"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

İran'ın iki yüzü: İhtişamlı Camiler, kılınmayan namazlar

Nurenda Yaşar Coşkun
08 Mayıs 2026, Cuma
BİR İSLÂM ÜLKESİNDE CAMİLERİN BAZILARININ İBADET İÇİN KULLANILMAMASI VE NAMAZ KILMAK İÇİN YER ARAMAK, ÜZÜCÜ VE ÜZERİNDE DÜŞÜNÜLMESİ GEREKEN BİR MANZARA ARZ EDİYOR. ÖZETLE, MUHTEŞEM CAMİLER VAR AMA NAMAZ KILINMIYOR.

SAVAŞIN GİREMEDİĞİ HATIRALAR: İRAN-1
GEZİ: DR. NURENDA YAŞAR COŞKUN

İki yıl önce ailecek yaptığımız gezinin hatıralarını bugünlerde savaşın gölgesinde hatırlamak üzücü elbette. Güvenle yürüdüğümüz sokakları, çocukların koşturduğu camileri, devasa bir sanat galerisi olan bu koca ülkeyi şimdi savaş atmosferinde izlemek, hafızamda kalanları kurtarmak için yazmaya sevk etti.

Genel bir kaide olarak seyahatten önce o ülkeyi araştırmak yerine sonradan araştırmayı tercih ediyorum. Oradaki gerçeği görüp, malumatı onun üzerine bina etmek daha mantıklı geliyor. Diğer türlü nazar maluma tâbi oluyor ve gördüklerim, malumatları haklı çıkarmaya çalışıyor. Bu da seyahatten aldığım verimi düşürüyor.      

İran’a da İran’la tanışmak için gittik. Şehir insanın izdüşümü olduğu için insanlarla tanışmadan evvel şehirlerle tanıştık.


Nakş-ı Cihan meydanı

Zerafet ve ticaretin buluşması, İsfahan

Ticarî trafiğin yoğun olduğu şehirlerde genellikle özensiz, kalabalık ve daha sığ bir atmosfer olur. Ancak İsfahan hem sanatın, hem zanaatın, hem de ticaretin kesiştiği nadir şehirlerden birisi. Dünyadaki bazı şehirleri belli standartlara hapsedemezsiniz. O şehir kendi standartını koyar ortaya. İsfahan, Semerkand ya da Kahire gibi. Kalıplaşmış bir kafayla o şehri değerlendirmeye kalkmak o şehrin kendi güzelliklerini açmasına engel olur. Bu yüzden genel manada İran’ı, özelde İsfahan’ı dünya standartlarını bir kenara bırakarak gezip çok keyif aldım. 

İsfahan, İran’ın birçok yönüne haiz bir şehir. Ülkeyi temsil etmesi yönüyle Tahran’dan çok daha önemli bir noktada olduğunu düşünüyorum. Ne Tahran, ne Şiraz, İran’ı İsfahan kadar geniş bir perspektifte yansıtmıyor.

İsfahan’ı adımlarken yıkık dökük evlerin, eski model kırık çizik arabaların, inanılmaz karışık gürültülü bir trafiğin arasından bir cami karşılıyor bizi: İsfahan Ulu Camii.

İsfahan Ulu Camii: 1200 yıllık geçmişi var

1200 yıllık bir geçmişe sahip bu cami kaç devleti kucaklamış, kaç millet namaz kılmış burada diye düşünüyorum, bu inanılmaz bir his. Tıpkı Ayasofya gibi her asrın, her neslin ibadetlerinin ruhu siniyor o büyük camilere. Cami dört eyvanlı ve her eyvanı muazzam çini süslemeleriyle ve geometrik desenlerle ve oraya ev sahipliği yapmış her devletin sanatlı zevkleriyle süslü.

Bu muhteşem yapı hal-i hazırda cami olarak kullanılmıyor. İsfahan’daki diğer eski büyük ve güzel camiler de aynı şekilde. Hatta bu şeriat ülkesinde(!), her vakit namaz kılacak yer arayıp da bulamamak ve koca camilerin köşelerinde paravanla ayrılmış, halı dahi serilmemiş yerlerde namaz kılmak üzücü gerçekten. Ayrıca üç vakit namaz kılındığı için namaz vakitlerini tayin etmek de zor. Özetle inanılmaz camiler, ama kılınmayan namazlar.

Yürümeye devam ettikçe arka sokaklarda devasa bir meydana açılıyor. Nakş-ı Cihan meydanı. Her yönüyle tam bir meydan. İnsanlar için oturma, kaynaşma, çocuklar için oynayacakları, uçurtma uçuracakları bir meydan olduğu gibi etrafındaki dükkânlarda el sanatlarının işlenip sergilendiği ve satıldığı bir meydan aynı zamanda. Bunlarla birlikte güzel camiler ve bir saray da mevcut. Yani ne ararsan var.

Nakş-ı Cihan meydanı: İyi bir gözlem yeri

Halkla, sanatçı ve zanaatkârlarla, esnafla etkileşime geçmek noktasında Nakş-ı Cihan meydanı kıymetli bir yer. Halkı gözlemlemek, aile ve çocuk ilişkilerine şahit olmak, yüz ifadelerini, davranışlarını izlemek de sözsüz bir iletişim gibi. Biz de Nakş-ı Cihan meydanında İranlı ailelerin arasına oturup hem piknik yaptık, hem de onları izledik.


İsfahan Ulu Camii

Mütebessim ve samimî bir halk, Türkleri de seviyorlar. Hatta yolda yürürken tanışıp, konuşmak isteyenler de oluyordu turist olduğumuzu anlayınca. Dilimize Farsça’dan geçen kelime sayısı şaşırtıcı seviyede çoktu. Ayrıca onlar da Türkçeye meraklı ve dizilerden dolayı Türkçe kelimelere aşinalar. Bu yüzden anlaşmak zor olmuyor. Zorda kalınca Arapça da devreye giriyor. Doğu topraklarında İngilizceye başvurmak son çare olarak yaptığımız bir şey. Bu coğrafya insanının, yıllarca birbirinin diline hâkimken günümüzde anlaşabilmek için İngilizceye başvurması çok üzücü geliyor. Dil her ne kadar bir araç olsa da mana dil ile aktarılan bir şey ve Batı dilleri, Doğu insanlarının birbiriyle olan etkileşimini, samimiyetini, uhuvvetini, ruhunu ne kadar taşıyabilir? 

Türkiye’yi sevmelerinin önemli bir sebebi de kendi ülkelerindeki rejim baskısının oluşturduğu menfî atmosfer. Özellikle gençler bu menfî atmosferden dolayı öfkeli ve tepkililer. Bu da ne yazık ki din ve dinî yaşantıya da yansıyor. Tahran’da bu sekülerleşme daha belirgin. 2022’de Mahsa Amini’nin ölümü sonrası bu tepkiler daha görünür bir hale gelmiş. Gençlerde bu öfke açıkça hissediliyor. Kadınlar için zorunlu başörtüsü ile mücadele bir hürriyet mücadelesi adeta. Türkiye’de 28 Şubat’ta yaşanan başörtüsü için hürriyet mücadelesinin tam tersi gibi. Sadece tesettür meselesi de değil, genel manada ülkedeki cinsiyet eşitsizlikleri, kadın istihdamının yetersizliği, kadına yönelik baskı, bu direnişi kadın ağırlıklı bir direniş haline getiriyor. Kadınların en görünür tepkisi de tesettür yönünden. Ülkede gerçek manada tesettürlü çok çok az.

Din adına baskı dünvevîleşmeye yol açıyor

Dünyevîleşme bir ahirzaman problemi lâkin bu problem İslâm karşıtlığı üzerine bina edildiğinde durum çok vahim oluyor. Şu an tüm İslâm memleketleri Hicaz Bölgesi dahil bu dünyevîleşmeden nasibini almış vaziyette ancak bu dünyevîleşme İslâm’a yönelik bir tepki üzerinden ortaya çıktığında inançsızlık, sefahatte aşırılık, uçları yaşama hali baş gösteriyor. Türkiye’de de bir kesim seküler yaşantısını İslâm düşmanlığı üzerine bina ediyor ve İslâm’a karşı ne varsa destekler bir mahiyete bürünüyor. 


Nakş-ı Cihan meydanındaki çarşılar hem bir çarşı, hem de bir sanat galerisi gibi. Her dükkân bir atölye adeta. 

Her milletin farklı karakteri var. Bazı milletlerin bağımsızlık, hürriyet ve direniş temayülü daha kuvvetli. Bu ülkelerde din ve değerler eğer tepeden inme bir surette halkla buluşuyorsa, tepkiler kaçınılmaz oluyor. Hatta bu ülkelerde inançsızlık çoğunlukla aklî değil, duygusal sebeplerden ötürü vuku buluyor. 

Hayat ve şeriat dairesi iman dairesinin üstüne bina edilmediğinde altı boş kaldığında, dinin emirleri sadece bir kurallar silsilesi olarak algılanıyor. Bu durumda tepki kaçınılmaz oluyor. Bir de caydırıcı cezalarla, baskı ve şiddetlerle bu durum körüklendiğinde tepkiler inançsızlığa dönüşüyor. Yönetime olan itaatsizlik, Allah’a olan itaatsizliği beraberinde getiriyor. Tabiî bunda yönetici kesimin dinî ve dinî duyguları bir malzeme olarak görmesi büyük bir etken. Netice olarak İran ve Türkiye gibi ülkelerin inançsızlık problemi önce kalpte çözülmesi gereken ve ferd ferd aşılması gereken bir problem.

Çarşılar sanat galerisi gibi

Gelelim kaldığımız yere. Nakş-ı Cihan meydanında Safevîler’den kalma iki cami mevcut. Şah Camii ve Şeyh Lütfullah Camii. Her iki camiye de sadece gezi maksatlı, ücretli giriliyor ve camilerde namaz kılınmıyor. Akustik yönden her iki camide müthiş bir mimarî ile inşa edilmiş ve çini süslemeleri bu camileri benzersiz kılıyor. 

Nakş-ı Cihan meydanındaki çarşılar hem bir çarşı, hem de bir sanat galerisi gibi. Her dükkân bir atölye adeta. Kilim ve halı dokumacılığı, hâtemkâri (ahşap yüzeyler küçük parçalar halinde kemik, metal, altın, gümüş, pirinç yerleştirilerek yapılan bir sanat), çinicilik, hat ve tezhip, metal işçiliği ve mine sanatı (bakır veya metal üzerine mavi tonlarda emaye ya da cam tozu kaplanarak yapılan süsleme sanatı) gibi çok değerli el sanatları hem bizzat icra ediliyor, hem de satılıyor. Türkiye’ye kıyasla bu sanat eserleri çok çok ucuz.

Ülkedeki uluslararası yaptırımlar sebebiyle İran riyali sürekli değer kaybediyor. Dolayısıyla günlük hayatta döviz sığınılacak bir liman gibi. Uçaktan indiğimiz andan itibaren havaalanı dahil her yerde dolar bozdurulabiliyor. Bunun için bir büroya da gerek yok üstelik, yanlarında tomar tomar riyal ile gezip “dolar exchange” yapan insanlar mevcut. El sanatlarının bu kadar ucuz olması da aynı sebebten dolayı. Genel mantık dövizi elde tutmak üzerine. Hatta İran riyali o kadar değer kaybına uğramış ki, gezi boyunca cebimizde kalın kalın bir sürü banknot taşımak zorunda kalmıştık.

Ülkede taksiler de çok pratik, fakat iyi bir pazarlık yapmak gerekiyor. Uygulama üzerinden taksi çağırmak daha mantıklı oluyor çünkü turist olduğunuzu bildikleri için çok yüksek bir fiyat söylüyorlar. Hemen hemen gezilecek her nokta için taksileri kullanmak daha kolay. Çünkü çok kaotik bir trafiği var ve İran’da araba sürmek Türkiye’ye göre kesinlikle çok daha zor.

Ülkeye en çok turist, dinî sebeplerden dolayı Irak ve Azerbaycan’dan geliyor. Meşhed, Kum, Kaşan, Şiraz, Şia mezhebi için önemli ziyaret noktaları. Şiîler için bir nevî kutsal toprak ziyareti gibi buraları ziyaret etmek.

—Devamı Yarın—

Okunma Sayısı: 300
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı