"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Ah Abdullah kardeşim ah! -1

Osman ZENGİN
21 Mayıs 2026, Perşembe
Ah Abdullah kardeşim ah! Ne yaptın öyle ya? Böyle aniden, haber vermeden gidilir mi?

İşte takdir-i İlâhî, ne yaparsın, emir büyük yerden olunca, elimiz bağlanıp, dilimiz konuşamıyor, kalem oynayıp yazamıyor.

Sen de iyi bilirdin ki, “dua, fatiha ve hatırlanmaya sebeb olması” babında, hukukumuz olan vefat edenlerin peşinden, hatıralar birden canlanıp, bîiznillâh, hafızamızın da kuvvetli olmasıyla, bazen,  on beş dakikada makale yazıp yolluyordum. Sen de diyordun ki ”Abi, bu ne hız böyle maşaallah!” Ve bir seferinde de, benim ciğerimi dağlayan bir söz etmiştin. ”Abi, ben ölünce, bana da yazarsın değil mi?” Ve ben bu sözüne çok üzülmüştüm. “Abdullah, hayır konuş kardeş, Allah gecinden versin. Sen benden küçüksün, hem kimin önce öleceğini Allah bilir! Artık, sen mi bana, ben mi sana yazarım bilmem” demiştim. Evet, ben sana yazıyorum işte.

Sana bir şey diyeyim mi; şok vefat haberini alınca “yazayım” dedim; ama inan ki hüznümden dolayı, elim değmedi, kalem yazmadı, nutkum tutuldu. Ancak üç gün sonra yazmaya çalışıyorum.

Sen ne mübarek bir kardeştin öyle ya! Seneler evvel seninle ilk defa gazetede tanıştığım günü hatırlıyorum da, nasıl içim ısınmıştı sana. Beyefendi, nâif, nâzik, kimseyi kırmamaya, incitmemeye çalışan bir yapın vardı. Zaman zaman haberleşirdik, hâlleşirdik. Cemaatî faaliyetlerimizde bir araya gelir, görüşürdük. Rahmetli Halil Uslu’nun cenaze merasiminden, Konya’dan hızlı trenle beraber gelmiştik. Kızımın nikâh merasimi için, tâ İstanbul’dan, ailece kalkıp gelmiştiniz.

İki sene önce Çorum Kargı Yaylası programında beraber olmuştuk. Sen, bizden erken kalkıp, memleketin olan Tosya’da bulunan babana bakmak için gitmiştin. Bir saat sonra biz de, bir kaç arkadaş, Tosya üzerinden Ankara’ya giderken, telefonla selâm vereyim dedim. “Aman abi filân yerde bekleyin geliyorum” dedin ve bize yemek ziyafeti vermiştin.

On sene kadar önceydi, bana demiştin ki; “Abi, sizin istifadeye medar çok makaleleriniz var. Bunlardan, en eskiden başlayarak, kırkar tane yollasanız da, kitap çıkarsak. Hattâ durun, önce şöyle yapalım, sizin bu tâziye yazılarınız çok. Gazetede de bu bir ilk. Onları yollayın, çalışma yapalım” demiştin. On sene kadar önce yollamıştım. O zamanlar yüze yakın “tâziye makalesi” vardı. İşte, ne hikmetse, biraz ınkıtaa uğradı. Tekrar yeniden istedin yine yolladım ve diyordun ki “Bak işte şans. Biraz geç oldu ama bu abi de kitaba girecek inşâallah!” demiştin. Bir ara; “Abi toparlayayım inşâallah! Yani sen bu kitap çıkmadan ölürsen, üzülürüm” demiştin. Ah Abdullah! Şimdi ben üzüldüm. Ama sevindiğim bir şey, inşaallah kitap çıkarsa, sen de orada, bu makaleyle, iki yüz küsûruncu olarak yerini almış olacaksın.

—Devam edecek—

Okunma Sayısı: 199
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı