Epstein rezaleti, bu rezaletin sistemin koridorlarında örtbas edilmeye çalışılması, örtbasa çalışanların sistemin elemanı olması ve rezaleti sadece örtbasta değil, bizzat rezalette rol almaları, tartışma götürmez bir biçimde mide bulandırıcı ve Bediüzzaman Said Nursî’nin resmini çizdiği “İkinci Avrupa"nın adeta çekilmiş bir röntgeni.
“Bâtılı ziyade tasvir, sâfî zihinleri idlal eder,” detaya lüzum da yok mağdurlara faydası da.
Peki, Birinci-İkinci ayırmadan topyekün bir Avrupa-Batı medeniyetini ithamda kullanılan; Avrasyacılığa bir cephane yapılıp, aslında “Batı demokrasisinin itibarsız olduğuna, kurtuluşun Rus-Çin bloğunda mümkün olduğuna” delil olarak getirilen, hakikî Şeriatın aslına uygun olmayan gayr-ı fıtrî ve indî şeriat anlayışlarıyla demokrasiyi “küfür rejimi” ilân edenleri, demokrasi hakkında haklı(!) çıktığını düşündüren Epstein vakasının röntgenini çeken kim? Suudi Arabistan mı, dosyalarda adı sıklıkla geçen Trump’ın dostu Putin mi, yoksa ciddi bir satılık bebek piyasasının olduğu ve Doğu Türkistan’da kadın ve çocuklara korkunç şeyler yapan Çin mi? Hayır, röntgeni çeken Birinci Avrupa. Hakikatini İsevîliğin din-i hakikisinden alan, Endülüs, Sicilya, Girit ve “Levant”ta İslâm’ın rahlesi önüne oturup, terbiye alan Birinci Avrupa.
Disiplinli çalışan, Adetullahın tabiatta hangi kanunlar adıyla işlediğini ilmî çalışmalarla taharri eden, tefessüh etmiş, vebalı kendi Ortaçağ çukurlarından hijyenik, bayındır, muntazam şehirlere yönelen, yönetim anlayışlarının üzerine koya koya AB gibi demokratik bir müesseye ulaşan hatta başta bir inkâr-ı uluhiyet fikriyle ortaya çıkan (ve maalesef bu haliyle bize de kötü örnek olan) “Laikliği” dahi İslâm’ın terbiyesi ve zamanla, inanç hürriyetini teminat altına alan bir mahiyete ulaştıran, Birinci Avrupa.
Birinci Avrupa yani Epstein aleyhinde kamuoyu oluşturan, hapse atan, belgelerin açıklanması için ABD meclisinde oy veren “Birinci Avrupa.” Üstelik Cumhuriyetçi Başkan Trump bu belgelerin açıklanmasına karşı çıkmasına rağmen, Trump'la aynı partiden olan temsilcilerin firesiz oylarıyla. Yıllardır, inançlı-inançsız şovmenlerin, film yıldızlarının ödül törenlerinde Epstein ve onunla ilişki içinde olanları en sert biçimde hedef alan “Birinci Avrupa.”
Peki “Birinci Avrupa,” “İkinci Avrupa” rezaletlerine mani olamıyorsa da matah bir şey midir? Evet. Zira, Batıda böyle kepazeliklerin ortaya çıkması sadece yaşandığını değil, ortaya da çıktığını ve (istenen boyutta olmasa da) cezalandırıldığını gösterir. Kapalı-otoriter toplum-devletlerde böyle kepazeliklerin ortaya çıkmaması ise büyük bir ihtimalle sadece ortaya çıkmadığını, çıksa bile takibini yapacak bir kamuoyu ve sistem olmadığı için umursanmadığı ve cezasız kaldığını gösterir, hiç olmadığını değil.
Yakın zamanda Suudi Arabistan İstanbul Konsolosluğunda, resmî Suud görevlilerce kıymaya çevrilen Cemal Kaşıkçı vakasının akıbeti ve Epstein kepazeliğini çok daha ileri boyutta ve kitlesel olarak Doğu Türkistan’da tatbik eden Çin’in varlığı buna delildir. Hem imanî ve küfranî hasletlerin mü’min bir kalpte bile yan yana bulunabildiği ahirzamanda, zerratı günahkârlardan mürekkep bir şahs-ı manevî olan Batı Medeniyetinin yek-pâre pîr ü pak olmasını beklemek ne kadar gerçekçi?
Meseleyi, zulmün ancak kılıf uydurularak ve koridorlarında gizlenerek yapılabildiği “Batı Demokrasisinin kökten çürümüşlüğüyle artık çöpe atılması” temelinde ele alıp, zımnen Avrasya Bloğuna ya da “Kapalı topluma” direksiyon kıranlar, bu blok ve toplum tarzında zulmün çok daha pervasız ve dolaysız işlendiğini göz ardı etmemeliler.
Bu noktada son sözü yine Bediüzzaman Said Nursî’ye verelim: “Meşrûtiyet ile sû-i istimalâtın ekser yolları münsed olur; istibdatta ise açıktır.”