"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hak ve hürriyetleri herkes için savunuyoruz

19 Mayıs 2021, Çarşamba 00:19
Hürriyetleri, kanun hakimiyetini istisnasız herkes için istiyoruz. Ne olursa olsun, hangi düşüncede bulunursa bulunsun. herkesin inancını ve fikrini hür bir şekilde söylemesini, yaşamasını istiyoruz.

28 Şubat’ta Mehmet Kutlular - Basın toplantıları, soru-cevaplar - 3

***

Biz hak ve hürriyeti herkes için savunuyoruz. (...) Hürriyetleri, kanun hâkimiyetini istisnasız herkes için istiyoruz. Ne olursa olsun, hangi düşüncede bulunursa bulunsun. Cihanşümul insan hakları noktasında, demokratikleşen ülkelerde bireylerin hakkı çok önem taşımaktadır. Fiilî birşey yapmadığı müddetçe fikir ve inanç hürriyeti onlarda serbesttir. Bizde yapabilir ihtimali ile elastiki uygulanıyor. Yapabilir denilmesiyle herşey yapılabilir. Ama yapmış mı, yapmamışsa senin o düşüncenden dolayı onu cezalandıracak bir kanun olur mu? Olmaz. Hatta 312’yi değiştirirken bile “yapma ihtimali”nden bahsediliyor. İhtimal sonsuz. İhtimalle ceza verilir mi? 

Kanunlar daima vücut, sübut bulmuş, şahitlenmiş, delillenmiş, işlenmiş fiilleri cezalandırırlar. Kanunsuz suç olmaz. Mahkemeler yoruma da müsait değildir. Ama bakıyorsunuz, mahkeme de yorum yapıyor. Çünkü açık, sarih birşey yok. (...)

Sonra ben şunu söylemek istiyorum. Acaba bu devlet yeni mi uyandı?! Fethullah Hocayla bir sıkıntısı yoktu devletin. Bütün dış okullarını da devlet destekliyordu. Medyatikti. Hoşgörü noktasında sizin patronlarınız da dahil Fethullah Hocayı hep alkışlıyorlardı. Fethullah Hocanın kötü niyeti vardı da bilmiyorlar mıydı bu insanlar, bu devlet? Biliyordu. Niye hiç sesini çıkarmadı? Bana göre onlara sormak lâzım. Bazı meseleler var, bunlar çok enteresan. Dış ülkelerde bunların bu kadar olacağını sanmıyorum. En değerli, mûteber bir insan addediliyordu. Ne oldu ki birden değişti? Yani, bazı meseleler var, bunlar soru işâretli. Soruların cevabını bulmak gazetecilerin görevidir.

DEVLETİ İDAREYE TÂLİP DEĞİLİZ DEMOKRATİK HAK İSTİYORUZ

- Siz “Bediüzzaman’ın Talebeleri zaman içerisinde parlamenter demokraside temsil edilmiştir” dediniz. Şu anda temsil ediliyor musunuz?

Bizim hiçbir zaman düşüncemizde ve inancımızda parlamentoda temsil edilme veya parlamentoya girme gibi bir meselemiz olmadı. Biz şuna inanıyoruz; Bediüzzaman Hazretleri, hürriyetçi, parlamenter sistemi kabul etmiş, inanmış. Bunun topluma, millete mâl olmasını istemiş, herşeyin milletin arzusuyla ve milletin iradesiyle olmasını arzu etmiş. Biz sadece düşüncelerimizi söyleriz. Oyumuz vardır. İstediği partiyi tercih etme herkesin anayasal hakkıdır. Biz de kendi ölçülerimize göre bir partiyi tercih eder, reyimizi veririz. Ama parlamentoda temsil edilmeye hiç ihtiyacımız yok. Bugüne kadar buna hiç de ihtiyaç duymadık. 

Çünkü bizim devleti ele geçirme diye bir düşüncemiz yok. Devleti biz idare edelim diye bir düşüncemiz de yok. Millî irâde tecellî etsin, milletin istediği olsun, Mecliste “Hâkimiyet bilakaydü şart milletindir” diye yazıyor. O gerçek mânâsıyla hayata geçsin. Millet kimi istiyorsa onu iktidara getirir. Kimi istemiyorsa iktidardan indirir. Başka haricî müdahaleler olmasın. Türkiye’de demokrasinin gelişmesini önleyen ihtilâllerdir, darbelerdir. 27 Mayıs’tır, 12 Mart’tır, 12 Eylül’dür, 28 Şubat’tır. Bunları biz tasvip etmiyoruz. Her zaman da millî iradeye yapılan müdahaleye “Yanlıştır, yapılmaması lâzım, demokrasilerde böyle şeyler olmaz” dedik. 

Dolayısıyla bizim için parlamentoda temsil edilme, edilmeme meselesi mevzubahis değil, böyle bir düşüncemiz de yok bizim. İhtiyacımız da yok. Çünkü siyasî noktada bizim hedeflediğimiz yer şurası, biz idâre edelim, bunu böyle yapalım demedik, hiçbir zaman hayalimizden bile böyle birşeyi geçirmedik. Çünkü biz millî irâdeye inanan insanlarız.

“İRTİCA” NEDİR?

- Siz “kanunlarda Bediüzzaman’ın talebeleri devlette görev alamaz diye bir şey olmadığını” belirttiniz. Ayrıca TSK’nın İç Hizmet Kanunu’na özel bir ilginiz var mı? 

Orada da yok. Bunlar sâdece yorum meselesidir. Şimdi ben şunu soruyorum. Anayasada, anayasaya göre yapılan kanunlarda “Risale-i Nur Talebeleri, Bediüzzaman’ın Talebeleri devlette görev alamaz, memur olamaz, öğretmen olamaz” diye bir kanun var mı? Askeriyenin kanunlarında da olamaz. Ama tatbikatta kendileri bir “irtica” deyip tutturmuşlar. “İrtica” nedir, ben onların “irtica” anlayışını da, devletin “irtica” anlayışını da bilmiyorum. 

Hem bir taraftan deniliyor ki, “mütedeyyin insanlar rahatsız edilmeyecek.” Bakıyorsunuz, irticanın ölçüsü ne peki? Devlet bize târif etsin. Meclis târif etsin. İrticanın sınırlarını belirlesin, şekillendirsin. “Şunu, şunu yapmak irticadır, şunu, şunu yapmak irtica değildir” diye. Şimdi bu yuvarlak olunca, adam namaz kılıyor, yine “mürteci” diye damgalanıyor. Oruç tutuyor, yine mürteci. Başını örtüyor, yine “mürteci,” irtica... 

Yani irtica nedir? Hukuk devletinde böyle yoruma açık şeyler olmaz. Türkiye’nin sıkıntısı budur. Laiklik meselesi de öyle. Her ne ki din nâmına yapılıyor, “laikliğe” aykırı bulunuyor. Bu laiklik acaba dine karşı bir laiklik mi? Halbuki laiklik dünyada, Avrupa ve Amerika gibi yerlerde din ve vicdan hürriyetinin şemsiyesi ve muhâfızı olarak getirilmiş. Bütün insanların hür olabilmesi, fikirlerini hür ifade edebilmesi, yaşayabilmesi için getirilmiş. Burada şimdi inandığın gibi başını örtüyorsan, giyiniyorsan, söylüyorsan bu niye laikliğe aykırı olsun ki? Laiklik, herkes istediği gibi inancına göre inansın–inanmasın– yaşayabilme hakkıdır. Bu değil mi? O zaman ben başımı da örterim, namazımı da kılarım, orucumu da tutarım. Bu devlet sâdece laiklerin, inancını yerine getirmeyenlerin devleti değil ki, bütün milletin fertlerinin devletidir.

BİRTAKIM MAHFİLLER BİRŞEYLER ÇEVİRİYOR

- Laikleri inançlarını yerine getirmeyenler olarak mı nitelendiriyorsunuz?

Hayır yani, öyle söylüyorlar da onların söylediklerine göre değerlendiriyorum. İnancını yerine getirmeyenler laiklik adına hiçbir zaman sorgulanmıyor ki. Sorgulanıyor mu? Laiklik meselesi ancak inancını yerine getirenlere uygulanıyor. Ben Türkiye’nin realitesini söylüyorum. 

Onun için Fethullah Hoca meselesinde de savcının iddiânamesine itirazım var. Evvelâ şu var; Fethullah Hoca hiç hayatında, ömründe “Ben Nur Talebesiyim” demedi. Yani, bunu kendisi de, talebeleri de belirtiyor. Ama iddianameye bakıyorsunuz. Fethullah Hoca iddianamesi değil, yargılanan sanki Said Nursî. Yargılanan, eserleri, talebeleri. Ne ilgisi var yani? Ben onu anlamıyorum. 

İddianameyi okudum. Suçun şahsîliği var. Farz edelim ki, Fethullah Hoca kanunlara aykırı bir şey yapmışsa, Fethullah Hoca’yı ilgilendirir. Said Nursî’nin orada ne işi var? Zaten 1960 senesinde vefat etmiş. İddianameye bakıyorum, birtakım mahfiller birşeyler çeviriyorlar. Ne çeviriyorlar bilmiyorum da, birşeyler çevirmek istiyorlar. Bunlar millete mâl olmuş meseleler. Bunlar bana göre bir vehim. 

Ve devletin temel esaslarına dayanan bu değerler, ancak milletin sahiplenmesiyle rahat korunabilir. Millet sahiplenmezse milletin yetki vermediği insanların birtakım değerleri sâdece kendisine has yapıp onları koruma iddiasının da demokratik düşünceyle ne kadar bağdaştığını kamuoyunun takdirine bırakıyorum. 

Onun için biz herkesin inancını ve fikrini hür bir şekilde söylemesini, yaşamasını istiyoruz. Fethullah Hoca için de, Erbakan için de, Eşber Yağmurdereli için de istiyoruz. İnanmış-inanmamış, sağcı-solcu, Marksist olmuş, biz bugüne kadar hiçbir zaman bunları temel hak ve hürriyetler noktasında farklı tutmadık. Çünkü Türkiye’deki sıkıntı bu. Bir kısım sağcılar solcuların hakları engellendiği zaman “iyi oldu” diyor. Solcu da sağcı için “iyi oldu” diyor. Ama yarın sana da yapılıyor aynısı. Eğer bu zulüm ve haksızlıksa, kime yapılırsa yapılsın, haksızlıktır. 

—Devam edecek—

 

Okunma Sayısı: 1711
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı