Zaman nehri hızla akıp giderken, ardımızda bırakacağımız en kıymetli eser ne taştan saraylar ne de fâni servetler...
Asıl ve en kalıcı miras, kalbi hakikatle çarpan, ruhu ebediyete ayarlı bir nesil yetiştirmektir. Ne yazık ki maneviyatın unutturulduğu, zehirli heveslerin sahte birer ışık gibi pazarlandığı bu dehşetli asırda, gençliğimiz amansız bir kuşatma altında. İnsanlığı adeta dipsiz bir girdap gibi içine çeken modern çağın kör edici karanlığında, evlâtlarımızı uçurumun kenarından çekip alacak yegâne can halatı, o masum kalplere atılacak ilk sarsılmaz düğümdür: İman eğitimi.
Kucağınıza aldığınızda tebessümüyle dünyanızı aydınlatan, henüz yaşına dahi basmamış bir evladın o berrak simasına bakarken, bir annenin ve dahi babanın omuzlarına binen en ağır ve mukaddes yük, o masum ruhu iman nuruyla mayalamaktır. Çocukluk çağı, zihnin ve kalbin üzerine hakikatin nakşedileceği en saf sayfadır. Kesin hatlarla altı çizildiği üzere; bir çocuk küçüklüğünde o sarsılmaz inanç dersini alamazsa, ilerleyen yaşlarda İslam'ın ve imanın rükünlerini ruhuna giydirmek ateşten bir gömlek giymek kadar çetinleşir. Hakikat ona yabanî düşer; nuru kabul etmesi, adeta bir gayrimüslimin İslâm'ı kabul etmesi derecesinde zorlaşır. Eğitimi sadece fânî dünyanın kuru fenlerine hapsetmek ve "Büyüyünce kendi bulur" diyerek İlâhî tohumları ekmekte geç kalmak, o günahsız kalplere yapılabilecek en affedilmez ihanettir. Zira temeli duayla ve imanla atılmayan o çocuk, yarın anne babasına hürmetkâr bir evlât olmak yerine onları sırtında bir kambur gibi görebilir; dahası, mahşer gününün dehşetinde "Neden benim sonsuzluğumu kurtarmadınız?" diyerek bizzat kendi anne babasının yakasına yapışan bir davacıya dönüşebilir.
Bu dehşetli uçurumun kenarında, Asr-ı Saadet’in eşsiz pedagojisi elimizden tutar. Kâinatın Efendisi (asm), karşısına diz kırıp oturan o gencecik fidanlara evvelâ kuralları, yasakları veya şeklî ibadetleri değil, kâinatın sahibini, yani imanı anlatmıştır. Çünkü Allah’ın kudretini, kâinatın sırrını ve kendi yaratılış gayesini idrak etmiş bir kalp; üzerine bina edilecek her türlü ilmi, ahlâkı ve ibadeti paha biçilmez bir elmas gibi göğsünde taşır. Unutulmamalıdır ki dinin omurgası, inancın ta kendisidir. İtikatta açılacak kılcal bir çatlak, ileride hayat binasının ahlaksızlık ve kargaşa enkazı altında kalmasına sebebiyet verir.
Kısacası; bugün yavrularının o tertemiz fıtratına imanın sarsılmaz kalesini inşa etmeyenler, yarın onları gençliğin acımasız ateş çemberine silâhsız, pusulasız ve bütün tehlikelere karşı savunmasız birer kurban gibi kendi elleriyle terk etmiş olacaklardır.
—Devam edecek—