"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Alilerden bir Ali, geldi geçti buradan

Ali Rıza AYDIN
19 Kasım 2020, Perşembe
Şu günlerde giden gidene… Dün, Ali Kanıbir; bugün, bir başkası, ardından da vakti ise, belki biz. Terziye “göç var” demişler; o da “iğnem yakamda” demiş. Gitmek bir şey değil; mesele, iman ile göçüp gitmek. Divan şairi Bâki’nin, “Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş” dediği gibi; arkada iz bırakmak, hoş anılmak.

Onun Adana ve daha öncesi hayatına dair bir malûmatım yok. Ankara’da, Maltepe’de görmüştüm onu; onun mütebessim yüzünü. O an, aynı kanepeyi paylaştığımız müteveffa Nurettin Tokdemir, işaretle onu göstererek, “Hemşehrim” dedi ve ardından, ilâve etti; “Ali Rıza Bey, onunla ilgilenirsen memnun olurum.”  

Nurettin Tokdemir’in böyle bir arzusu olmasaydı bile, Ali Kanıbir kardeşimizin sıcaklığı, candan davranışı zaten hak ettiği ilgiyi üzerinde toplayacaktı. Nitekim öyle oldu. 

Hanesini Adana’dan Ankara’ya naklettikten sonra, bazı zamanlarda ve Keçiören semt derslerinde sık sık görüşür olduk. 

Derken, cana safa bir dostluk… 

Önce gönlümüz, ardından da gözümüz birbirimizi arar oldu. 

Aynı kanepenin aynı bölgesini paylaşırdık, çoğu zaman.  

Ruhundaki yakınlığın tezahürü olmalı ki, dershaneye geldiği zaman, bana, bitişik nizam otururdu daima. Ve bazen, güvenir, düşüncelerini emanet ederdi, bendenize.  

Pandemi dönemiyle birlikte yüz yüze görüşmeler de, temas da (musafaha) sona erdi. Bu sebeple ne dershaneye gidebiliyor, ne de yan yana oturup birbirimizle hasbihâl edebiliyorduk.  

Telefon faslı başladı. Zaman zaman birbirimizi arar, hâl hatır sorar; birbirimize moral pompalardık onun o nezih konuşma üslûbunun çeşnisiyle. 

Önce, onun, koronavirüsten dolayı hastahaneye yattığı; sonra da, yine koronavirüsten dolayı vefat ettiği haberi ulaştı telefonlarımıza. Hastahanede bulunduğu günlerden bir gün, Whatsapp’tan; İkinci Şuâ’da yer alan, “Hem meselâ, müthiş bir hastalıktan şifa bulmak, eğer tevhid nazarıyla bakılsa…” (Şuâlar, 13) diye başlayan paragrafın bir kısmını paylaştı. 

“Dervişin fikri neyse, zikri de o olur” deyiminde olduğu gibi; demek, insanın ruhunda barındırdığı değer ne ise, dışa akseden fikri ve fiili de o oluyor, ölüm döşeğinde bile olsa! 

Hepimiz, onun hastalığına üzüldük ve şifa bulması için duâ ettik; tıpkı vefatına üzüldüğümüz ve duâlar ettiğimiz gibi… 

Ancak o kadar. Çünkü bizler eli kısa, ömrü kısa; âciz, fakir kullarız. Ama o, orada; bu iki haber arasında geçen zaman zarfında neler yaşadı, nelere muhatap oldu, ne sıkıntılar çekti, kim bilir. 

Ne var ki, zahmetlerin arkasında, mestûr olan rahmet var. İslâmî kaynaklarda, salgın hastalıklardan vefat eden mü’minlerin manevî şehit oldukları ifade edilmektedir. 

Dileğimiz o ki: Cenab-ı Hak, merhum Ali Kanıbir kardeşimizi de, şehitler zümresine ilhâk eder inşaallah. 

Kabrin arkası için çalıştığına inandığımız kardeşimiz, nihayet, vatan-ı aslisine; yani, “Sevgiliye” kavuştu. 

Ve dahi, sevdiklerine…

Okunma Sayısı: 2313
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Oğuz Yiğiter

    19.11.2020 11:58:00

    Ali Rıza Kanıbir Ağabeye Rabbimden gani gani rahmet niyaz ediyorum. Cenab-ı Hak, berzahta ve Cennetinde bütün sevdikleriyle buluştursun inşaallah...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı