"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hürriyet iman ile anlam kazanabilir

25 Aralık 2019, Çarşamba 00:33
Hürriyetin müsbet, terakkiye yönelten ve adaleti sağlamaya, barış ve huzuru getirmeye ve hem insanın iç dünyasında hem de dış dünyada huzuru sağlamaya yönelik bütün yorumları; vahye istinad eden dinin imana yüklediği anlamdan medet bulmaktadır.

Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi’nde düzenlenen ‘hürriyet’ temalı Mustafa Akça Semineri -1-

Mustafa Eren Bozoklu - ANKARA

***

Risale-i Nur Enstitüsü Ankara Şubesi’nde iki haftada bir düzenlenen “Hürriyet” temalı akademik seminerler kapsamında icra edilen seminerin konuşmacısı Araştırmacı Yazar Mustafa Akça idi.

Akça seminerinde güncel konulara da temas etti ve önemi mesajlar verdi. Önemi dolayısıyla konuşmanın geniş bir özetini yayınlıyoruz.

Hürriyet meselesi

Değerli Dinleyiciler, konuşmamıza hürriyetin tarihî ve felsefî arka planına bakarak başlayalım.

Genel itibarıyla “hürriyet” meselesi tarihî anlamda dine ve dinin otoritesine karşı kazanılmış zaferlerin bir hikayesi olarak anlatılmaktadır. Mutaassıp kesimlerin hürriyetle ilgili olan ve bunu destekleyen bazı fikirlerinin de bu yaklaşıma yol açtığı görülür. Hizanlı Şeyh Selim’in “Hürriyet Cehenneme lâyıktır; çünkü o, kâfirlere mahsustur” şeklindeki meşhur beyti bunlardan birisidir.

Aslında hürriyeti Cehenneme lâyık görmek ve kâfirlere mahsus kılmak için elde pek çok tarihî, psikolojik ve sosyolojik veri de vardır. Sarhoş ve namazsız Jön Türklerin hürriyet ve meşrûtiyetle ilgili çalışmaları ve senâkarane sözleri ile hilâfet makamındaki padişaha karşı şiddetli eleştirilerine mutaassıp çevrelerin getirdiği yorumlar buna örnek olarak verilebilir.

Jön Türklerin sefih olanlarının davranışları yüzünden mutaassıp kesimlerin hürriyete ve meşrûtiyete karşı olumsuz tavır takınmalarına karşı Bediüzzaman sefihliğin “hürriyetin yoldan çıkmış bir formu” olduğunu beyan ederek şöyle cevap verir: “Hürriyetin râfızîsi de süfehâdır.”

Gerçekte hürriyet meselesi, bütün otoriter kişi ve yapıların haddi aşan uygulamalarına ve zulümlerine karşı verilen haklı mücadelelerin esasını oluşturmuştur. Hürriyetin müsbet, terakkiye yönelten ve adaleti sağlamaya, barış ve huzuru getirmeye ve hem insanın iç dünyasında hem de dış dünyada huzuru sağlamaya yönelik bütün yorumları; vahye istinad eden dinin imana yüklediği anlamdan medet bulmaktadır.

Bediüzzaman, dinin ilk insandan başlayarak yapmaya çalıştığı şeyi “İnsanlar hür oldular; ancak yine Abdullah’tırlar” cümlesiyle ifade eder. Bu sözün hem felsefî hem de tarihî bir arka planı vardır. Bu arka planda insana verilen “irade” gibi bir hediye başrolü oynamaktadır.

HÜRRİYETİ ANLAMAK İÇİN

O halde hürriyeti anlamak için onun iradeyle ilişkisine bakmak lâzım. İnsanı diğer varlıklardan ayıran temel özelliğin onda mündemiç olan irade olduğu söylenir. Gerçekten de insan bütün diğer özelliklerini harekete geçiren irade gibi bir mu’cizeye sahiptir. İnsan, iradesiyle hem fıtrîi yani yaradılışından kendisine verilmiş bilgileri ve hem de kesbî yani kazanılmış bilgisini kullanarak tercihler yapmakta ve sonuçlarıyla yüzleşmek durumunda kalmaktadır. Bütünüyle karar alma sürecini nasıl gerçekleştirdiği insanın hürriyetini kullanma derecesini ifade eder.

Vahyin metninde anlatıldığı üzere Âdem’in yaratılacağının duyulması bile meleklerde bir telâş ve gizli bir dehşeti uyandırır; zira Âdem, tercih edebilmesiyle, kontrolsüz bir yola girmeye ve çoğunlukla zulmetmeye meyyal bir fıtrattadır. Melekleri kesinlikle haklı çıkaracak olsa da, hiç kimsenin bilmediklerini bilen Rab, varlık âleminde bir şenlik ve İsim ve Sıfatlarının tecellilerine bir ayine olsun diye Âdem’i yaratır.

İrade, adeta Âdem’in aynasıdır; bütün sıfatları onda gözükebilir. O, ebedî hayat ve hürriyet hayaliyle kendisini tutamaz; ebedî hayat ülkesinde bile yasak olana yönelir. Bu yönelim, bütün varlık âleminde bir düalizmin, ikircikli bir durumun oluşmasına sebep olur. Yaratıcının emri Şeytanın kıskançlıktan doğan itirazından çok daha kritik bir eylemle karşı karşıya kalmıştır. Bir tercih ile fıtratın tohumu çatlamış ve Âdem’in hilâfet serüveni başlamıştır. İrade’nin işlemesiyle âlemde gizli olan her bir sıfat sümbüllenmeye başlar; zıtlıklar uç verir, zulmet ve ziyanın, iyilik ve kötülüğün, çirkinlik ve güzelliğin katmanları belirir.

Rahmanın İsimleri âlemde cevelan ederken ‘İradenin Dâvâsı’ başlar: Tek başına, dik bir şekilde, hür birisi olarak yaşamak istemektedir. Ancak bu hürriyeti nasıl sürdüreceği bir muammadır. Âdem Yaratıcıya karşı mı yoksa kendisinin süflî olan tarafına karşı mı hür olması gerektiği konusunda şaşkındır. Âlemde rehberlik etsin diye akıl iradenin yedeğine verilmiş; hürriyeti unutmasın ve Âdemin yolculuğu devam etsin diye dingin ruha talepkâr nefis eşlik ettirilmiştir.

Âdemlerin çoğalmasıyla yeni bir problem ortaya çıkar; insanın yekdiğerine karşı da hürriyetini koruması gerekmektedir. Âdem Cennette karşılaştığı durumla tekrar yüzleşmektedir: Varlığını ya vahye uyup bir düzen içinde korumak ya da güçlü olana karşı sürekli kazanmak için biteviye mücadele etmek durumundadır. Sosyoloji bu tercihle başlamış olur.

VAHŞET VE BEDEVİLİK DEVRİ

O halde bu aşamada iradenin sosyolojik devirlerdeki tezahürüne bakmak lâzım. Vahşet ve Bedevilik Devri’nde Kâbil, hürriyetini güç ve nefis odağında korumayı, anarşiyi tercih eder; Habil’in çocukları hürriyetin iman ile kodlanmış yorumuna dayanarak medeniyeti inşa etmeye başlar.

İnsanın hürriyet konusundaki tercihleri yeni durumları doğurur. Yönetici erkin bilgelikten sapması ve güçlü olanın aşırı zulüm uygulamasıyla insanoğlu hayatta maruz kalacağı tehditleri azaltmak üzere iradesinin bir kısmını yönetici erke sunmakla yeni dönemi başlatır. Zorbayı bir düzene sokmak, onu bir kanuna tabi kılmak ve insan hürriyetini gelişime açmak için zorunlu bir rüşvet verilmiştir.

Güç sistemi daha güçlü olanın sultasını, medeniyet sistemi daha bilge olanın yönetimini kabul etmekle kendilerini ifade etmeye başladıkları zaman bedevilikten kurtulmaya başlar; Memlûkiyet dönemi yükselir. İnsan insanın kayıtsız şekilde kölesi olmak durumundadır. Şehirler, topluluklar genişledikçe ve köle ticareti yaygınlaştıkça; kölelerin kısıtlı hakları olduğu kabul edilir. Zorbalık, bir kez daha kısıtlanmaya başlamış, beylik ve kabilecilik dönemine, “Esirlik Devri”ne geçilmiştir. Bütün bu geçişler, medeniyetin yükselmesinin temel unsuru olan vahyin insana verdiği değerle mümkün olmuştur. Güç odaklı düşünce sürekli anarşiye yönelirken vahiy insanı paylaşıma, hürriyeti birlikte ve yardımlaşarak elde etmeye yönlendirmiş; dolayısıyla insanlığın gelişmesinin motoru olmuştur.

İbrahim Peygamber, hürriyet konusunda yeni bir başlık açar. İnsanların putlara, güneşe, aya, yıldızlara tapınmak gibi iradelerini bağladığı bir takım büyük cisimleri sorgular; İman meselesini sorgulamak ve çözümlemekle insan iradesini olması gerektiği düzleme konumlandırır. İnsanın iradesi eline verildikten uzun zaman sonra, ilk defa O’nun rehberliğinde hürriyet ‘vahyin öğretisine göre’ anlaşılmaya başlamıştır. Hz. İbrahim, iradeyi ve insan hürriyetini Allah’ın buyruğuyla kayıtlı olacak bir şekilde tarif etmekle “İmanın Babası” unvanını kazanır.

HÜRRİYET, SINIRLARA RİAYETLE ELDE EDİLİR

İbrahim Aleyhisselâm’dan uzun müddet sonra, yeni tip inançlar ve ilahlar türeyiverir; Tanrı Kral, karşısında Musa Aleyhisselâmı bulur. Musa peygamber ile insan, hürriyetin ancak paylaşımla ve sınırlara riayetle elde edilebileceğini öğrenir; iman, kendi sosyolojisini üretmeye devam etmektedir: “Allah’tan başka ilâhlar edinmeyeceksin; Kendin için put yapmayacaksın, Allah’ın ismini boş yere anmayacaksın; Babana ve anana hürmet edeceksin, Adam öldürmeyeceksin; Zina etmeyeceksin, Çalmayacaksın; Yalan şahitliği yapmayacaksın, Komşunun hiçbir şeyine göz dikmeyeceksin.”

Okunma Sayısı: 2120
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı