"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Hürriyet odur ki; ne nefsine, ne gayriye zararı dokunmasın”

Cevher İLHAN
31 Ekim 2020, Cumartesi
BEDİÜZZAMAN’IN MEŞRÛTİYET/DEMOKRASİ TÂRİF VE TESBİTLERİ - 10

Bundandır ki, yaygın olan “başkasının hürriyetini engellememek, zarar vermemek şartı ile herkes ne yaparsa yapsın hürdür” eksik görüşe karşı, “Hürriyet odur ki; ne nefsine, ne gayriye zararı dokunmasın. Yani tam ve mükemmel hürriyet, kişinin firavunlaşmaması ve başkasının hürriyeti ile alay etmemesidir” diye târif eder. (Münâzarât, 35)

Aksi halde meşrû olmayan “hürriyet”i, “ya başka kalıpta istibdat veya esaret-i nefis veya vahşet-i hayvaniye” olacağını ikaz eder. (Eski Said Dönemi Eserleri, 93) “Bazı sefih ve lâubaliler hür yaşamak istemediklerinden, nefs-i emmârenin (kötülüğü emreden nefsin) esâret-i rezilesi (rezil esâreti) altına girmek istiyorlar” tesbitinde bulunur.

Esasen Bediüzzaman bundan yüz yıl önce verdiği hürriyet ve meşrûtiyet derslerinde, devrin gazetelerine yazdığı makalelerde “Hürriyet-i şer’iye (İslâmın emrettiği dinî esaslara uygun hürriyet) denilen ve yüksek bir hakikat-ı içtimâiye (sosyal hayat esası olan), esâret-i nefis (nefsin esâreti) altına girmeyi yasak etmiş ve gayre tecâvüzü (başkasının hakkına tecavüzü) tecviz etmeyerek (cevaz vermeyerek, uygun görmeyerek) şeriata (dine) istinad etmiş (dayandırmış) olan sultan-ı hürriyet, yüksek sadâ (ses) ile sizin gibi mâzinin en derin derelerinde gâfil ve müteferrik (dağınık) insanlara ‘fen, san’at (sanayi) silâhıyla cehâlet ve fakra (fakirliğe) hücum ediniz emrini veriyor” hitâbında bulunur. (Divan-ı Harb-i Örfî, 20, 54)

Hem “Hürriyet, âdâb-ı şeriatla (şeriatın edebiyle) müteeddibe (edeblenmiş) ve mütezeyyine (süslenmiş) olmak lâzımdır. Yoksa sefahat (haram eğlenceler) ve rezâletteki hürriyet, hürriyet değildir; belki hayvanlıktır, şeytanın istibdadıdır, nefs-i emmareye (kötülüğü emreden nefse) esir olmaktır” sözleriyle gerçek hürriyetle beraber, hürriyetsizliğin insanı içine düşürdüğü vartadan sakındırır. (Münâzarât, 35)

“İMAN NE KADAR MÜKEMMEL OLURSA, O DERECE HÜRRİYET PARLAR; İŞTE ASR-I SAADET!”

Ömrü boyunca hürriyeti dâvâ edip ve o sevda ile her şeyi terk eden ve “Ekmeksiz yaşarım, hürriyetsiz yaşayamam” diyen Bediüzzaman, hürriyeti bir başka tarifinde de şu şekilde izah etmektedir: “Hürriyet budur ki; kanun-u adâlet ve te’dibden başka hiç kimse kimseye tahakküm etmesin. Herkesin hukuku mahfuz kalsın, herkes harekât-ı meşrûasında şahane serbest olsun. Hürriyet, Rahman olan Allah’ın bir hediyesidir. Ve imanın bir hassasıdır. İnsana karşı hürriyet Allah’a karşı ubudiyeti intaç eder (netice verir.) Evet, güneş gibi parlak, her ruhun maşûkası (aşkı) ve cevher-i insaniyetin (insanlığın özü ve esası) küfvü (dengi) o hürriyettir ki, saadet saray-ı medeniyette oturmuş ve mârifet ve fazilet ve İslâmiyet terbiyesiyle ve hulleleriyle (elbiseleriyle) mütezeyyinedir (süslenmiştir).” (Münâzarât, 37)

“Zira rabıta-i iman (iman bağı) ile Sultan-ı kâinata hizmetkâr olan adam, başkasına tezellül (zillet göstermek) ile tenezzül etmeye ve başkasının tahakküm ve istibdadı altına girmeye izzet ve şehâmet-i imaniyesi (akılla birlikte olan yiğitlik, cesareti) bırakmadığı gibi, başkasının hürriyet ve hukukuna tecavüz etmeyi dahi, şefkat-i imaniyesi bırakmaz. Demek, iman ne kadar mükemmel olursa, o derece hürriyet parlar. İşte, Asr-ı Saadet!” beyânıyla gerçek hür bir mü’min insanın ne kimseye baskı yapıp hukukuna tecâvüz ve ihlâl edeceğini ve kimsenin baskı ve istibdadına boyun eğmeyeceğini bildirir. (Münâzarât, 38)

Yine Cenâb-ı Hakk’ın Rahman ve Rahîm isimlerinin bir tecellisi ve ihsanı olan meşrû hürriyet sayesindeki maddî ve mânevî gelişme ve kalkınmayı açıklar. “Yüksek şeylere müsâbaka sûretinde beşere (insanlığa) yüksek maksatları ders veren ve o yolda çalıştıran ve istibdâdâtı (istibdatları) parça parça eden ve ulvî hisleri heyecana getiren ve gıpta ve hased ve kıskançlık ve rekabetle ve tam uyanmakla ve müsabaka şevkiyle ve teceddüd (yenilik, yenilenme) meyliyle ve temeddün (medenileşme) meyelânıyla (arzu ve hevesiyle) teçhiz edilen (cihazlanan) üçüncü kuvvet, yalnız hürriyet-i şer’iyedir. Yani, insaniyete lâyık en yüksek kemâlâta olan meyil ve arzu ile cihazlanmış olmaktır” tanımıyla, hürriyetin insanlığın yüksek maksadı olan maddî ve mânevî kalkınmanın, medenileşmenin ve insanlığa yakışan kemâlatın vesilesi ve temel sâiki olduğunu izâh eder.

“Şefkatle cihazlanmış şehâmet-i imaniye (imanın cesareti ve kahramanlığıyla) tezellül etmemek (boyun eğmemek), haksızlara, zâlimlere zillet göstermemek, mazlumları da zelil etmemek (hor, hâkir görmemek)” târifiyle “Hürriyet-i şer’iyyenin (dine uygun hürriyetin), esasları olan müstebitlere dalkavukluk etmemek ve biçârelere tahakküm ve tekebbür (büyüklenme, kendini büyük gös- terme, kibirlenme) etmemektir” esasıyla gerçek hürriyeti tavzih eder. (Hutbe-i Şâmiye, 9, 89)

“Hürriyetin müraat-ı ahkâm (hükümlere uymak) ve âdâb-ı şeriat (İslâmî ve insânî terbiye) ve ahlâk-ı hasene (güzel ahlâk) ile tahakkuk ve neşvünema bulacağını (gerçekleşip gelişeceğini)” müjdeler. (Tarihçe-i Hayat, 89)

Bunun içindir ki hürriyetin gereğine ve herkesin hürriyetperver olmasının ehemmiyetine işâret eden Bediüzzaman, “Şu devletin yarı milleti, pahasına (fiyatına) verilse idi, gene erzan (ucuz) ve zulmetle beraber yansa idi gene ucuz!” olduğunu yazar. (Münâzarât, 14)

Bunun içindir ki hürriyetin “birinci kapısı, şeriat dairesinde ittihad-ı kulûb (kalplerin birliği); ikincisi, muhabbet-i milliye (millî sevgi bağı); üçüncüsü, maarif (bilgi, ilim, kültür); dördüncüsü, sa’y-i insânî (insanın çalışması, emeği); beşincisi, terk-i sefahattir (haram zevk ve eğlencelerin terk edilmesi)”dir diyen Bedüzzaman, bütün insanlığı mükemmel, meşrû, doğru ve hür olan nâzenin hürriyete dâhil olmaya dâvet eder. (Tarihçe-i Hayat, 88)

Yine bunun içindir ki “Ey hürriyet-i şer’î! Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sâdâ ile çağırıyorsun...” diye hitap eder. “Ey ebna-i vatan! (Ey vatan evlâtları) Hürriyeti sû-i tefsir etmeyiniz (yanlış yorumlamayınız); tâ elimizden kaçmasın ve müteaffin (kokuşmuş) olan eski esâreti başka kapta bize içirmekle bizi boğmasın!” çağrısında bulunur.

Okunma Sayısı: 1271
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • İsmail kaymaz

    31.10.2020 19:10:12

    Metnin orijinaline sadık kalabilmek adına parantez içi açıklamalardan yazınızın anlam bütünlüğü kaybolmuş.

  • Oğuz Yiğiter

    31.10.2020 09:02:40

    Üstad'ın iman sahasında yaptığı, patenti kendisine ait, "Tahkik-i İman" formülüyle ortaya koyduğu en önemli tecdit hareketinden başka, diğer önemli bir tecdit hareketi de, imanın bir hassası diye tarif ettiği, Hürriyet bahsindedir. "Hürriyet o dur ki; ne nefsine, ne gayriye zararı dokunmasın" orijinal tarifiyle, ikinci bir patente imza atmıştır. Sefih medeniyetin hürriyet tarifinden ayrılan bu hürriyet yaklaşımı da anlaşılmayı bekliyor. Tebrikler, dualar...

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı