"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İstanbul’un manevî fethi Risale-i Nur’la mümkün

30 Mayıs 2019, Perşembe 01:17
Konstantiniyye’nin maddî fethinin, en iyi hazırlığı yapan Sultan Mehmed’e müyesser olduğu gerçeğini nazara alan Bediüzzaman, mânevî fethi gerçekleştirmenin şartlarını hazırladı: Risâle-i Nur külliyâtı.

İslâm Yaşar - İstanbul'un Manevi Fethi - 2

Surları yıkıp kapıları açarak Konstantiniyye’ye giren ve Ayasofya’yı camiye tebdil ederek ‘Fatih’ ünvanını alan Sultan Mehmed de onu yapmıştı. Bir yandan fethin medenî, mimarî,  insanî, İslâmî, içtimaî, tabiî cihetlerini plânlarken diğer yandan ahâliye din, inanç ve yaşayış hürriyeti vererek kalpleri fethedip gönülleri kazanma hamlesini başlatmıştı.

Fethini; Kral Konstantin’in Bizans’ı aldığı zaman devlet dairelerini, iş yerlerini, evleri yağmalayarak, şehri yakıp yıkarak, ahâliyi kılıçtan geçirerek, yeni bir şehir inşa edip kendi adını vererek değil; eski değerleri yeni eserlerle ihya ederek ve Nasranî adını taşıyan şehre, adını değiştirmeden İslâmî bir siluet kazandırarak tamamlamak istemişti.

Bu maksatla surların yıkılan yerlerini, yolların bozulan taraflarını tamir ettirmiş, malı zarar gören masum ahâlinin zararlarını karşılamış; şehrin meydanlarındaki kral heykellerini, şövalye büstlerini kaldırtmakla birlikte onların sanat değeri taşıyan sütunlarının, kaidelerinin koruması emrini vermişti.

Konstantiniyye’nin, kıyamete kadar bir İslâm beldesi olarak kalmasını düşündüğü ve gelecek nesillerin fetih ruhunu kaybetmemelerini istediği için Fetih güzergâhı üzerinde yaptırdığı hisarları korumakla kalmamış, fethin nişânesi olarak surların Marmara Denizi’ne ulaştığı yere Yedikule Hisarı’nı yaptırmıştı.

Zîra fetih ruhunun hisarlarda neşv ü nemâ bulduğunu biliyordu. 

Fatih Sultan Mehmed’den sonra tahta geçen padişahlar kıt’alara yaptıkları sefer-i hümayunlarla medeniyet inşasını ve gönül fethini hızla geliştirmekle birlikte, fethin canlı şahitleri, mücessem âbideleri olan hisarları korumayı aslî vazife bilmişler ve fetih ruhunun nesilden nesle intikal etmesini sağlamışlardı. 

Taa ki, Konstantiniyye’nin fethini müteakip oradan kaçarak asıl menşei olan kiliselerin, manastırların gizli, rutubetli, loş mahzenlerine sığınan menhus Bizans ruhu, asırlar sonra da olsa Müslümanların müsamaha hasletini istismar edip saltanatın zaaflarından faydalanarak İstanbul’un sine-i pâkine sinsice hulûl edene kadar. 

İlk olarak 1840 yılınca Ciyrus Hamlin adlı bir misyonerin, Boğazkesen Hisarı’nın hemen arkasındaki sırtlarda açtığı seminer odası ile başlayan Hıristiyanlığın Hisar’ı muhasara hareketi; daha sonra ismi resmen Türkçe kelimelere çevrilse de zihniyeti yabancı, maksadı farklı kolejler, liseler, üniversiteler şeklinde gelişerek İstanbul’u mânen muhasara edecek hâle gelmişti. 

“Dün Batı’ya hulûlümüzün dayanak noktası olan bu Hisar’da, bugün Batı’nın bize hulûlünün yasını çeken bir ruh hapis.”

Necip Fazıl’ın bu sözlerle dikkat çektiği o habis ve hapis ruh serbest bırakılınca Hisar’a musallat olmuş, önce tamir bahanesi ile kulelerin külâhlarını, mazgalların mahfazalarını kaldırtmış, ardından da fetih ruhunun hayat kaynağı olan ve temeli, Hisar’ın temeli ile birlikte mihrabiye taşı konularak atılan Hisar Camii’ni yıktırmış, kalemi andıran ince ve zarif minaresini tahrip ettirmişti. 

Bununla kalmamış, yol açma bahanesi ile hemen karşısındaki Anadolu Hisarı’nın ana gövdesini yıktırmış, Hisar’ın Boğaz’a açılan düzlüğünde vakit namazlarının yanı sıra Cuma namazlarının da kılındığı mihraplı, minberli, kürsülü açık hava mescidini kapattırmış; avlu hâline getirilen ibadet mahalli, ahâli tarafından hayvan barınağı olarak kullanılmıştı.  

Hızını alamayan yıkım ekibi bu sefer Yedikule Hisarı’na göz dikmiş, Hisar’ın meydanındaki mescidi ortadan kaldırtmış, minaresini şerefe hizasına kadar kırdırmış, işlemeli taban döşemelerini söktürmüştü. Kaderine terk edilen o hisarı da bir süre sonra yabanî otlar sarmış ve çocukların oyun alanı, hayvanların otlağı olmuştu.

Fethin nişânesi, ecdadın yadigârı sayılan eserlerde yaptığı onca maddî tahribatla tatmin olmayan muannitler güruhu ve mütemerritler mangası, Hisarlardaki camilerin ibadet mahallerini, yıkık minareleri önünde Hisar Konserleri, Yedikule Halk Konserleri irtikap ettirecek hâle getirerek, fetih mekânlarındaki maddî yıkımını mânevî tahribatla tamamlamanın zeminini hazırlamıştı. 

Hisarlara kalıcı hasarlar verdikten sonra kirli nazarını ‘Hıristiyanlığın İslâmiyete devir ve tesliminin âbidesi’ ve feth-i mübinin sembolü olan Ayasofya Camii’ne çevirmiş, mabedin minarelerini yıktırıp cami vasfını ortadan kaldırtma ve fetih ruhunu, bizzat fetih neslinin torunlarına katlettirme tahriklerine girişmişti. 

***

“Ayasofya Camii, ehl-i fazl ve kemalden, mübarek ve muhterem zatlarla dolu olduğu bir zamanda, tek tük sofada ve kapıda haylaz çocuklar ve serseri ahlâksızlar bulunup caminin pencerelerinin üstünde ve yakınında ecnebilerin eğlence-perest seyircileri bulunsa, bir adam o cami içine girip ve o cemaat içine dahil olsa; eğer güzel bir sâdâ ile şirin bir tarzda Kur’ân’dan bir aşir okusa, o vakit binler ehl-i hakikatin nazarı ona döner, hüsn-ü teveccühle, mânevî bir duâ ile o adama bir sevap kazandırır. Yalnız haylaz çocukların ve serseri mülhitlerin ve tek tük ecnebilerin hoşuna gitmeyecek. 

Eğer o mübarek camiye ve o muazzam cemaat içine o adam girdiği vakit, süflî ve edebsizce, fuhşa ait şarkıları bağırıp çağırsa, raksedip zıplasa; o vakit o haylaz çocukları güldürecek, o serseri ahlâksızları fuhşiyata teşvik ettiği için hoşlarına gidecek ve İslâmiyetin kusurunu görmekle mütelezziz olan ecnebilerin istihza-kârâne tebessümlerini celp edecek. Fakat umum o muazzam ve mübarek cemaatin bütün efradından bir nazar-ı nefret ve tahkir celp edecektir. Esfel-i safilîne sukut derecesinde nazarlarla alçak görünecektir.” (Mektubât s: 701) 

Bediüzzaman Said Nursî, o zaman böyle diyerek, ima yolu ile de olsa muhatabını ikaz etmek istedi. Maksadı, fethin sembolü olan Ayasofya Camii’ni âlem-i İslâma ve Müslümanların ekseriyette olduğu Asya Kıt’asına benzeterek caminin, İslâm Dini nezdindeki sembol vasfına dikkat çekip kapatılmasına mani olmaktı.

Lâkin Ayasofya hakkında tasarlanan hainane emeli hisseden Bediüzzaman’ın tam zamanında ‘başına vururcasına’ yaptığı ikaz, muhatabını ‘iyi sarsmasına’ rağmen uyandıramadı ve misâldeki ‘ikinci adam’ rolünü sahiplenen M. Kemal, İslâmî şeair hâline gelen pek çok eserle birlikte Ayasofya Camii’ni de yapılış maksadının dışında kullanarak müzeye çevirdi.

Bu menfur ve meş’um hareket, Ayasofya Camii’ndeki fetih ruhunun gaflet duvarları, hamakat surları, ihanet hendekleri, inkâr kaleleri ile muhasara altına alınması; ‘Grejuva’ denen Rum ateşine benzeyen her çeşit gayri meşrû eğlencenin, zevkin, lezzetin, sefahetin teşvik edilmesi ile yakılmak istenmesi demekti. 

Yaşanan hadiseler İstanbul’un mânen düşmesinin tezahürü idi.

Ehlince ‘Mehdi-i Âzam’ da denen zamanın sahibi, müceddidi, müçtehidi, vekili, mebusu vasıflarını taşıması hasebiyle, Said Nursî başlattı mânevî fetih hamlesini. 

Mânevî fetihte de maddî fethin tarzını takip etti ve tarihte netice vermediği görülen sadece maddî kuvvetle veya siyasî güçle doğrudan müdahale ve fiilî muhasara yerine, Sultan Mehmed’in yaptığı gibi yaptı. 

Konstantiniyye’nin maddî fethinin, onlarca hükümdar tarafından defalarca teşebbüs edilmesine rağmen ancak 857 sene sonra, en iyi hazırlığı yapan Sultan Mehmed’e müyesser olduğu gerçeğini nazara aldı. Zamana meydan okuyacak mânevî hisarlar telif ve tesis ederek mânevî fethi gerçekleştirmenin şartlarını hazırladı: Risâle-i Nur Külliyâtı.

—DEVAM EDECEK—

Okunma Sayısı: 1379
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı