"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Bediüzzaman aklı ve düşüncesi: Medresetüzzehra

11 Ocak 2019, Cuma
Akıl için (entelektüel) iman her şeyde ve her yerde ve her anda üzerinde düşünülecek bir tahkik gerektirir. Bunu gerçekleştirecek olan Bediüzzaman’a göre “beyanın felsefesi”dir. Burada beyanın felsefesini verecek günümüzde bir okul vardır. Medresetüzzehra, yani Bediüzzaman aklı ve düşüncesi...

Eğitimde Bediüzzaman Modeli-11- Mustafa Öztürkçü

***

Şunu başta söylemek gerek: Medresetüzzehra’yı modernizm düşüncesini İslâmî düşünceye entegre etmek olarak görmek bir hatadır. Çünkü Müslüman bilim geleneği Batı’dakine benzemez; İslâmiyet de Roma felsefesine (dolayısıyla Hıristiyan dogmalarına) karşılık gelmez. Bediüzzaman’ın yeni fen ve felsefeyi dinî ilimlerle birleştirme hedefi modernizme ve diğer taraftaki dinî bağnazlığa alternatif bir yeni yol açmaktı. Bunu yıllar sonra Kastamonu’da bulunduğu dönemde kendine gelen lise talebelerinin diliyle de söylemişti. Muallimleri değil, fenleri dinlemelerini, her bir fennin kendi diliyle Allah’ı tanıtacağını hatırlatacaktır. Bunun için bilimsel sonuçlara “veri olarak” kapılar sonuna kadar açıktır. İlgili bütün çalışmalar ve ulaşılan sonuçlar kullanılabilir.

Medresetüzzehra’nın bir neticesi de yeni bir Kur’ân tefsiri yazılmasıdır. Belki ihtisaslaşma bu da göz önüne alınarak yapılacaktır. Her bir fennin mütehassısları olarak...

Özel anlamda, Risale-i Nur Talebelerinin entelektüel düzeylerini tamamlayacak ve Bediüzzaman’ın kendi çalışmaları ardından talebelerine bıraktığı vazifeleri tekmil edecek olan bir Medresetüzzehra olacaktır. Münâzarât’ın sonunda hayalen görülen genç medrese talebesinin şiirsel bir hasretle tarifi bu hikâyenin sonunu görüyordu. Bu genç bir zamanlar ilim için yollara düşen mekân içinde mekânlar içinde tarihî olgunluğunu tamamlayan Molla Said’in de bir hatırasıdır. Van ve Bitlis, Kubbe-i Hasiye, her Risale talebesi için, bu anlamıyla Eski Said’e bir sıla-i rahimdir, Said Nursî’nin “mağara”sıdır.

FELSEFENİN YARGILARI SORUNLUDUR

Felsefecilerin yargıları ile imana ulaşmayı istemek tek başına sorunludur. Felsefe yapmak için bir okul gerekir. Meselâ İbn-i Sina ve Farabi, Aristo okuluna “girmişler”di. Haşir meselesini ya da kader konusunu Aristo aklıyla imana getirmeye çalışmışlardı. Nihayette başarısız olmuşlar ve bunu itiraf etmişlerdi. Felsefecilerin yolundan yürümek şeklinde imanı en nihayet adi bir mü’min derecesine gelmişti. Burada geleceğe yansıyan, imanın aklın dışına atılması olmuştu. 

İbn-i Arabi’nin Fahreddin Razi’ye: “Allah’ı bilmek zatını bilmenin gayrıdır” demesi ile Bediüzzaman’ın: “‘Allah vardır birdir, kâinat onun mülküdür’ deyip diğer işleri ve sıfatları sebeplere ve tabiata taksim etmenin taklidî bir iman yani cahil imanı olduğunu” söylemesi sonunda çakışır. Halbuki akıl için (entelektüel) iman her şeyde ve her yerde ve her anda üzerinde düşünülecek bir tahkik gerektirir.

Bunu gerçekleştirecek olan Bediüzzaman’a göre “beyanın felsefesi”dir. Burada beyanın felsefesini verecek günümüzde bir okul vardır. Medresetüzzehra, yani Bediüzzaman aklı ve düşüncesi...

BİTMEZ TÜKENMEZ HAZİNE

Bediüzzaman entelektüeli, Kur’ân’ı sonsuz ve soyut bir ispat okyanusunda imanı bitmez tükenmez bir hazine olarak buluyor.

Meselâ: İbn-i Sina ve Farabi gibi medeniyet dahilerinin iman noktasında sorun yaşamalarının getirdiği düğümü Bediüzzaman “mana-i harfi ve mana-i ismi yaklaşımı” ile çözüyor. Uzak ve yakın bakış, birinin diğerini göstermesi... Eşyanın içindeki ile ötesindekinin açılması... Aklın yanına diğer duygu ve lâtifelerin de sağlıklı bir şekilde katılması... Yani doğru bir nazar.. ve arı bir niyet. 

Entelektüelin gücünü şöyle ifade ediyor: “Ve keza insanın elindeki ihtiyar pek dardır. Havâssının en genişi hayal olduğu halde, o hayal akıl ve aklın semerelerini ihata edemez.” (Mesnevî-i Nuriye)

MEDRESETÜZZEHRA İDEALİ

Bediüzzaman’ın entelektüel yaklaşımını tam olarak bulabilmek için hayatının bütününü ortaya koymak gerekir. Her bir dönemi tam hayatı oluşturan birer tamamlanmış parçalar olarak, kısaca Medresetüzzehra ideali olarak görülen entelektüelini üretecektir: “Bir fende veyahut kısasta, bir adam esaslarını ve ruh ve ukdelerini ahzederek müddeasını ona bina ederse, o fende hazakat ve maharetini gösterir.” (Muhakemat)

Bediüzzaman kendisini İmam-ı Âzam, İmam-ı Gazali gibi bir imam olarak tanımlar. İmam demek, sistematik bir düşünce demektir. Meselâ İmam-ı Âzam böyledir, ki amelî bir mezhep kurmuştur bu akıl... Dolayısıyla onun entelektüel sistemini benimsemekle bütüncül bir İslâm ameliyesi, hayatı bu sistem üzerinde farklı aşamalarda bulunabilir. Bu yüzden Hanefi ya da Şafii ya da diğer mezheplerden birini takip eden kişi, diğerine pek ihtiyaç duymaz, zorunlu haller dışında diğer mezhebi nadiren uygular. Bediüzzaman düşüncesi de her noktaya ulaşabilecek bir aklı üretebilecek bir sistemdir. Talebe denilen muhataplar kendi malı gibi gördüğü eserleri bu düşünme sistemi içinde ele alır, inceler, çalıştırır, uygular ve geliştirir. İmam-ı Âzam misalinde olduğu gibi, İmam-ı Yusuf ve İmam-ı Muhammed pozisyonunda, entelektüel sistemi daha da ileriye taşıyan talebeler o sistemin de bir başarısıdır. Bediüzzaman da talebelerini bu yola bırakmış, onlara şerh, izah, ispat, haşiye, tekmil, terkip, neşir gibi vazifeleri açık hedefler olarak belirlemiştir. 

Bu, sistemin farklı yetenekleri gerektiren farklı unsurlarının yeşermesini, yeteneklerin yükselmesiyle birlikte sağlamayı istemiştir. Bu durumda, Bediüzzaman da bir ders arkadaşı, zeki bir muhatap ve üstad olarak, tıpkı selefleri olan imamlar gibi bir ilk ateşi yakmıştır.

ZEKÂ TARLALARI

Bir okulu olmayan entelektüel ve medeniyet tasavvuru düşünülemez. Aristo’dan Eflatun’a ya da İslâm tarihinde Kurtuba’dan, Nizamiye Medreseleri’nden, İmam-ı Âzam’ın kurduğu mezhebe, Gazali’nin bin yıldır süren ekolü gibi Bediüzzaman okulu olarak Medresetüzzehra yer alır.

Bediüzzaman sürgünler dolayısıyla gittiği Anadolu memleketlerinde pek çok “zekâ tarlaları” bulmuş, keşfetmiş ve geliştirmiştir. Medresetüzzehra bütün Anadolu ve hatta Dünya yüzeyi olmuştur.

Meselâ, Selânik’ten bir Mehmet Kayalar çıkmıştır. Hulusi Yahyagil, Hüsrev Altunbaşak, Mustafa Sungur, Abdülkadir Badıllı ve elbette Zübeyir Gündüzalp.

Felsefe okulunu yeni medeniyet okuluna dönüştüren Medresetüzzehra’da Sokrates’in savunması ile Mehmet Kayalar’ın savunması arasındaki paralellikler dikkat çekicidir.

Devam Edecek

Okunma Sayısı: 1584
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı