"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

“Kobani operasyonu” provokasyonu

Cevher İLHAN
07 Ekim 2020, Çarşamba
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 6-8 Ekim 2014’teki “Kobani eylemleri”ne ilişkin -25 Eylül’de altı yıl sonra başlattığı soruşturma kapsamında yedi ilde 82 kişiyi gözaltına alması ve ardından verilen tutuklama kararları tartışılıyor.

Eski eşgenel Başkanı Demirtaş’ın da tutuklu olduğu “Kobani soruşturması” kapsamında tutuklanan 17 HDP’li arasında özellikle Kars Belediye Başkanı -eski Mazlum-Der Genel Başkanı- Ayhan Bilgen’le Sırrı Süreyya Önder’in olması tartışmaları bir başka boyuta taşıdı.

8.5 ay hapis yatan Bilgen’in başvurduğu Anayasa Mahkemesi’nce, “olayda kuvvetli suç şüphesinin veya suç işlediğine dair bir delilin olmadığı, tutuklulukla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlâl edildiği” gerekçesiyle haklı bulunarak verilen tazminat ve tahliye kararına rağmen aynı suçtan tekrar tutuklanması öncelikle yapılan hukukiliğini sözkonusu ediyor.

Ve yeniden yargılanmadan, suçlu olduğu tesbit edilmeden, yüksek mahkemenin kararı çiğnenerek -alelâcele yerine kayyım atanması mevzubahis tutuklamaların siyasi maksadını ele veriyor.

“MUTABAKAT MASASI”NIN DEVRİLMESİYLE…

Gerçek şu ki, önce 29 Ekim 2014’te  Peşmergelerin Kobani’yi kuşatan IŞİD’e karşı çatışmak için Kuzey Irak’tan gelip Türkiye toprakları üzerinden silâhlarıyla geçişlerine siyasi iktidarca izin verildi.

Ardından -Şubat 2015’te -dönemin Başbakanının ifadesiyle- yine Kobani’yi kontrolünde tutan “PYD/YPG’nin koridor oluşturması”yla Süleyman Şah Türbesi nakledildi.

Peşinden “çözüm süreci”nde 28 Şubat’ta Dolmabahçe Sarayı’ndaki Başbakanlık Ofisi’nde kameraların önünde dönemin Başbakan Yardımcısı, İçişleri Bakanı, AKP Grup Başkanvekili ve Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarı, HDP heyetiyle “Dolmabahçe mutabakatı”nı alâyıvâlâ ile imzaladı. Öcalan’ın PKK’ya “silâh bırakmak için baharda olağanüstü kongreyi toplama çağrısı” açıklandı.

Bu arada 21 Mart Nevruz gününde Öcalan’ın mektubunun Türkçe ve Kürtçe olarak meydandaki yüz binlere okunmasına ve devlet televizyonunda yayınlanmasına siyasi iktidarca  resmen öncülük edildi; mahalli seçimler öncesi bir akademisyenin İmralı’da Öcalan’la görüşüp ‘cumhur ittifakı’ adayına oy verilmesi çağrısının devletin resmi ajansınca servis edilmesinde ve Öcalan’ın kardeşiyle yapılan röportajın TRT’de yayınlanmasında olduğu gibi…

Özetle, bu süreçte HDP’lilerin ve MİT yöneticilerinin yer aldığı “özel kuryeler” İmralı, Kandil ve Kuzey Irak’taki terör örgütü kampları ile Avrupa’daki merkezler arasında mekik dokudular; Öcalan’ın mektup ve mesajlarını taşıdılar. İmralı’ya gönderilen, devlet ve MİT yetkililerinin de bulunduğu “özel heyetler, Öcalan’ın “Erdoğan’a her türlü destek ve ‘altın tepsi içinde sunacakları iktidarı’nı sürdürmesi” mesajlarını ilettiler.

Ta ki Demirtaş’ın mahalli seçimler öncesi parti grubunda açık açık “Seni başkan seçtirmeyeceğiz!” çıkışı üzerine HDP’yi hedef alan Cumhurbaşkanı’nın “mutabakat masası”nı devirip “çözüm süreci”ni ıskartaya çıkarmasına kadar.

“KARA PROPAGANDA KAMPANYASI”

Kısacası, milletten ve Meclis’ten kaçırılarak kapalı kapılar arkasında gizli görüşmelerle kotarıldığı için akamete uğrayan “çözüm süreci”nin bütün faturası bir partiye kesiliyor. “Kobani olayları”nda Kandil’den gelen “mektup’tan sonra olayların bıçak gibi kesildiği” tesbitleri, altı yıl sonra gelen son “Kobani operasyonu”nun da bir “komplo” ve “provokasyon” olduğunu ele veriyor.

En son Emniyetteki ifadesinde, Dolmabahçe mutâbakatı”nda da yer alan, Diyarbakır meydanında Öcalan’ın mektubunu Türkçe okuyan, bir zamanlar iktidara yakın televizyonların programcısı Önder’in, “Devletin bilgisi, kontrolü, önerisi ve görevlendirmesiyle, bana ne görev verildiyse onu yaptım” savunması bunun ispatı.

Bu meyanda HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç’un “O dönemde hayatını kaybetmiş yurttaşlarımızın otopsi raporları ortaya çıkarsa hangi silâhlarla vuruldukları anlaşılır ve meselenin rengi net bir şekilde ortaya çıkar” değerlendirmesi dikkat çekici. (gazeteler, Artı Tv, 26.9.20)

Bundandır ki SP Parti Sözcüsü Birol Aydın’ın sorusuyla “Bu insanlar suçluysa; bu ülkenin hâkim ve savcıları altı yıl önce neredeydi? Yok değillerse; bu kadar keyfi ve hoyratça gözaltıların - tutuklamaların sebeb-i hikmeti nedir?” istifhamının arka plânı soruluyor.

Gerçekten, “Adalet mekanizmasını bu kadar keyfi ve hoyratça kullanmanın, altı yıl sonra insanları serbest kaldıkları bir dosyadan apar topar gözaltına alıp tutuklamanın, ısrarla gündemi değiştirmenin ve kamuoyunu meşgul etmenin nedeni nedir?

“HDP’yi çökertme plânı”yla altı milyon vatandaşı küstürüp infiâle sürüklemekle “koparma”nın amacı nedir? Hangi dehşetli politik plânla “kara propaganda kampanyası”na tevessül ediliyor?

Yazık, çok yazık...

Okunma Sayısı: 1510
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı