Tavaf ibadetinde insanı çok farklı duygularla buluşturan manzaralarla karşılaşmak mümkündür. Görme engelli olup elindeki bastonla tavafını yapan, kötürüm olduğundan, âdeta sürünerek tavaf ibadetini ifa eden insanlara şahit olmak beni çok etkilemiş ve iç muhasebeye götürmüştü. Onların bedenÎ engelleri olmasına rağmen bu olgun ve asil çaba içinde olmaları bize, ihlâsla ibadetlerimizi yapmamız gerektiği dersini veriyordu.
Hangi ülkelerden geldiği belli olmayan nice bebekli ve çocuklu ailelerin samimiyeti, evlâtlarına Nebevî ruhu verme aşkı, herkese ders olacak nitelikteydi. El ele tutuşmuş anne kız, baba oğul, dede torun, karı-koca eşlerin yüzlerindeki parlayan nurla kendini ele veren affedilme ümitleri, Kâbe’deki lahutî havanın bütün ruhlara nüfuz etmesini sağlıyordu. Hele renk renk insanların dilleriyle dergâha arz edilen samimî dualar, neredeyse tüm Müslümanların affedilmesine yetecek düzeyde dalga dalga semaya yükseliyordu. Aman Allah’ım, bu ne renk cümbüşüydü, farklı dillerin muhabbet dolu şöleniydi. Galiba bu iman birliği içindeki farklılıklar, Esma-i İlâhiye’nin tecellilerinin farklı olmasının yansımasıydı. Bu manzara, Allah’ın varlığı ve birliğinin renkli ve âhenkli delilliydi.
Umre ibadetimizde buna şahit olmanın bahtiyarlığını yaşadık.