"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ahireti hatırladık

22 Aralık 2020, Salı
Kovid vesilesiyle ölümden söz açtıkça, dünyanın fani, ahiretin baki olduğunu konuşur olduk. Asıl kazancımız da bu oldu. Ahireti hatırlayışımız oldu.

MÂNEVİ DEĞERLERİMİZLE KOVİD-19 TERAPİSİ
HAZIRLAYAN: SÜLEYMAN KÖSMENE - 16

Yılan ve Tas  

Kovid-19 çıktığı günden beri dünyada bir panik havası var. Panik sebeplerinin en başında Kovid-19’un ölüme sebep olması geliyor. Aslında hastalığın yayılma hızına ve bulaşma yoğunluğuna baktığımızda ölüm oranını gayet düşük buluyoruz. Bu hızla yayılan ve bu hızla herkese bulaşan bir virüs, EBOLA veya MERS virüsleri gibi maazallah yüzde kırk-elli oranında ölüme sebep olsaydı, insanlar yedi sekiz ay içinde kırılmış olurdu. 

Allah böyle beter bir neticeden insanlığı korumuştur. Bunu en başta görelim. 

Ölüm oranı az olmasına rağmen virüsün hızlı yayılması ister istemez insanlar üzerinde kaygıya sebep olmuştur. Bu kaygı yer yer mübalâğalı tedbirlere ve söylemlere de sebep olmuştur. Her gün vak’a sayıları ve ölüm sayıları verilerek insanlar strese sokulmuştur. Haliyle virüsün karakteri bilinmediğinden, kontrol altında tutma çabası yoğun tedbirlere sebep olmuştur. Böyle yoğun söylemler insanları korkuya sürüklemiştir.   

Kovid-19’un yaydığı ölüm korkusu ve neredeyse aylardır ölümün sesi oluşu, ölüm gerçeğini gündemimizin ön sıralarına aldı. Koktuğumuz ve kaçtığımız ölüm, kenarda bekletilip, başkaları için ihtiyaç oldukça konuşulan bir korkulu rüya olmaktan çıktı, kendini günlük konuşmalarımızın ortasına aldırmayı başardı. 

Ölümden söz açtıkça, dünyanın fani, ahiretin baki olduğunu da konuşur olduk. Asıl kazancımız da bu oldu zaten. Ahireti hatırlayışımız oldu.   

Ölüme karşı insan çaresizdir. Hastalıkların hemen hepsine şöyle ya da böyle çare üretmeye çabalayan Tıp dünyası, iş ölüme gelince eli kolu bağlanıyor. Çare üretmeye bile çalışmıyor. Ölüme çare bulmayı bırakın, ölümü tıbbî konuları içine almaya bile değer bulmuyor. Eks oldu deyip geçiyor.

Oysa ölüm insanlığın en müzmin belâsıdır. Ölüme çare bulunsa, milyarlar harcayarak ölümsüzlüğe koşmayacak insan var mıdır?

Ama çare yoktur. 

Ölüme Lokman Hekim’in çare bulduğu, ancak kitabını köprüden geçerken suya düşürdüğü söylenir. 

Yine söylenir ki, Lokman Hekim bütün hastalıklara çare bulmuş. Ancak bir gün bir hasta gelmiş, ona hangi tür ilâç uygulamışsa olmamış. 

Nihayet adama: “Senin hastalığının çaresi yoktur. Sen öleceksin!” demiş. 

Adam çok üzülmüş. Evine dönmüş. Her şeyini satmış, savmış. Av tüfeğini almış, atına binmiş, dağlara çıkmış. Yaban hayvanlarından avlanıp yemeye başlamış. 

Bir gün bir ağaca atını bağlamış, ağacın altına yatmış. Köylü kadının getirdiği süt de tasın içinde duruyormuş. 

Az sonra bir yılan gelmiş, tastaki sütü içmiş, ardından da tasa geri kusmuş.

Ağrıları dayanılmaz dereceye gelen adam, “ölümden başka çarem kalmadı” diyerek, tastaki yılanın kustuğu yemyeşil sıvıyı içmiş. 

Ardından ishal olmuş. Ama iyileşmeye başlamış. Derken Lokman Hekim’e gitmiş. 

Lokman Hekim’e: 

“Bana öleceksin dedin, ama bak, ben yaşıyorum. Hem de iyileştim” demiş. 

Lokman Hekim:

 “Hastalığının çaresi vardı, ama çaresini bulmak imkânsızdı. Ben sana ala ineğin sütünü yılana içirip sonra kusturup, onu kapta saklayıp da nasıl içireyim?” demiş. 

O gün bu gündür yılan ve tas eczacılığın ve tıbbın simgesi olmuştur. 

Ölüm nedir? Ölüm nasıl bir tecellîdir ki, bütün fizikî uzuvlar sağlam olduğu halde, insan ölüyor!  

Ölüm gündemimizden çıkarılacak bir mesele değildir, bir efsane değildir, bir yalan değildir, bir göz boyama değildir. Ölüm bu dünyanın en mert ve en sert gerçeğidir. Biz onu cesaret edemediğimiz için adını bile anmayız, andığımızda da kendimize değil, başkasına veririz. Dostlarımıza da, kendimize de ölümü yakıştırmayız.

Oysa bu Kovid-19 sürecinde gördük ki, ölüm bize de uğruyormuş, bize de yakışıyormuş! Ummadığımız anda ölüm dostlarımızı alabiliyormuş! 

 Dünyanın fenasını, ahretin bekasını kavramak gerekiyor. Ahirete hazırlanmayı ertelememek gerekiyor. Ölümü hiçbir zaman gündemimizden çıkarmamak gerekiyor. Ta ki dünya bizi aldatmasın. 

Bediüzzaman der ki:

“Madem her vakit ecel gelebilir; eğer insanı gaflet içinde yakalasa, ebedî hayatına çok zarar verebilir. Hastalık gafleti dağıtır, âhireti düşündürür, ölümü tahattur ettirir, öylece hazırlanır. Bazı öyle bir kazancı olur ki, yirmi senede kazanamadığı bir mertebeyi yirmi günde kazanıyor.”

“Gözlerinden Allah  korkusundan sinek başı kadar yaş çıkan hiçbir kul yoktur ki, o yaşlar yüzüne aksın da, yüzü ebediyen ateşten korunmasın!”  

Hazret-i Muhammed (asm)

Hayat Yalnız Yaşanmıyor.  

Kovid-19 hastalığı, bulaşıcı olması sebebiyle sevenleri ve dostları ayırır. Bu yönüyle insanı dayanılmaz bir sürece sokar. Hastalığın insanı yalnızlaştırması ayrı bir garabettir.  

Fakat bu durum da fırsata çevrilemez mi? 

Biz bazen en yakınlarımızı olmadık şeylerden kırar, incitiriz. Birbirimizin yokluğunda birbirimizin değerini daha iyi anlarız. 

Sevdiğimiz bir dostumuz Kovid-19’dan yatarken, daha önce ne kadar aramız bozuk olursa olsun, duâdan kendimizi alamayız. Allah şifa versin deriz. Ona olan şefkatimiz artar. Onun iyileşmesini isteriz. Elimizden gelirse ona yardımı esirgemeyiz. 

Kovid-19 hastası tecrit içinde yattığı için dostlarının bu güzel hislerini görmez. Fakat hisseder. 

 İyileştikten sonra dostlarınızla yeniden bir milâta ne dersiniz? Çok affedici olacağınıza, hoş görülü olacağınıza, geniş yürekli olacağınıza, dostlarınızı hataları da olsa üzmeyeceğinize söz verin. Bakınız, dostsuz olmuyor. Yalnız yapamıyoruz. Hayat yalnız yaşanmıyor. “Of!” dediğimizde onu bir paylaşan olmadan olmuyor.

Bizim bu yalnızlıkta aklımız başımıza geldi. 

Sıhhatte bir istiğna var ki, insanı asıl yalnızlaştıran odur.  İnsan sağlıklı iken sağlıklı olmanın kıymetini bilmiyor. Dostunun da kıymetini bilmiyor. Başka insanların da kıymetini bilmiyor. 

Ama ne vakit hasta olsa, hele bulaşıcı bir hasta ise, bir iki haftayı yalnız geçireceği bir durum varsa, bu süreçte bütün dostlarını hatırlar ve özler. En sevmediği karakterleri bile sevmeye başlar. Gönlünü kırdıklarından pişmanlık yaşar. “Ziyaretine gelen veya ona yardım eden mü’min kardeşlerine karşı hürmeti hisseder.” 133 onlara duâ eder.

Onun Kalbinde Beni Bulacaktın!

Hastalık zamanları makbul duâ vakitleridir. Kişinin duâsının en makbul olduğu saatler, hastalık saatleridir. Çünkü hasta kişi samimî duâ eder, içten duâ eder, ıstırar halinde acziyetini, zayıflığını ve çaresizliğini de duâya katar ve duâsı inşallah makbul olur. Böyle makbul duâlardan hem kendisi, hem hastabakıcısı, hem kendini ziyarete gelenler istifade ederler. Peygamber Efendimiz (asm); “Hastaların duâsını alınız. Hastaların duâsı makbuldür.” 134 buyuruyor. 

Hastalık insana güzel kapılar açar. Hastalıkta atılan her adım, alınan her nefes sevaptır. Hastalığın zorluğu derecesinde sevabı da fazladır. 

Aynı sevabı hastalara itina ile bakanlar da kazanırlar. Çünkü Allah kerem sahibidir. Hastalığını zor kıldığı kuluna ve bakıcısına, ikisine birden kerem eder, ihsan eder, sevap verir, güzel nimetlere kapı açar.

Hasta ziyareti yapmak da aynı derecede sevaptır. Kovid-19 hastası her ne kadar tecrit içindeyse de, tecrit şartlarında bir ziyaret büyük sevaplara ulaştırır. Bediüzzaman, “Hastaların kalbini hoşnut etmek, teselli vermek, mühim bir sadâka hükmüne geçer.” der.

Kıyamet gününde Cenab-ı Allah kuluna diyecek ki:

 “Ey Âdemoğlu! Ben hastaydım. Beni ziyaret etmedin!”

Kul:

“Sen âlemlerin Rabbi olduğun halde nasıl hastalanırsın ve ben seni nasıl ziyaret edebilirim?”

Cenab-ı Allah:

“Bilmez misin, falanca kulum hastalanmıştı. Sen de onu ziyaret etmemiştin. Eğer ziyaret etmiş olsaydın onun kalbinde beni bulacaktın!” der. 135 

Dolayısıyla hastalık her yönüyle ve her kişi için sevap kaynağıdır. Hastalık geçtiğinde bu kaynaktan su içmek de artık söz konusu olmaz. Hastalık geçmeden… Bu kaynaktan su içme fırsatı sona ermeden… Evhamlarla boğuşacağına, bu kaynaktan bol bol içmen, hem sevabını arttırır, hem de sana yakın olanlara sevaplar kazandırır. Bu ne güzel mazhariyettir! 

Hasta kişinin yakın çevresinden aldığı pozitif elektrik, dostlarından hiç görmediği biçimde şefkat, merhamet ve yardım görmesi, tattığı en müstesna lezzetlerdendir.

Bediüzzaman der ki: 

“Hastanın duâsının makbuliyeti ehemmiyetli bir meseledir. Ben otuz kırk seneden beri, bendeki kulunç denilen bir hastalıktan şifa için duâ ederdim. Ben anladım ki, hastalık duâ için verilmiş. Duâ ile duâyı, yani, duâ kendi kendini kaldırmadığından, anladım ki, duânın neticesi uhrevîdir,  kendisi de bir nevi ibadettir ve hastalıkla âczini anlayıp dergâh-ı İlâhiyeye iltica eder. Onun için, otuz senedir şifa duâsını ettiğim halde duâm zâhirî kabul olmadığından, duâyı terk etmek kalbime gelmedi. Zira hastalık duânın vaktidir; şifa duânın neticesi değil. Belki Cenâb-ı Hakîm-i Rahîm şifa verse, fazlından verir.” 136

Duâ ettiğimiz halde şifa gelmezse, hastalıktan kurtulamaz isek, iyileşme meydana gelmezse, ağrılarımız ve acılarımız dinmez ise, duâmız makbul olmadı demeyeceğiz. 

