Nisan ayında memleketim Urfa’ya doğru İstanbul’dan arabayla eşim ve kızımla yola çıktık.
Bu şekilde ikinci çıkışımızdı oraya. Memleketimde geçireceğim vakitleri düşünmekle meydana gelen sevinç; ağabeylerimi, arkadaşlarımı görmenin heyecanı ile birlikte…
Yolun uzun olması ve yol üstü olması hasebiyle önce Ankara’da iki gün hem akraba ziyareti, hem arkadaş ziyareti yaparak dinlenmiş olduk. Sağ olsunlar eşim tarafından akrabalarımız bizi Ankara’da çok güzel misafir ettiler. Bir gün de, Urfa’da tanıdığım, hemşerim, arkadaşım Said’in evinde kalmak benim için çok kıymetliydi.
Urfa’ya varmadan önce, bu ayda oraları hafif ısınmaya başlamış ve çokça kurak bekliyordum. Oysa ki vardıktan sonra gördük ki serin ve oldukça yağışlıydı. Bu durum alışılmadık oldu benim için. Eşimin Rizeli olmasıyla Rize’nin yağışlı ve serin havasını bildiğim için Urfa, bu mevsimde Rize’yi hatırlattı bana. Sıcakta Urfa’da yaşamanın zorluğunu bildiğim için bu havalar nimetti benim için.
Urfa benim için her zaman başkadır. Hele ki üniversiteyi orada okuduktan, Nur cemaatini orada daha iyi tanıdıktan sonra oraları sıklıkla ziyaret etmek zihnimden sürekli geçer. Yıllık izin süresi müsaade etse daha sık gelmek gönlüm arzu eder. Kim bilir, mecburî hizmette oralara yolum düşer belki de.
Urfa’da kaldığım 6 sene boyunca üniversitede aldığım eğitimin yanı sıra asıl eğitimimi Nur dershanesinde aldığımı gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Orada aldığım manevî eğitim benim için paha biçilmezdi. Nur cemaatine mensup kıymetli ağabeyleri tanımak, Nur’un manevî atmosferini yaşamak, dershanede yeni insanlar tanımak, onlarla yaşamak, sıkıntıların üstesinden biiznillah gelmek... Bunlar başka yerlerde bulunamaz nimetlerdendir.
Bu sefer de Urfa’ya gelince, yine eski hatıraları yâd etmek için önceden kaldığım Nur dershanesinde kalmayı düşündüm. Müsaitlik durumunu öğrenince de ‘Bediüzzaman Apartmanı’nın misafirhane katında kaldık. Talebelik yıllarımda kaldığım dairenin bir üst katı idi orası. Tevafuk ki, oranın anahtarı daha Ankara’da iken bana teslim edilmişti. Daha önce o misafirhane katında kalan Cevher İlhan Ağabey’de o misafirhanenin anahtarı kalmış. Ankara Fidan dershanesindeki ders gününde onunla görüştüğümüzde, Urfa’ya gittiğimi öğrenince o anahtarı ağabeylere teslim etmek üzere bana vermişti. Bu da böyle güzel bir tevafuk oldu bizim için.
Gezi hatıralarıma, Urfa’nın yemeklerinden bahsetmeden geçmeyi tercih edemiyorum. Urfa’daki fırınlar meşhurdur, malum. Tepsini pişirirler, sen de ekmeğini oradan alırsın. İlk üç gün, özlediğim o tepsi yemeklerini hazırlayıp fırına atmak, daha yemeden bile beni mutlu eden anlardı. Onları ailece yemek de çok güzel nimetlerdendi. Ah… Öğrencilik yıllarında ne tepsiler atmıştık o fırınlara, ne yemekler yemiştik talebelerle. Tabiî aldığım fazla kilolar hep o fırın yemekleri ve sıcacık ekmeklerle şımaran nefsime yazar. O kiloları vermek de Urfa’dan İstanbul’a döndüğüm pandemi zamanı nasip oldu. Urfa’da yediklerine dikkat etmemek, kilo almayı doğrudan netice veriyor, dikkat edilmeli.
Şimdilik bu kadar, devamı gelecek inşallah. Muhabbetle...