Mekke’de baskılar artınca, Peygamber Efendimiz (asm) bir grup Sahabeyi Habeşistan’a gönderdi. Oranın adil hükümdarı Necaşî idi. Mekkeliler boş durmadı; Amr b. Âs başkanlığında bir heyeti hediyelerle gönderip Müslümanları geri almak istediler.
Necaşî, meseleyi dinlemeden karar vermedi ve Müslümanları huzuruna çağırarak sorular sordu. Müslümanlar adına sözü Cafer bin Ebî Tâlib aldı.
Necaşî sordu: “Sizi kavminizden ayıran bu din nedir?”
Cafer (ra) şöyle cevap verdi: “Ey hükümdar! Biz cahiliye üzere bir kavimdik. Putlara tapar, leş yer, hayasızlık yapar, akrabalık bağlarını koparır, zayıfları ezer, güçlü olanlar zayıfları yutardı. Allah bize içimizden bir peygamber gönderdi. Onun doğruluğunu, emanete sadakatini, iffetini bilirdik. Bizi Allah’a kulluğa çağırdı; putları terk etmeye, doğru söylemeye, emaneti korumaya, akrabaya iyiliğe, komşuya iyi davranmaya, kan dökmekten ve kötülüklerden uzak durmaya çağırdı.”
“İsa hakkında ne diyorsunuz?”
Bu soru kritik bir soruydu. Cafer (ra) son derece saygılı bir dille cevap verdi “Biz, Peygamberimizin bize bildirdiğini söyleriz: İsa, Allah’ın kulu, peygamberi, Meryem’e ulaştırdığı kelimesi ve O’ndan bir ruhtur.”
Ardından Meryem Suresi’nin başından ayetler okudu
(Meryem’in iffeti, İsa’nın mu’cizevî doğumu anlatılır).
Necaşî’nin tepkisi
Rivayetlere göre Necaşî ağladı ve şöyle dedi: “Vallahi, bu okudukların ile İsa’nın getirdiği hakikat aynı kaynaktan çıkmıştır.”
Sonra Mekke elçilerine dönerek: “Ben bu insanları size teslim etmem.” dedi.
Ertesi gün Amr b. Âs bu kez “İsa hakkında ağır söz söylüyorlar” diye fitne çıkarmaya çalıştı. Necaşî tekrar sordu; Müslümanlar bir kelime dahi değiştirmedi. Bunun üzerine Necaşî: “Gidin, siz bu topraklarda emniyettesiniz.” diyerek Müslümanları himayesine aldı.
Tarih ibret alınacak bir sayfadır. Bugün hem hakikati dinleyecek Necaşîlere hem de hakikati tüm çıplaklığıyla anlatacak Cafer bin Ebu Taliplere ihtiyaç var…