Urfa’yı gezmeye devam ederken insanlığın tarihe sunduğu önemli bir miras olan Göbeklitepe’yi bu gelişimizde iki defa ziyaret etme fırsatı bulduk.
İlkinde biraz daha sathî ve görüntü odaklı iken ikincisinde mana itibariyle derinlere daldık. Dile kolay, 12 bin yıllık tarihî yapılar…
2019 yılında resmî açılışı yapılan Göbeklitepe, ilk olarak 1963’te araştırmacılar tarafından fark edilmişse de bu yerin ne kadar önemli olduğu Alman arkeolog Klaus Schmidt tarafından bilinmiş ve 1995 yılında detaylı kazı çalışmaları başlamış. İşin ilginci, kazı çalışmalarının 150 yıl süreceği ön görülüyor.1
Göbeklitepe’de T şekilli dikilitaşlar ve kenarlara uzanan el çizimleri bu yapıların insanı temsil ettiğini gösteriyormuş. Bazı tarihçilerin yorumuna göre burası bir ibadethane ya da bir zikir meclisi gibi ya da bir istişare meclisi gibi düşünülebilir.2 İki büyük dikilitaş ve etra- fında dairesel sırayla duran diğer T şekilli yapılar görülüyor ve bunlar gerçekten de bir zikir meclisini hatırlatıyor. T şekilli yapıların kenarında ellerin birbirine bağlanmasını ise sanki namaz kılan bir insanı temsil ediyor gibi hayal ettim tabiî doğruluğu şüpheli. Çünkü 12 bin yıl önce yaşayan insanların ne düşünerek burada toplandığını ve bu yapıları inşa ettiğini tahmin etmek hayli zor. Ama biz iyisi mi hayra yoralım bu işi.
Tabiî buradan daha eski yapılar, yerleşim yerleri bulunmaz diye de bir şey yok. Şu âna kadar bilinen en eski yapı Göbeklitepe olarak kayıtlara geçse de kazı çalışmaları devam ettikçe bu kayıtlar da değişecektir elbet. Ama memleketim Urfa’da böyle bir yerin varlığı beni mutlu ediyor. Ve bunun üzerine düşünmek güzel. Çünkü burada bir tarih yatıyor.
Evet, Göbeklitepe’de dikilitaşlar mevcut ve üzerinde çeşitli hayvan figürleri var. Boğa, çakal, yılan, kuş, turna, örümcek gibi birçok tür yer alıyor. Dikilitaşlardaki bu hayvan figürleri ise geçmişe dair ön yargılarımı kırdı ve o yıllarda bile insanlığın estetik açıdan ne kadar gelişmiş olduğunu düşündürdü.
Burada bir sosyalleşme görüyoruz. İnsanların koca koca taşları hep birlikte kaldırıp buraya getirmesi ve bu yapıyı inşa etmesi, 12 bin yıl önceki insanların ne kadar uyumlu ve sosyal olduğunu, yardımlaşma prensibiyle hareket ettiklerini gösteriyor. Ve belki de onların buradaki ibadetleri ya da istişareleri de bu sosyalliğin gelişmesine katkı sunmuştur. Nasıl ki Nur talebelerinde görülen uhuvvet, tesanüd, istişare prensipleri gibi, kim bilir…
Tarım ve hayvancılığın da Göbeklitepe’de başladığı düşünülmekte. Buranın bir ibadet mahalli ya da dedikleri gibi tapınak tarzı bir yer olduğunu düşünürsek, oraya uzaklardan gelenlerin yiyecek ihtiyacını karşılamak için tarımı bu bölgede başlattıkları bir iddia. Bu açıdan bakılınca mantıklı geliyor. Ve önemli bir iddia ise, yerleşik hayata geçişin tarımla değil, inanç eksenli bir araya gelmelerle başladığı; yani insanlığın sosyalleşmesinin inanç altyapısıyla olduğunu bize gösteriyor. Ve insanlığın terakkisi de yine inanç merkezli bir hayatla; yani tarım, hayvancılık gibi o zamanın önemli meselelerinin inanç merkezli geliştiğini Göbeklitepe’deki çalışmalar ortaya koyuyor.
“Demek, insan bu âleme ilim ve dua vasıtasıyla tekemmül etmek için gelmiştir” 3 hakikati akla gelince, Göbeklitepe’deki insanlığın tekemmülü de belki ilim ve dua ile olmuştur, diye düşünmeden edemiyor insan. Yani burasının bir ilim meclisi ya da dua gibi bir ibadetin yapıldığı bir ibadethane olma fikri hiç uzak gelmiyor.
—Devam edecek—
Dipnotlar:
1. https://www.yeniasya.com.tr/kultur-sanat/gobeklitepe-de-yeni-tarihi-yapilar-tespit-edildi_467498
2. https://www.youtube.com/watch?v= QE8UXVhYWVM
3. Sözler, Yirmi Üçüncü Söz