Gün geçmiyor ki insan bu dünyada yatırım derdine düşmesin.
Ata sözümüzde vardır ya, 'Mal canın yongasıdır' diye. Yani insan olmamız hasebiyle çoluk çocuğumuz için biriktirdiğimiz malın elimizden alınıp gidilmesi bizleri tabiî ki üzer. Zaten bizi hayvandan ayıran özellikten biri de geleceğimizi sağlama alma endişesi değil midir? Düşünsenize yıllarca çalışıp biriktirdiğiniz, yemeye kıyamadığınız bir sermaye ile ev almışsınız ve bir yangında kaybetmişsiniz. Elbette üzülürsünüz. Gece başınızı yastığa koyduğunuzda acaba altın mı alsam? Yoksa ev mi? Yoksa arsa mı, tarla mı? Yoksa “aman kim malından fayda görmüş" düşüncesine kapılarak gününüzü gün etmek için son model araba almak mı aklınıza yatıyor? (Bu arada ekonomist değilim fakat 45 senelik ömrümde hepsini denedim.)
Her neyse… Malumunuz sizi ve bizi dünyaya teşvik eden pek çoktur. Başta nefsin, şeytanın. Dünyanın çekici güzelliği. Sonra arkadaşların. Sonra gelenek görenek belâsı…Var da var. Bir de ben buradan dünya için telâş et demiyeyim.
Ey kardeşim, bizim Yaratıcımız gönderdiği kitapta nasıl yatırım yapacağımızı bildiriyor. “De ki: Allah’ın lütfu ve rahmetiyle — işte bununla sevinsinler. Bu, onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır.” (Yunus Suresi: 58. )
Ayet bize, gerçek sevinç, mal ve birikimde değil, Allah’ın lütfu ve rahmetindedir. Maddî kazanç geçicidir; İlâhî rahmet ise kalıcıdır buyurmaktadır. Bir ayette de, "Bu dünya hayatı hayatı bir oyun ve oyalanmadan ibarettir, gerçek hayat ahiret hayatıdır." diye buyurur.
Hakikaten insanın hayvandan farkı olduğunu anlaması lâzım. Oğlu paşa olsun diye onca fedakârlıklar... İki günlük dünya için sabah altıdan akşam beşe kadar çalışmalar...
Acaba evlâdımızın geleceği hakkında ahiretini ne kadar dert ediniyoruz? Ne kadar Cehennem ateşi endişesi duyuyoruz? Kuşun yavrusuna yuvasını yaptığı gibi biz de çoçuğumuza ahiret evini yapmakta endişe ve kaygı duyuyor muyuz?
Ne güzel ölçü ve sınırlar koyuyor asrın müfessiri. "Dünyayı kesben değil, kalben terk etmeliyiz” deyip, dört maddede sıralıyor sebeplerini.
"İ'lem Eyyühel-Aziz! Aklı başında olan insan, ne dünya umûrundan kazandığına mesrur ve ne de kaybettiği şeye mahzun olmaz. Zira dünya durmuyor, gidiyor. İnsan da beraber gidiyor. Sen de yolcusun" diyerek ebedî yolculuğa dikkatleri çekiyor.
Madem ki insanız ve madem ki sadece bu hayat için yaşamıyoruz. O zaman bu dünyayı bir mezra, bir tarla bilmeli ve ona göre yatırımımızı yapmalıyız. Zira, “Eken, biçer" diye bir söz vardır. Öyleyse ne ektiğimize dikkat etmeliyiz.
En iyi yatırımın kabrin arkası olduğunu unutmamalıyız. Her daim orayı düşünmeliyiz. Çünkü insan akıllı olması hasebi ile uzun ve ebedî yatırımını daha öne almalıdır. Böyle yaparsa insan, dünya onu gölgesi gibi takip eder. Zira Allah kendisine itaat eden kulunu kendisinden başkasına muhtaç etmez. Bundan daha güzel yatırım var mı? Rabbim bizlere sahip olduklarımızın şükrünü eda etmeyi ve ağız tadıyla yemeyi nasip etsin ve asıllarına müşteri olacak feraseti versin. Amin.