Kabirde hayâlen ölüm yolculuğuna çıkayım dedim. Öldüğümü hayal ettim. İmam salâmı okudu.
Öldüğümü ilân etti. Dostlarım, köylülerim evden alıp gasılhaneye getirdiler. Güzelce yıkayıp, kefenleyip tabutun için koydular. Benim için her şey bitmişti. Her şey anlamsızlaşmıştı. Değer verdiğim, önemli gördüğüm, vaz geçemem dediğim, bakmaya kıyamadığım hiçbir şey yanımda değildi.
Üç parça bezle bedenimi sardılar. Ve iki tahtadan ibaret, daracık tabuta koydular. Musallaya getirdiler. Cenaze namazımı kıldılar. Hoca kardeşim dua etti, helâllik istedi. İbret alınmasını öğütledi. Ve tabutumu arabaya koyarak yola çıktılar. Kabristana, kabrime doğru götürülüyordum artık. Dilimi kıpırdatamıyor, ağzımı açamıyor, elimi kaldıramıyor yani ruhum tabut arasındaki bedenime söz geçiremiyordu. Allah ruhuma emaneten verdiği vücut elbisesini geri almıştı.
Ruhum gerçekle karşılaşmıştı. Daha yoldayken ağlayarak; “Ey merhametli Allah’ım günahlarımı affeyle“ diye, yalvararak dua ediyordum. Halime bakıyorum, artık sağa-sola kaçmam mümkün olmayan bir yoldaydım. Yani tabuttan çıkmak ve kaçmak mümkün değildi? Ruhum tabutun içine de girse, dışarıda da kalsa durum değişmiyordu. İster istemez yolculuk devam etti, beni kabristana getirdiler.
Benim için özel kazılmış, derin bir mezarlığın yanına gelince hemen tabutu açtılar, hızla çıkararak mezarıma koydular. Tahtaları döşediler. Mezarımı toprakla doldurdular. Sıkıca olsun diye de çiğnediler. Hızla bitirip gittiler.
Ben ise yalnız kaldım. Soğuk ve dar yerde yatan cismimin üzerinde durdum. Başımı, Rabbimin rahmet dergâhına kaldırdım. Bütün kuvvetimle feryat ettim. Allah’a şöyle yalvardım: “Ey Allah’ım taşıyıcılar beni kabre bırakıp gittiler. Ben amellerimle baş başa kaldım. Allah’ım beni sıkıntıya sokacak, kabrimi zindan eyleyecek günahlarımı affeyle Allah’ım. Allah’ım! Senin rahmetini bekliyorum. Senden başka sığınılacak kimse yok, Senden başka yardım edecek yok, Senden başka kurtaracak kimse de yok.
“Allah’ım! günahlarımın görünen çirkin yüzünden, korkunç halinden ve günahlarım sebebiyle yerimin darlığından feryat ediyorum, canhıraş bir şekilde bütün gücümle, kuvvetimle sesleniyorum Allah’ım.
“Allah’ım! ömrümü ve gençliğimi yanlış kullandım, ziyan ettim. Ömrümden ve gençliğimden kalan sadece, ama sadece elem veren günahlarım oldu. Elem veren günahlarımın utancıyla geldim. Çok zelîl duruma düştüm. Yanlışa sürükleyen vesveseler perişan etti beni, senin huzurunda.
“Allah’ım! Bu günahlarımla, manevî çektiğim elemlerle, elemlerden gelen zilletle, hastalıklı kalbimle, utanç verici halimle kabrime geldim. Huzuruna geldim.
“Ey verdiği nimetlerle sonsuz merhamet sahibi olduğunu gösteren Rabb-i Rahîmim ve ey Hâlık-ı Kerîm’im! Senden yardım istiyorum. Merhameti de nimetleri de sonsuz olan Ya Rahman, Ya Rahîm Allah'ım, beni günahlarımın ağır yüklerinden kurtar. Günahlarımı affet. Günahlarımdan dolayı bana azap verme Allah’ım. Beni kurtar Allah’ım. Allah’ım kabrimi genişlendir“ diye yalvardım.1
Hayâlen dahi ölmek ve kabre girip hesap vermek zormuş. Hem de çok zor. Günahların ağırlığı insanı eziyor.
Lezzetleri acılaştıran, ahirete daha iyi hazırlık yapmaya vesile olan, Rabbimi daha çok hatırlatan, her şeyde Rabbimin rızasını gözetme vesilesi olan ölümü daha çok hatırlamaya karar verdim.
Dipnot:
1- Lem’alar; 17. Lem’a, 12 Nota.