Diyeceğimiz şudur: “Hâlık-ı Hakîm daha iyi biliyor; menfaatimize hayırlı ne ise onu verir. Bazen dünyaya ait duâlarımızı, menfaatimiz için âhiretimize çevirir, öyle kabul eder.” 137

Fakat unutmayalım ki, hastalık sırrıyla samimiyeti ve içtenliği artan kişi, zaafını ve acziyetini tam hisseden kişi, tam bir ihtiyaçla Cenab-ı Allah’a duâ ettiği zaman, duâsı inşallah kabul olur. 

Böyle samimî duâların kaynağı hastalıklardır. 

Böyle samimî duâlardan hem hasta, hem hastabakıcı, hem de hastaya yardımcı olanlar istifade ederler. 

Allah bütün hastalarımıza şifalar versin. Âmin. 

İnşallah Çaresi Bulunacaktır 

Kovid-19 hastalığı ile Tıp dünyası son senelerde karşılaştı. Daha önce tanıdığı veya problem olarak gördüğü bir virüs değildi. Dolayısıyla nasıl savaşacağı konusunda Tıp dünyasının bu virüsten öğreneceği çok şey var. 

Yüce Allah bütün dertlerin dermanını, bütün hastalıkların şifasını yeryüzü eczanesinde yaratmıştır. Çaresi olmayan bir hastalık henüz yeryüzüne gelmemiştir. Ancak yeni görülen hastalıklarda insanlığın başta bir miktar bocalamasını normal görmek lâzımdır. Sonradan araştırmalar, incelemeler, denemeler, yanılmalar yoluyla insanoğlu Allah’ın izniyle işin çaresini buluyor. İnsanlık tarihi boyunca müzmin de olsa hiçbir hastalık çaresiz kalmamıştır.  

Kovid-19 hastalığının da dermanı ve çaresi bulunacaktır. O gözle görünmeyen virüs, koronanın hangi türünden olursa olsun, inşallah insan bunun altında kalmaz. Çalışmalar hızla devam ediyor.  

Kovid-19 ile ilgili olarak, zenginlerin zenginliklerini arttırdığı, insan yapımı olduğu, ya da insanlık düşmanı bazı cereyanların bir projesi olduğu, bilerek kontrolsüz bırakılan bir virüs olduğu gibi söylentiler de mevcut. Yani bir tür wandalizm…

Bu kısım bizim bahsimizin haricindedir. Wandalizm her alanda görülebilir. Sağlık alanına da el atmış mıdır, bilmeyiz. 

Fakat bildiğimiz şu: Wandalizm de cezasız kalmaz. Yaptığını bulur. İnsanlığı perişan edenler bunun bedelini doğrudan Yüce Allah’a öderler. Dünyayı sahipsiz sanmasınlar!

Bununla beraber her ne olursa olsun, insanlar buna karşı bir çare üretmek zorundadır. Wandalizm hiçbir zaman haklı çıkmamıştır. Üstün de çıkmamıştır. İyi insanları da susturmamıştır. Wandalizm yıkar; iyi insanlar da adaletle, emniyetle ve insanlara zarar vermeden gerekeni yapar. Ve iyilik kazanır. Yaşasın kötülük diyenler avucunu yalar! 

Bu hep böyle olmuştur. Bu virüsü wandalizm üretti diye, bilim dünyası çare aramadan elleri kolları bağlı kalacak değildir. 

Çaresizlik yok! Çünkü duâ vardır. Duâ kapısıyla Yüce Allah’a ulaşan insan çaresiz değildir. 

Dipnotlar:

133- Lem’alar, s. 337

134- Feyzü’l-Kadir, 1/341, 595; İbn-i Mace, Cenaiz, 1; Deylemî, Müsnedü’l-Firdevs, 1/280

135- Müslim, 2569/43

136- Lem’alar, s. 338

137- Lem’alar, s. 338

SON

Okunma Sayısı: 1794
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı