaki yaraları iyileştir!” diye duâ ettiğini işiten Peygamberimiz (asm), “Duânın üzerine katran sür!” buyurmuş. Buradan fiilî duânın da bulunduğunu, sebeplere müracaat etmenin de duâ olduğunu ve duâlarımıza da şuur katmamız gerektiğini anlıyoruz.  

Evet, duâ, kulluğun ruhu ve özü, Allah’a imanın tezahürüdür. Duâ eden bilir ki, sonsuz bir “ilim, irade ve kudret sahibi” Rahman, Rahim, Ganiy, Mucib-i mutlak bir Zat vardır ki, her şeyin dizgini O’nun elinde, maddî-manevî bütün hazinelerin anahtarı O’nun yanındadır. Yalnız O’na kulluk eder, yalnız O’dan istemeliyiz.  

“Allah’ım düşmanlarımızı kahr u perişan eyle!” deyip kenarda bekleyemeyiz. Bu duâ da değil, tevekkül de değil. Sebeplere müracaat, yani, fiilî duâ ile birlikte sözlü duâ.  

Kur’ân’da, mealen, “Düşmanlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın…” (Enfal Sûresi, 8/60) buyurulur. O halde, düşmanlardan koru, yetmez. “Düşmanlara karşı korunabilecek iz’an, şuur, güç, feraset, ilim ver!” diye duâ etmeli ve duâyı kendimize mal etmeliyiz.  

Halbuki şöyle duâ etmeli: Allah’ım düşmanlarımızı durduracak akıl, şuur, ilim, teknolojik bilgiyi kazanacak imkân ver, güç ver!” 

“Allah’ım çocuklarımızı ahirzaman fitnelerinden koru!” demek yetmez. Çocuklarımızı “iman şuuru” aşılamadan, “iman-ı billah, marifetullah, muhabbetullah” ile donatmadan “Allah’ım çoluk-çocuğumuzu muhafaza et!” demek yeter mi?

Okunma Sayısı: 1746
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı