"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İdlib provokasyonu…

Cevher İLHAN
06 Şubat 2020, Perşembe
Sekiz şehit verdiğimiz menfur İdlib saldırısının, baştan beri korkulan Türkiye ile Suriye’yi çatışmaya itecek bir provokasyon tahriki olduğu her haliyle sırıtıyor.

Saldırının ardından Cumhurbaşkanı’nın “122 fırtına, 100 havan mühimmatıyla cevap verilmiştir. Noktayı koymak yok, operasyon devam edecek. Askerî gözlem noktaları tahkim ediliyor. Suriye hükûmeti alan kazanmaya çalışıyor; tabiî ki ona fırsat vermeyeceğiz!” çıkışıyla “misilleme”den bahsedip, “Türkiye bir güç dalgasıyla karşı karşıya. Bir milyona yakın Suriyeli Türkiye sınırına doğru yürüyor. Son gelişmeler artık altından kalkılamaz bir duruma geldi” ikrarı vahameti ele veriyor. 

Keza iktidar partisi sözcüsünün “Rejim unsurları artık bizim için bir hedeftir, bedeli ödetilecektir” demesi; Millî Savunma Bakanı’nın 54 rejim hedefine ateş açılarak 76 Suriye askeri etkisiz hale getirilmiştir” diye konuşması, iç savaşın ardından Türkiye ile Suriye’yi savaşın eşiğine getiren tahrike teşne kırılganlığı bir defa daha açığa çıkarıyor. 

Görünen o ki tam da “yüzyılın plânı” perdesinde İsrail’in Filistin’i işgal ve ilhakı komplosunun kurulduğu sırada İsrail’e karşı bölgede hiçbir güçlü ülke kalmaması için Irak’tan sonra Suriye’nin de bütünüyle çökertilmesi tuzağı kurulmuş; bu kez İdlib üzerinden Suriye topraklarında Türkiye - Suriye savaşı tetiklenerek ateşin üzerine benzin dökülüyor!

TÜRKİYE - SURİYE SAVAŞI TAHRİKİ!

Belli ki ülkenin büyük bir bölümünde ateşkesin sağlandığı, toprak bütünlüğü ve siyasî birlim esasıyla “siyasi çözüm”e yaklaşıldığı sırada Astana ve Soçi mutâbakatları garantörü Rusya’yla Suriye’de varılan “çözüm süreci”nin önü kesilmek isteniyor.

Türkiye, 911 kilometre sınırı bulunan Suriye ile savaş eşiğine getiren provokasyonla, Rusya ile stratejik ilişkileri bozularak,  Astana - Soçi süreçlerinden uzaklaştırılarak Ortadoğu’da “ABD-İngiltere-İsrail bloku”na mahkûm edilmeye itiliyor. 

Krizin patlamasıyla, hâlen Fırat’ın batısında Türkiye’nin “terör örgütü” olarak tanımladığı -Cumhurbaşkanı’nın ikrarıyla- 50 binden fazla TIR dolusu ağır silâh-mühimmat verip ordu kurdurduğu, askerleri YPG ile ortak devriye gezen Amerika’nın “Türkiye’nin savunma hakkını destekliyoruz, daima NATO müttefikimiz Türkiye’nin yanındayız” türü kışkırtıcı demeçlerinin maksadı bu. Oysa Suriye’nin yüzde 5’ini oluşturan, Türkiye’ye 105 kilometre sınırı olan ve iç savaş öncesi 1.5 milyon olan nüfusu 3.5 milyonu aşan İdlib’de, 20 bin militanı olduğu belirtilen Heyet Tahrir’üş-Şam’ın yanı sıra on binlerce militanı bulunan IŞİD, El Nusra ve YPG’nin ana omurgasını teşkil ettiği Suriye Demokratik Güçleri (SGD) başta olmak üzere “vekâlet savaşı”nda Suriye ordusuyla ve birbirleriyle kıyasıya çatışan “yabancı savaşçılar”dan oluşan çoğu küresel ecnebilerin taşeronu ve maşası silâhlı unsurların silâh bırakıp bölgeden tahliyesi büyük ehemmiyet taşıyor.  

“ASTANA - SOÇİ SÜREÇLERİ”YLE ÇÖZÜM…

Bu açıdan Ankara’dakilerin, “kraldan ziyade kralcı” kesilen “iktidara ilişik yorumcular”ın “Ne Astana kaldı, ne Soçi” çarpıtmalarına bakmadan Rusya ile sorunu çözmesi icâb ediyor. Anamuhalefet liderinin açık çağrısı ve önerisiyle, öncelikle İdlib’de ve Suriye’de konuşlanan Mehmetçiğin can güvenliğini sağlamak adına gereken bütün askerî ve diplomatik adımların kararlılıkla atılarak “Soçi mutâbakatı” kapsamında Rusya ile İdlib’de yeniden ateşkes hattının belirlenip Şam yönetimiyle işbirliğiyle, Türkiye’ye doğru hareketlenen ve çatışmalardan kaçan, en az 700 bini bulacağı belirtilen yeni göç dalgasında Türkiye’ye 50 bine varabilecek terörist sızmasına karşı tedbir alınması; sığınmacıların BM ve AB’nin desteğiyle Suriye sınırları içinde iskânlarının temin önemli. 

Bunun için, her fırsatta “Suriye’nin toprak bütünlüğü ve siyasî birliği” temel tezini savunan Ankara’nın, artık saplantıyı terk edip “Adana mutâbakatı” temelinde “terörle ortak mücadele”yle; Astana ve Soçi mutâbakatları çerçevesinde nihaî çözümün altyapısını oluşturacak “siyasî çözüm” adına Rusya’yla koordinasyon ve Şam’la doğrudan diyalog ve işbirliğine gitmesi gerekiyor. 

Aksi halde her fırsatta “askerî güç kullanmak”tan dem vurularak Şam’ın hedef alınması, Türkiye’yi Suriye ile çatışma ve savaş vartasına düşürür; “büyük İsrail hegemonyası” uğruna Irak’tan sonra Suriye’yi de iç savaş kaos ve kargaşasıyla bölüp parçalama projesini dayatan ecnebilerin küresel fitne ve tefrika projeleriyle “parmak karıştırmaları”na zemin hazırlar.

Okunma Sayısı: 1147
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı